Vincenzo Montella ile yolların ayrılması, Türk futbolunda bir değişimin başlangıcı olabilir. Ancak bunu bütün sorunların çözümü gibi görmek büyük bir yanılgı olur. Çünkü bugün tartışmamız gereken mesele yalnızca Milli Takım'ın teknik direktörü değil, Türk futbolunun nasıl yönetildiğidir.
Dünya Kupası sürecinde alınan kararlar, kamp yeri ve yolculuk planlamaları başta olmak üzere birçok konu tartışıldı. Başarısızlığın ardından Montella ile Uluslar Ligi'ne devam edilmesi de eleştirilerin bir başka başlığıydı. Süper Lig'de yıllardır konuşulan ancak çözüme kavuşmayan sorunları da bu tablonun yanına koyduğumuzda, TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu yönetimine yönelik ciddi bir güven problemi ortaya çıkıyor.
Montella'nın gönderilmesi kolay olan karardı. Asıl mesele bundan sonra alınacak kararları kimin ve hangi anlayışla alacağı. Futbolseverlerin güvenini önemli ölçüde kaybetmiş bir yönetimle yeni bir yapılanmadan söz etmek, daha yolun başında soru işaretleri oluşturacaktır.
Eğer gerçekten Türk futbolunu yeniden yapılandırmak istiyorsak, değişimi yalnızca teknik direktör koltuğuyla sınırlı tutmamak gerekiyor. Yeni bir sayfa diyorsak; yönetim anlayışından planlamaya, lig organizasyonundan Milli Takım'a kadar daha kapsamlı bir değişime ihtiyaç var.
Teknik direktör konusunda ise benim tercihim net: Yerli bir teknik adam.
Türk Milli Takımı'nın başında Türk bir teknik direktörün bulunması gerektiğini düşünüyorum. Bu elbette başarıyı garanti eden bir formül değil. Ancak ülke futbolunu, oyuncu yapısını, baskıyı ve Milli Takım formasının taşıdığı anlamı yakından bilen bir ismin bu yeni dönemde daha doğru bir tercih olacağı kanaatindeyim.
Montella gitti. Şimdi mesele yalnızca yerine kimin geleceği değil.
Asıl soru şu: Türk futbolunda gerçekten yeni bir sayfa açılacak mı?

