Devletin etkinsizleştirilmesi ve Keynesgil temellerde örgütlenmiş olan siyâsal yapıların geriletilmesi, ideolojik anlamda ekonomiyi ağırlıklı olarak finansal çıkarlara göre şekillendiren bir "ekonomizm" üzerinden yürütüldü. Yeni liberalizm, düşük işgücü maliyetlerini izleyen sermâyenin, üretimin dünya coğrafyasının çeperlerine dağıtılması; finansal ağların ise dokunulmazlığını sağlamaya mâtuf bir müdahalesizlik ilkesini dünyaya "özgürleşme" olarak pazarladı. Yeniden-bölüşümcülüğe açık siyâsal yapıların içinde örgütlendiği devlet, bu aşamalarda hep yuppie bilmişliği ve kibiriyle aşağılandı.
Bu sürece anarkokapitalizm diyenler de var. Yanlış değil. Kapitalizmin anarşist bir tabiat edinmesi onun târihsel karakteridir. Kapitalizm en dar görüşlü çıkarların akılcı bir örgütlenmesidir nihâyetinde. Ben doğrusu kapitalizmin bu tabiatına lümpenleşme terimini daha karşılayıcı buluyorum. Bugün kapitalizmin, özellikle de çekirdek dünyasında yaşadığı bunalımlar onun ileri bir hız ile ileri bir teknolojik gelişmelerle birlikte vardığı en lümpen aşamalardır. Ekonomik akıl kaybı ile siyâsal akıl kaybı eşleniyor. (Son örneği eşcinsel evliliklerin Fransa"da onaylanmasıdır).
Anarkokapitalizm, üretim ile finansal varlıklar arasındaki makası açarak(Kondratieff B dalgası) târihsel dar görüşlülüğü içinde kendi içini boşalttı. Son krizler bu sürecin en ileri evreleridir. Acaba kapitalizm kendisini yeniden üretebilecek ve görece istikrarlı bir dünya kurulabilecek mi? Bugün ekonomi forumlarında tartışılan budur. Artık eskisi gibi "geçiş senaryoları" emin bir dil üzerinden konuşulmuyor. Wallerstein kendisi ile yapılan bir söyleşide bu soruya, galiba biraz da kumarbaz kapitalizmin dilini satirizm konusu yaparak "fifty-fifty "cevabını veriyor. Harvey ise onun kadar karamsar değil. Ama güçlü bir belirsizlik doğduğuna o da kâni.
Öte yandan devlet yapıları yeni krizlerle birlikte dikkât çekici bir toparlanma içinde. Finansal sermâye ile devletler arasında bir çelişki keskinleşiyor. Devletler pısırıklıklarını atıp finansal düzeyde saçmalayan sermâye davranışlarını derleme misyonu kazanıyor. Özellikle Türkiye"nin de içinde bulunduğu yarı-merkez ülkelerde son krizlerden, özellikle de Güney Kıbrıs sarsıntısından sonra yaşanan da budur. Modelin yavaş yavaş çekirdek ülkelere de sirâyet edeceğini düşünüyorum. Ama devletin yeniden etkin bir güç olarak dönüşünün o kadar da hayırhah sonuçları olduğundan emin değilim. Başta ABD, Japonya ve görece Almanya olmak üzere reel ekonomide izlenen küçülmeler ve durgunlaşmalar hayra alâmet değil. Öte yandan küresel üretimin hatırı sayılır bir kısmını yüklenen ve bunu da askerî harcamalarını kısarak taçlandıran yarı-merkez ülkelerdeki artığın militarist kanallarla çekilebileceği ihtimâli çok ürkütücü geliyor. Devletin, altını çizelim, yarı-merkez ülkelerde yeniden sahneye girdiği bu süreç, mevcut jeopolitik ve jeokültürde çok düşündürücü olmalıdır. Unutmayalım, modern dünyada sağlanan her mevzii ve dönemsel barışın, çoğu kez daha büyük bir savaşın içinde saf sıklaştırmaktan ibâret kalması şaşırtıcı değildir..
Başlıklar :

