Yazarlar Birey"in dünyası (2)

Birey"in dünyası (2)

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün Gazete Yazarı

Birey"i bir târihsel imkân olarak düşünmek, onu bir ihtimâl olarak hem doğuran hem de sınırlandırıp bozan olguları berâber değerlendirmeyi gerektiriyor. Bu diyalektik bir zorunluluk. Bireyselleşme ile bireysileşme arasındaki farklılığa önceki yazıda değinmiştim. Burada ise bireyselleşmenin "nesnel" ve "öznel" boyutlarına bakmak istiyorum.

Yüksek derecede sanayileşme deneyimi yaşayan merkez kapitalist toplumlarda "bireyselleşme"; "yalnızlaşma" ve "yabancılaşma" ile el ele gitmiştir. Bunu hem köksüzleşme ile anılan burjuva süreçlerle hem de kırsal dünyanın çözülüp büyük nüfusları proleterleştiren dinamiklerle açıklayabiliriz. Burada "bireyselleşme" ayrışma, parçalanma ya da kopmayı vurgulamakta; özel bir kültürel tercihin ya da doğrultunun konusu olmanın çok ama çok gerisine düşmektedir. Şöyle de söyleyebiliriz: Burada bireyselleşme, başa gelen, nesnel ve ağır bir insanlık durumudur.

Kapitalist mübâdelenin dayandığı işbölümü bireyselleşme süreçlerinin nesnel taraflarından pay çıkarmış; lâkin bunun öznelleşmeye dönüştürülmesinden hep kaygı duyulmuştur. Bir nesne olarak birey ile bir özne olarak birey arasındaki farklılıktır bu. Yâni bireyi nesneleştiren dinamikler rahat rahat işlerken, buradan doğabilecek özneleşme iddiaları hoş karşılanmamıştır.

Sözü edilen rahatsızlıkların, ideolojik donanımları farklı da olsa temelde organik düşünceler tarafından dile getirildiğini biliyoruz. Organik düşünceler daha çok bireyleşmenin olumsuz sonuçlarıyla ilgilenmiş ve onu kolayca mahkûm edebileceğini düşünmüştür. Organik düşüncelerin birey meselesine bakışı; "bireyselleşmenin sonuçları kötü ise kendisi de kötüdür" yollu, penisilinci bir bakıştır. Oysa bireyselleşme bir târihsel imkândır. Yâni, onu var eden koşullar içinde, hem onu baskılayan hem de açan etkiler yan yanadır. Bunlardan hangisinin galebe çalacağı bilinmez. "Birey" bir târihsel imkân olarak tezâhür ettikten sonra, belki dönem dönem ezilebilir; bastırılabilir; ama yok edilmesi artık mümkün de değildir. O, kendi açılımlarını farklı târihsel dönemlerde tecrübe edecektir. Bu tecrübeler onu ya biraz daha nesneleştirecek ya da özneleştirecektir. Hepsi bu...

Bürokrasilerin pasifize edildiği, yerleşik profesyonel ağların yırtıldığı, püritan burjuva ailelerinin kültürel çöküşünün yaşandığı bir dünyada, modernliğin birey sorunu da derinleşiyor. İlki ulus devletin çöküşü olarak anılırken; ikincisi insanın yeteneklerini daha da işleyecek yeni-esnek meslekler olarak anılıyor. Üçüncüsü ise merhum Fethi Gemuhluoğlu"nun erken bir devirde görüp düşündüğü "veledşâhî" dünyâdan başkası değil... Bütün bu gelişmeleri başlıbaşına bireyselleşmenin başarıları, hattâ kurtuluşu gibi okutan bakış ya tembeldir; ya da niyeti farklıdır. Bürokratik paternalist otoritelerin, hem ailede hem de istihdamda gerilemesi, bunların yerini birey açısından daha bastırıcı otorite tiplerinin almadığına delâlet etmez. Ben bunun böyle olduğunu düşünenlerdenim. Yâni bürokrasinin çözüldüğü yerde bürokrasiye rahmet okutacak gelişmeler yaşanıyor. Yeni istihdam türleri, ekonomik akılcılık gereği olarak kabul ettirilen ve olağanlaştırılan, eski baskı türlerini aratacak baskılar doğuruyor. Bunları, artık eskiden olduğundan daha rahat davranan, eskisi ve yenisiyle cemaatlerin geçerli ya da muhtemel baskılamaları alıyor. Diğer taraftan ise bireyselleşmenin en sıvı hâli olan bireysileşme kol geziyor. Ama unutmayalım; bireysileşme çok öznel görünümlü (tıpkı Doğan görünümlü Şahin gibi) bir nesneleşme tarzıdır. Kapitalist mübâdeleye özgü işbölümünde tanınır olabilmesi zarfı değil, mazrufu yüzündendir. Hâsılı, birey halâ bir târihsel imkân olarak duruyor, ama unutmayalım; eskisinden daha kırılgan hâliyle...

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.