Seçim DSP Seçim Vaatleri 31 Mart 2019 | AK Parti Seçim Bildirgesi

DSP Seçim Bildirgesi

MUTLU İNSAN ÇLÜ TÜRKİYE

ÖZLENİ DUYDUĞUMUZ ORTAK DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM “HAK, BARIŞ VE ŞEFFAFLIK”

DSP Demokratik Sol Parti Seçim Bildirgesi 2015
 

SUNUŞ

7 Haziran 2015 seçimleri Türkiye’nin ve vatandaşlarımızın geleceğini belirleyecektir. Halkımız vereceği oylarla ülkemizi yönetecek siyasi gücü belirleyecek, Türkiye’nin bugününe ve geleceğine dair tarihi öneme sahip kararı verecektir.

Halkımız Demokratik Sol Parti’ye teveccüh gösterirse, Demokratik Sol Parti tarafından;

Vatandaşlarımız arasında oluşan bölünmüşlük ve dışlanmışlık duygusunu sona erdiren, demokrasiyi bütün unsurlarıyla yaşatan, toplumun her kesimini kucaklayan, hukukun üstünlüğü ilkesini geçerli kılan, adil ve dürüst bir yönetim sergilenecektir.

Yoksulluk ve işsizlik en acil sorunlarımızın başında gelmektedir. Ö ncelikle çocuk işçiler olmak üzere, tüm işçilerin hakları korunacaktır.

Komşularımızın  iç  işlerine  müdahale  edilmeksizin,  bölgemizde  devam  eden anlaşmazlıkların çözümünde ülke çıkarlarına dayalı barışçıl bir çabayla politika geliştirilecek, Türkiye’deki mültecilerin herhangi bir sıkıntı ile karşılaşmadan ülkelerine bir an önce dönmeleri için gerekli tüm tedbirler alınacaktır.

Terör sorunu; ülkenin birlik ve bütünlüğü korunarak, toplumun tüm kesimlerini tatmin edecek şekilde, demokratik ve yerelliğe de özen gösteren bir anlayışla çözülecektir.

Cari açığa,  yurt  dışı borçlanmaya  ve  tüketime  dayalı  büyüme  anlayışı  terkedilerek üretime, istihdama, verimlilik ve katma değer artışına dayalı teknolojik yenilikleri uygulayan sürdürülebilir karma bir ekonomik büyüme gerçekleştirilecektir.

Ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını azaltacak yatırımlara öncelik verilecek, enerji verimliliği ile yenilenebilir enerji kaynak larının kullanımı desteklenecektir. Enerji nakil hatlarının ülkemiz üzerinden geçirilmesine öncelik ve önem verilecektir. Ayrıca elektrik iletim hatları gözden geçirilecek, Türkiye’nin elektriklerinin kesilmemesi için gereken yatırımlar yapılacaktır.

Ortaöğretime giriş sınavsız olacak, Üniversite’ye girişte öğrencilerin geleceklerini tek bir sınava bağlamalarının önüne geçilerek kamu personelinin seçimine benzer bir yerleştirme sistemi benimsenecektir. Herkes yeteneğine ve isteğine göre eğitim yapacak, eğitimde rekabet eşitliği yaratılarak her kademede kaliteli ve parasız eğitim olanağı yaratılacaktır.

Engelli bireylere sosyal yardım ve desteklerin arttırılması, sağlık ve bakım hizmetlerinin iyileştirilmesi ve yaygınlaştırılması, iş bulmalarının garantilenmesi ve tamamen ücretsiz eğitim sağlanacaktır.

Kadınlarımızı çalışma hayatından uzaklaştıran değil, iş gücüne katılımlarını teşvik eden düzenlemeler  yapılacak,  kadına  şiddete  son  verilecek;  siyasi,  ekonomik  ve  sosyal yaşamın her seviyesine eşit bir şekilde katılmaları sağlanacaktır.

Türkiye’nin  ileriye  umutla  bak maya  ihtiyacı  var.  Milli  gelir  dağılımını  düzelten, yoksulluğa son veren, istihdam yaratan, işsiz gençlerimizi iş sahibi yapan, eğitim kalitesini yükselten, yolsuzluğun hesabını soran, bütün kesimlerin üzerinde uzlaşacağı, halkçı bir karma ekonomi politikasının ortaya konulması gerekmektedir. DSP uygulayacağı “Halkçı Rekabet Modeli” ile ülkemizde ekonomik kalkınmayı sağlayacak, gelir dağılımını düzelterek yoksulluğu azaltacak, istihdam yaratacak ve böylece Türkiye’yi içinde bulunduğu durumdan kurtaracaktır.

İDDİA EDİYORUZ: Türk iye’nin bu kaynakları yaratmaya gücü de vardır, kapasitesi de! Yeter ki devlet kasasının boşaltılmasından vazgeçilsin, yeter ki vergiler belli zümrelere ve  ailelere  değil  devlete  kalsın!  Size  ilk  yaratacağımız  kaynağı  açıklıyoruz: Yolsuzluklardan dolayı devletin kasasından çalınan milyar dolarlar! Hortumları kesersek; emekli maaşları da iyileştirilir, asgari ücret de artırılır, benzin de ucuzlatılır, refah seviyesi de yükseltilir.

Türkiye’nin   tam   bağımsızlığı   ancak   ekonomik   özg ürlüğün   sağlanma sıyla   elde edilebilir. Bu nedenle Türkiye’nin karma ekonomik d uruşa, milli bir ekonomik algıya ihtiyacı vardır.  DSP; sıcak paraya, yurt dışı borçlanmaya, tüketime ve cari açığa dayalı politikalara son verecek, ekonomimizi sürdürülebilir bir şekilde büyütecek politikalar uygulayacaktır. Enerjide ülkemizin dışa bağımlılığını azaltacak yatırımlara öncelik verecek; enerjinin edinilmesinde ekolojik dengeye ve insana önem verecektir. Başka bir deyişle, artık Türkiye’nin yönetim koltuğuna Türkiye’nin kendisi oturacak, ekonomimiz belli zümrelere ya da yandaşlarına değil, kendi insanımıza hizmet edecektir.

DSP; demok rat, katılımcı,  özgürlükçü,  laik ve  hukuk un üstünlüğüne öncelik  veren, Cumhuriyetin k uruluş felsefesiyle uyumlu bir Anayasa değişikliğinden yanadır. Temel hak ve özgürlükler, insanca yaşama hedefine yönelerek genişletilip güçlendirilecek; kamu hizmetle- rinin tüm yurttaşlar için eşitlik  ilkesine uygun olarak  yürütülmesi güvence altına a lınacaktır. Yürütmeye yargısal yetki tanıyan “İç Güvenlik Paketi” benzeri yasalar iptal edilecektir.

Ulusal çıkarlara dayalı bölge merkezli dış politika bizim temel politikamızdır. Onurlu ve fakat diğer ülkelerin egemenlik haklarına saygılı bir dış politika benimsenecektir.

DSP, evrensel değerleri yerel değerlerle yoğurmuş, bu milletin içinden çıkmış bir partidir. DSP’nin değerleri, milletin değerleridir. DSP’ye verilen oy, halkın kendisine verilen oydur!

Dr. Masum Türker

Genel Başkan

 

1.   GENEL GÖRÜNÜM

1990’lardan sonra Dünyanın değişen siyasi ortamı,  Dünya’da küreselleşme ötesi bir egemenlik gücünü ortaya çıkardı. Dünya’da yaşanan değişim ile birlikte gelişen sömürü odaklı neoliberal politikalar, Dünyanın çoğunluğuna egemen oldu. Bunun başlıca nedeni neoliberalizme karşı duran ve alternatif politikalar üreten geniş tabanlı bir siyasi muhalefetin ortadan kalkmasıdır. Bu da Dünyayı tek kutuplu bir sürece sürüklemiştir.

Dünyadaki b u gelişme özellikle kriz zamanlarında ve acil durumlarda faşizme yönelen otoriter siyasi sistemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ortaya çıkan otoriter siyasi sistemlerin uygulandığı ülkelerde; otoriter, baskıcı, farklılıklara karşı hoşgörülü davranmayan, güvenlik düzenlemeleriyle insanların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlaya n siyasi eğilimler ve siyasi yöneticiler güçlendi.

Otoriter sistemlerin ortaya çıktığı ülkelerin içinde veya diğer ülkelerden gelen büyük göç dalgaları ile küreselleşen ve sendikal örgütlenme kabiliyetini yitiren işgücü pazarı baskıcı yönetimleri daha da güçlendirdi. Neoliberal politika uygulamalarının olmazsa olmazı olan vahşi kapitalizm; ülkelerin ulusal kapital sahipleri dahil olmak  üzere tüm kesimlere yönelik baskıcı otoriter yönetim sistemini sürekli besledi. Bu da insanları önce yoksullaştıran sonra da köleleştiren, özgürlükleri yok eden otoriter-baskıcı insanlık onuruna yakışmayan uygulamaları hayata geçirdi.

Ülkelerin uyguladıkları ekonomik politikalara uyumlu vahşi kapitalizm; önce bireylerin özgürlüğünü  sonra  toplumsal özgürlükleri ileri düzeydeki güvenlik  zırhına bürünmüş politikalarla insanları baskı altına aldı. Baskı gücünü kullanan siyasi yöneticiler; iktidarlarını güçlendirmek ve aşırı otoriter eğilimlere yol veren otoriter yönetim sistemlerini meşrulaştırmak eğilimine girmektedirler. Bunun için maskeli siyaset yolu ile gerçek yüzlerini saklayarak algı yönetiminden yararlanıp halkın oyu ile faşizme giden yolun taşlarını otoriter yetki talepleriyle döşemek istemektedirler.  Bu bağlamda halkı öğretilmiş çaresizlik psikolojisine sokarak halktan seçim yolu ile bireysel otoriter rejimlerin yetkisini talep etmektedirler.

Bu yetkiler artıkça halka yönelik devlet yönetiminde kamu yararı ve kamusal sorumluluk ortadan kalkmaktadır. Kamu kaynakları yağmalanmakta, sömürgen vahşi kapitalist düzen bireysel ve toplumsal özgürlükleri baskılayarak ve halkı yoksullaştırarak köleleştirmektedir. Demokrasinin özgürlükçü siyasi zeminin otokratik yapıya dönüşmesinin temel taşları bu yolla döşenmektedir.  Bu  sürecin  tamamlandığı  ülkelerde  neoliberal  politikalar  güçlülerin zenginleşmesi sürecini hızla artırarak onları daha da güçlendiren ve başka bir siyasi seçeneğe yer bırakmayan bir siyasi ortam yaratmaktadır.

Dünyadaki bu gelişmeler son 12 yıldan b u yana Türkiye’nin yönetimine de yansımıştır. Sendikal örgütlenme tamamen yok olurken; üreten iş hayatı da yok olmuş, milli kapital el değiştirerek neoliberal politikaları Dünyaya dikte ettiren uluslararası kapitalistlerin veya iktidar yanlılarına eline geçmiştir. Örgütsüzlük emek kesimini yoksullaştırarak köleleştirirken, üreten sermaye kesimi ve kamu sektörü yok olmaktadır..

12 yıl önce 6,7 milyar lira olan hane halkı borcu (kredi kartı, konut kredisi, tüketici kredisi vb.), 2013 sonunda 372,4 milyar liraya tırmanmış; yani 12 yılda 55 kat artmıştır. 2002’de hane halkı 100 liralık kazancının 3,4 lirası kadar borçluyken, günümüzde 100 liralık kazancının 55,2 lirasını borçlu hale gelmiştir. En küçük bir durgunlukta, zaten dar geliriyle geçinen vatandaşın ne kadar zor duruma düşeceği ortadadır. K ullanılabilir gelir içindeki borçların payı hızla yükselmektedir.

2002’de tüketici kredisi miktarı 2 milyar lirayken 2013’te 247 milyar liraya yükselerek 12 yılda 124 kat artmıştır. Vatandaş borçlanmakta adeta birbiriyle yarışmaktadır. Türkiye’de iç tasarruf oranı, % 23’lerden % 12’lere kadar düşmüştür. Halkın bu borçlanma trendi insanların geleceğini ipotek altına almakta ve öğretilmiş çaresizliğin girdabında boğmaktadır.

Darbe  ürünü  S iyasi  Partiler  Kanunu  ve  Seçim  Kanunları  üzerinde  inşa  edilen  algı süreçleriyle siyasal örgütlenmenin güc ü öğretilen çaresizliğin bir başka boyutu olarak  “oyum boşa gidecek” anlayışıyla siyasi örgütlenme bilinci yok edilmiş; bu da beraberinde siyasi örgütlenmenin işlevini körelterek temsil kabiliyetinin güç kaybetmesine neden olmuştur.   2002 yılından bu yana ortaya çıkan bu siyasi zemin; siyasi örgütlenmenin üye düzeyindeki kabiliyeti yerine sermaye kabiliyeti yüksek  ve güce önem veren medya kabiliyetine yönelmesine neden olmuştur. Bu da siyasi partilerin sadece seçimlere yönelik araçlar haline gelmesine neden olmuştur. Bu durum parlamentodaki muhalefet partilerinin de politika üretemez ve iktidara bağımlı hale gelmelerine yol açmıştır.

Bazı toplumsal tepkilerde ortaya çıkan talepler sonucunda demokratik yurttaşlık anlayışı devreye girmektedir. Ancak bu demokratik yurttaş tepkileri, öğretilmiş çaresizlik nedeniyle iktidara endeksli, sermaye gücüne dayalı politik sürecin egemenliği nedeniyle etkin politikalara dönüşememekte, siyasi sonuçları olan bir fark lılık yaratamamaktadır.

Bu durumu 12 yıllık yönetimi döneminde analiz eden iktidar; otoriter bir devlet yönetim sistemi kurmak amacıyla Başkanlık sistemine geçişin alt yapısını oluşturtmuştur. Özellikle bazı taleplerde, örneğin sigara fabrikalarının özelleştirilmesi sırasında yapılan sokak protestoları, çevrenin  tahrip  edilmesi  nedeniyle  başlayan  iktidarın  baskıcı  uygulamalarına  karşı  verilen hukuki  mücadeleler  siyasal  örgütlenmelere  dayanmadığı  için  toplumsal  tepkiler  ve uygulamaların sonuçlarına karşılıksız kalmıştır. Bu durumu dikkatle izleyen iktidar mensuplar ı; halka yönelik uyguladıkları algı yönetimiyle demokratik yurttaşlık tepkisinin sonuçsuz kaldığını görünce  150  yıllık  deneyime  sahip  parlamenter  sistem  yerine  başkanlık  sistemini  ikame edebilmek için halktan oy talep etmektedir.

Özellikle çevrenin tahribi endişesiyle başlayan Gezi protestolarının sonradan yapılan seçimlerde bir siyasi sonuca ulaşmadığını gören iktidar mensupları bu konudaki taleplerini daha açık bir şekilde gündeme taşıdılar. Gezi protestoları bir siyasi örgütlenmeye dayanmadığı için siyasi temsil kabiliyetine kavuşamadığı ortaya çıkmıştır. Bu durum siyasal bilincin dayanmayan sokak hareketlerinin bir siyasi sonucu olmadığını ortaya koymuştur.

Halk öğretilmiş çaresizliğin esiri olarak siyasal bilincinden ve siyasal duruşundan uzaklaşıp başka siyasi partilere oy verdiğinde, demokrasi yozlaşırken kendi geleceği kararmaktadır.  Nitekim  Gezi protestolarının  ardından  demokratik  yurttaşlık  talebiyle  ortaya konan muhalif tavır gerek yerel seçimlerde gerek C umhurbaşkanı seçiminde hiç etkili olmadı. Gezi protestoları ve gençlerin tepkisi sürekli gündemde tutulmasına rağmen bir siyasi örgütlenmeye dayanmaması ve ortak bir siyasal bilince sahip olunmaması nedeniyle öğretilmiş çaresizlik bilincine yenik düşmüştür.

Bu nedenle siyasi güç toplayacak  ve benze rlikleri  nedeniyle rekabet etkisi yaratacak mücadeleci siyasi partilere ihtiyaç var. Bu ihtiyaç özellikle Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm üretecek ve katma değeri yüksek üretim düzeninden yana işsizliğe çare olacak siyasi partilerin siyasi arenada varlığını gerektirmektedir.

12 yıllık iktidar sürecinde uygulanan  “borçlanma, sıcak para ve cari açık” olarak özetlenen ekonomik politika sanayi üretimini azaltmış; ithalata dayalı büyüme politikası uygulanmış  bu da cari açığı ve borçlanmayı arttı rmıştır. 12 yıl önce 129 milyar 592 ABD Doları dış borcu olan bir Türkiye de vralan AKP geride bı raktığımız 2014 yılı sonunda Türkiye mizi 402 milyar 415 milyon ABD Dolar borca sokmuştur.

“İsraf ve gösteriş politikası” sonucunda, toplumun uzun vadedeki çıkarları ihmal edilmiştir. Bunun sonucunda; özelleştirme sürecinde önemli kamu kuruluşları yanı sıra özel kuruluşlar da ithalatı tercih eden yabancılara satılmış, istihdam azalırken sanayide iş olanakları azalmıştır.

Türk toplumunun genel yaşam tarzında açıkça görülen değerler değişimi ve devlete bağlı yapılardaki kadrolaşma ise çağdışıdır. İktidar partisi, kendi dünya görüşünde olmayan vatandaşları  gerek  iş  hayatında,  gerek  bürokra side  gerekse  toplumsal  yaşamda  dışlamış  ve ötekileştirmiştir. Bu ötekileştirmenin adını ise “siyaset” koymuştur.

Atatürk ve arkadaşlarının benzerlikleri ortak payda alarak oluşturdukları “ulus” bilinci; farklılıklar öne çıkarılarak terk edilmiştir. Ülkemizin sürüklendiği ekonomik istikrarsızlık ortamında “dikey” ve “yatay” nitelikte iki tür bölünme tehlikesi baş göstermiştir.

Dikey  Bölünme,  ülkemizin  bir bölgesinde  terör olarak  başla yıp  kendisine sosyal ve siyasal bir taban da oluşturmuş bulunan bir hareketin bu bölgeye farklı bir nitelik vermeye çalışmasıdır. Bu yöndeki çalışmalar bö lgedeki farklılıkları öne çıkarmaya, yani “dikey bölünme” yi sağlamaya yöneliktir.

Yatay Bölünme ise 1980 askeri darbesinden beri uygulanan ve 2003 yılından bu yana ivme  kazanarak   hızlanan  politikalar  sonucunda ;  inanç  ve  gelir  seviyesi  farklılıklarından kaynaklanan farklı yaşam tarzlarının ortaya çıktığı, bir tarafın diğer tarafı ötekileştirdiği, birbirlerine yabancı olmaya başlayan kesimlerin Türkiye Cumhuriyeti’ne olan mensubiyet duygularının azaldığı bir süreçtir. Yatay bölünmenin sonucu olarak; kişiler, vatandaş olarak ülkeye bağlılık yerine; cemaat, mezhep, particilik, hemşehrilik, etnik farklılık veya mafya gibi gruplarda sosyal aidiyet aramakta, bunlara dahil olmayanlar ise kendilerini “ortada kalmış” hissetmektedirler. DSP dışındaki partilerin dikkat çekmediği bu yatay bölünme, sosyolojik bir çözülme sürecinin  hem alt yapısını oluşturmakta  hem siyasi olarak bu süreci benimsemeyen merkez partilerin siyasi alandan çekilmelerine neden olmaktadır. Yatay bölünme, dikey bölünme kadar, hatta ondan daha da sancılı, acılı ve uzun vadeli bir süreçtir.

İnançsal  ve sosyal  farklılıklar  üzerine kurulan politika  ve  uygulanan  şekliyle piyasa ekonomisi   yatay   bölünmeyi;   etnisite   üzerine   kurulan   politika lar   da   dikey   bölünmeyi hızlandırmaktadır. Yatay ve dikey bölünmenin önüne geçmek, sadece DSP’nin değil, tüm parti ve toplulukların öncelikli görevidir. Vatanseverlik bunu gerektirir.
 

2.      YENİDEN EĞİŞİM: DEMOKRATİK S OL YAPILANMA

Türkiye’mizin bu sorunlu ortamdan çıkabilmesi için DSP tarafından öngörülen Çıkış Yolu’nun çerçevesi aşağıda üç alt bölümde özetlenmiştir. Öncelikle ulusal uzlaşı konuları tespit edilmeli ve bu doğrultuda kolektif bir politika benimsenmelidir. Akabinde Türkiye yeniden yapılandırılmalıdır. Bu yapılandırma işlemi ise DSP tarafından gerçekleştirilmelidir.


Ulusal Uzlaşı Konuları

Türkiye’nin içinde bulunduğu zor şartlardan çıkıp, özlenen özgür ve kalkınmış bir ülkeye dönüştürülebilmesi için tüm ulusumuzun beklediği uzlaşı konuları şunlardır:

•    Ulusal   Birlik :   Dışarıdan   kışkırtılan   bölücü   akımlara   karşı   ulusal   birliğimizin pekiştirilmesi gerekmektedir. DSP’nin milliyetçilik anlayışında, ırk ve soy ayrımcılığının da, din ve mezhep ayrımcılığının da, bölgeciliğin de ya da herhangi bir mikro ayrıştırıcı kavramın yeri yoktur. Ülkeyi kurmuş Türkiye ahalisi, her anlamda denktir, vatandaşların birbirine üstlüğü ya da altlığı yoktur.

•  İnançlara Saygılı Laiklik : Ulusal birliğin de demokrasinin de güvencesi olan laikliğin, inançlara tam saygıyla bağdaşarak korunması konusunda ulusumuzun büyük çoğunluğu birleşmektedir. DSP bir yandan laikliği ödünsüz koruyacak; bir yandan da inanç, din ve ibadet özgürlüğünün tam anlamıyla güvencesi olmayı sürdürecektir. İnançlara saygılı laiklik temel ilkemizdir. İnançlara olan saygıyı ikinci plana atan bir laiklik anlayışının bu topraklarda bir karşılığı olmadığı gibi, gerçek laiklik anlayışından uzaklaşan bu şekildeki laiklik algısı insani de değildir.

Tam Demok rasi: DSP, demokrasiye gerçeklik ve işlerlik kazandırmayı öncelikli görev ve işlev saymaktadır. DSP, bir yandan demokrasiyi bütün kurumlarıyla eksiksiz ve sürekli olarak yerleştirmek için gerekli yasal düzenlemeleri yapacak, toplumun siyasete ve sosyal hayata etkin katılımı önündeki engelleri kaldıracak, diğer yandan ilköğretimden üniversiteye kadar tüm örgün eğitim-öğretim ile yaygın halk eğitimi kurumlarında, katılımcı demokrasi bilincinin gelişmesine ve yaygınlaşmasına yönelik programlara yer verilmesini sağlayacaktır. DSP, tam demokrasi için kuvvetler ayrılığı ilkesini olmazsa olmaz düzeyinde savunmaktadır. DSP yeni anayasa yapımı sürecinde toplumun bütün katmanlarının katılabildiği bir uzlaşı ortamı yaratmak hedefindedir. Demokratik Sol’un demokrasi anlayışı, siyasal, sosyal, ekonomik boyutlarıyla bir bütünlük oluşturur.

Hakça Düzen: Yolsuzluklardan ve adaletsizlikten bunalan halkımızın özlemi ülkemizde hakça bir düzen, etkin ve dürüst bir yönetim, etkili bir denetim kurulması ihtiyacını vurgular. DSP’nin amaçladığı hakça düzende; sömürünün önlenmesi,  tüm toplum kesimlerinin  insanca yaşama olanaklarına kavuşturulması, kanunların herkese eşit uygulanması,  fırsat eşitliğinin ve hakça bölüşümün sağlanması, hem insanlar hem bölgeler arasında sosyal adaletin sağlanması ve sosyal güvenliğin herkesi kapsaması öngörülmektedir. İktidar yandaşı olsun ya da olmasın, herkesin eşit koşullarda rekabet ettiği, eşit koşullarda yargılandığı, eşit koşullarda yaşadığı ve hatta eşit koşullarda ölebildiği bir Türkiye hayal ediyoruz. DSP, toplumsal adaleti temin ederek toplumsal barışı sağlayacaktır.

Güçlü ve Saygın Türkiye : Değişim sürecine giren dünyada Türkiye çok büyük bir önem kazanmıştır. Bu yüzden DSP hiçbir ülkenin içişlerine karışmaksızın, şovenlikten de, ırkçılıktan da, yayılmacılıktan da uzak bir yaklaşımla ulusal çıkarlara dayalı bölge merkezli bir dış politika izleyerek Türkiye’yi hak ettiği güçlü ve saygın konumuna getirecektir.

Özgür İnsan, Özgür Toplum: Ö zgür toplumun özü ve kaynağı özgür insandır. Ö zgür insanın güvencesi de özgür toplumdur. Kendi özgürlüğünü koruyup genişletebilmek için, kendi özgürlüğünün de güvencesi olan demok rasiyi yaşatma ve genişletmeye katkıda bulunabilmek için, insan, bütün toplumun, o arada kendi gibi düşünmeyenlerin de özgürlüğünü savunmak zorundadır.   Düşüncelerin  özgürce  açıklanabilmesi,  demokrasi  için  gereklidir  ama  yeterli değildir. Gerek açıklanan düşüncelerin gerekse bilginin, toplumda serbestçe ve yaygın biçimde dolaşabilmesi de sağlanmalıdır. Bunun için iletişim hakkı ve olanakları genişletilmeli, toplumda herkesin ve her kesimin eşitlikle yararlanabileceği düzeyde olmalıdır. Güçsüzler, özgürce örgütlenip birleşerek, seslerini, en az güçlüler kadar gürleştirebilmeli, değişik düşünceler ve seçenekler, kitle iletişim araçlarıyla, topluma, özgürce ve dengeli biçimde yayılmalıdır.

Adil ve Hızlı Yargı Düzeni: Adalet, yalnız devletin temeli değildir. Adalet aynı zamanda hakların, özgürlüklerin güvencesi ve iktidarın demokratik hukuk devleti kurallarına göre sınırlandırılmasında   önemli   bir   etkendir.   Bu   işlevleri   yerine   getirebilmeleri   için   yargı organlarının bağımsızlığı kesin güvenceye kavuşturulacak ve hiçbir koşul altında sınırlandırılmayacaktır. Hiçbir kurul, kurum, makam veya kişi, yargı denetiminin dışında veya üstünde tutulmayacaktır. Sorgulamanın, her aşamada, insanlık onuruna saygılı biçimde ve demokratik  hukuk  devleti kuralları  içinde  yapılması,  ba ğımsız  yargı organlarının  güvencesi altına alınacaktır. Savunma hakkını sınırlayan hukuki ve çok zaman da fiili uygulamalar ortadan kaldırılacaktır. Cezalar arasındaki dengesizlikler giderilecek ve genellikle cezalar çağdaş uygar ülkelerdeki ölçütlere uygun olarak düzenlenecektir. Hak aramak kolaylaştırılacak ve ucuzlatılacaktır.

Sağlıklı  Yaşam: İnsan sağlığını korumak  ve  insanın  gerek  düşünsel,  gerek  bedensel gelişmesini her türlü engelden kurtarmak, insanca ve hakça bir düzende, devletin önde gelen bir işlevidir. Çevre sağlığı da insan sağlığının temel koşullarındandır. DSP, sağlıklı yaşamı her yönüyle bütün toplumda güvence altına alan bir sosyal güvenlik sistemi geliştirecektir. Sağlık sorunu,   büyük   ölçüde,   sosyal   güvenlik   çerçevesinde   çözülecektir.   Amaç,   temel  sağlık hizmetlerine ulaşımın ücretsiz olmasıdır.

Bölgelerarası Denge: DSP, bölgeler arası farklılıkları azaltacak ekonomik politikalar uygulayacaktır. Bazı bölgelerimizde geri kalmışlık sürmek tedir. Bu nedenle DSP; bu bölgelerde özel sektörün gelişmesine öncülük edecek sanayi işletmelerinin kurulmasını ve sektörlerin oluşmasını sağlayacak, büyük tarım işletmeleri için kaynak üreten yatırımlar yapacaktır. Ayrıca toprak ve tarım reformu  gerçekleştirilecek,  mayından temizlenecek arazilerin kullanım hakkı bölge  halkına  “satılamaz”  kaydıyla  verilecek,  her  bölgede  birbirine  denk  bir  eğitim  için öğretmen atamaları doğru bir şekilde yapılacak, keza sağlık erişiminde de bölgeler arası dengesizlikler ortadan kaldırılacaktır.

Saydam   Toplum:   Toplumda   gelir   ve   güç   dağılımındaki   dengesizlikler,   kamu yönetimindeki makul olmayan gizlilik ve tabular, yozlaşmaya ve yolsuzluklara yol açan başlıca etmenlerdir. DSP, siyasette ve kamu yönetiminde yozlaşma ve yolsuzluğa neden olan etmenleri kaldırarak kamu yönetiminde dürüst siyaset, dürüst yönetim gereği olarak saydamlığı sağlayacak etkin  ve  verimli bir yönetim anlayışını egemen kılacaktır.  DSP,  işinin  en  iyisini dürüst bir şekilde yapan siyaset kurumunun örneği olacaktır.

Kadına Öncelik ve Gençliğe Yatırım: Gelecek nesilleri yetiştiren kadınlarımızın önemli bir bölümünün eğitimleri yeterli seviyede değildir. Bu bakımdan kadınların öğrenimine ayrılacak her ek kaynak, gelecek kuşakların da sağlıklı büyüme, kendine iş ve aş sağlama konusundaki güvencesi olacak tır. Bununla birlikte sağlıklı bir demokrasi ve çağdaş yaşam için eğitimli kent kadınının ekonomik ve sosyal alanlardaki katkılarını daha üst seviyelere çıkaracak projeler hızla uygulamaya konulacaktır. Kadınlarımızla birlikte gençlerimizi de geleceğin güvencesi ve çağdaşlaşmanın öncüsü olarak gören DSP, gençlik ve eğitim sorunlarına özel bir ağırlık vermektedir. Yeni bir yüzyılın başında düşünen, bilgi üreten, sorumluluk duygusu gelişmiş, yeni fikirlere açık, araştırmacı, topluma ve kalkınma sürecine katkı sağlayabilen, özgüvenli ve paylaşımcılığı   benimsemiş,    zihinsel   üretimi    yük sek    bir    gençlik    yetiştirilmesi   temel amaçlarımızdandır. Bu amaçla gençlerimizin eğitimi önündeki tüm sosyal, ekonomik, sosyolojik ve siyasal engeller kaldırılacaktır. S iyaset, toplumsal sorunların aşılması için ortaya çıkmış bir çözüm mekanizmasıdır. Sorunların özünü, en iyi sorunlardan muzdarip olanlar anlayacağı için, siyaset  mekanizmasında  sorunların  odağındaki  kişilerin  olması  elzemdir.   Bu  doğrultuda, gençlerin  ve  kadınların  siyase tin  ana  mekanizmaları  içinde  değerlendirilmesi sağlanacaktır. Gençlerin ve kadınların kendi sorunlarının yine kendileri tarafından çözülmesi için bu kişilerin ana kadrolarda yer alması elzemdir.

• Bilgi Toplumu : İçinde bulunduğumuz Bilgi Çağı, her bireyin etkin karar alabilmesi için kendisine   gereken  bilgiye   gereken  doğrulukta,   gereken   zamanda   ve   gereken  kolaylıkta erişebildiği ve yararlanabildiği “Bilgi Toplumu” oluşturmayı gerektirmektedir. Bilgiye erişimde basılı eserlerden öte internet gibi elektronik veri tabanlarının önemi açıktır. Bu doğrultuda teknolojinin bir ötesindeki anlayış olan dijital gündem yakalanacak, Avrupa Dijital Gündemi’ne uyum tam anlamıyla sağlanacaktır.

rkiye’nin Yeniden Yapılandırılması

Türkiye’nin    ihtiyacı,    “ötekileştiren”   değil,    “kucaklayan-katılımcı”    bir    demok ratik yapılanmadır. Ulusal uzlaşı konuları, toplumun birbiriyle yaptığı bir toplum sözleşmesi olacak, bu sözleşme çerçevesince Türkiye yeniden yapılandırılacaktır.

Tüm vatandaşlarının;  herhangi bir  fark  gözetilmeksizin  eşit bireyler olabilmeleri, Türkiye’nin müreffeh bir ülke olması, insanların özgür ve mutlu olması, ancak ulusal uzlaşı konularını gerçekleştirmiş bir Demokratik Sol iktidarla sağlanabilecektir.

Uygulanacak politikalar “insan” odaklı ve insan onurunu en yüce değer kabul eden bir anlayışın yansıması olacaktır. Vatandaşlarımız arasında, bölgelerimiz arasında, d iğer ülkelerle ülkemiz arasında olan yaşam kalitesi farklılıklarının giderilmesi öncelikli hedefimiz olacaktır.

Gelir dağılımı dengesizliği düzeltilerek günlük yaşamın sıkıntıları azaltılacak, eğitim farklılıkları  giderilerek  fırsat  eşitliği  sağlana cak  ve  böylece  vatandaşlarımızın  özgür  birey olmalarının altyapısı hazırlanacaktır.

Bölgelerimiz arasındaki sosyal ve ekonomik farklılıklar eğitim hamlesi, kamu yatırımları ve özendirilmiş özel yatırımlar aracılığıyla azaltılacaktır.

Düşünme  ve  üretme  yetene ği ile  yaşama  yön  veren bilinçli  va tandaşlarımızın  oyları ile ortaya çıkacak  zihni anlamda güçlü  hükümetler,  uluslararası alanda  da ülkemizi başı dik  ve onurlu bir biçimde temsil edebileceklerdir.

Hedefimiz, İnsani Gelişmişlik Endeksini oluşturan şu üç standardın yükselmesidir:

Refah Standardı: K işi başına düşen milli gelirin ve bu gelirin satın alma gücü paritesinin artmasıdır. Bu artışın dengeli ve adil olması gözetilir.

Eğitim S tandardı: Yetişkinlerin okuma yazma oranı ile okullaşma oranının artması yanında eğitim, iş görürlük ve bilinç düze yini arttırması beklenir.

Sağlık Standardı: Ülkedeki ortalama yaşam süresinin uza ması bunun göstergesidir.

Türkiye, insani gelişmişlik düzeyi bakımından 187 ülke arasında 69. sıradadır. Hedefimiz, dünyada Türkiye’yi insani gelişme sıralamasında ilk 20 arasına yükseltmektir.

Sorunları Çözecek Parti: DSP

Günümüz Türkiye’sinde DSP’ye olan ihtiyaç her zamankinden daha fazladır. DSP ihtiyacı dört konuda yoğunlaşmaktadır:

•  Üreten ekonomi: Türkiye’nin ekonomisi üretim üzerine değil; inşaat, rant ve sıcak para üzerine bina edilmiştir.  Reel olmayan kıymetli kağıtlar vasıtasıyla varlıklar el değiştirmekte, üretime dayanmayan rant geliri en başta gelen zenginleşme aracı olarak görülmektedir. Türkiye, teknolojiyi üreten değil, satın alan ülkeler sınıfındadır.  Bugün itibariyle maalesef ki Türkiye henüz teknolojik gelişimini tamamlamamışken, gelişmiş ülkeler dijital devrim yapmışlar ve bir sonraki aşamaya geçmişlerdir. Nasıl ki Osmanlı İmparatorluğu matbaayı geç algıla mış, deniz yollarının önemini geç keşfetmiş ve bunun sonucunda dünya ekonomik devinimi fark etmeyerek çökmüşse; zamanın ruhunu yakalayamayan tüm diğer devletler de aynı sona mahkumdurlar. Türkiye, zamanın ruhunu yakalamalı ve dünyanın ekonomik devinim sürecinden geri kalmamalıdır. Hamasi nutuklar ve günlük paralar yerine; üretime öncülük eden araştırma ve geliştirme tesislerine yatırım yapılmalı, özellikle bilişim sektörüne yönelik olarak know-how’a sahip  beyinlerin  Türkiye’ye  göçü  sağlanmalıdır.  Böylece  da ha  çok  üretebilmek  ve  refah seviyesinin korunarak artırılması mümkün olacaktır. Unutulmamalıdır ki: Ancak üretebilirsek zenginleşebiliriz. Üretebilirsek, gerçekten tüketmeyi hak edebiliriz. DSP, üretim  toplumunu sağlayacak icraatçı partidir.

Ulusal  Bağımsızlık :  DSP,  Irak’a  müdahale  edilmesine  ve  şehit  kanlarıyla  alınmış Kıbrıs’ın sorgusuz verilmesine karşı çıktığından ötürü 2002 yılında bir uluslararası üst akıl komplosu ile iktidardan düşürülmüştür. AKP hükümeti döneminde, Türkiye’nin bağımsızlığını tehlikeye sokan duruşlar sergilenmiş, büyük ölçüde yitirmiş, üstün menfaat gözetilmesi gereken dış politikada oy kaygısıyla sayısız hata yapılmıştır. Türkiye’nin yeniden ciddi bir dış politikaya ihtiyacı vardır. Dış politik kararları, iç politikanın oy hesap larına alet etmeyen devlet adamlarının yönetimine ihtiyaç vardır. Türkiye’nin bağımsızlığının sürekliğinin sağlanması ve korunması DSP’nin  “Ulusal Ç ıkarlara  Dayalı  Bölge  Merkezli  ve  Geniş  Açılımlı  Dış Politika Modeli” çerçevesinde  belirlenen  dış  politikası  ile  sağlanacaktır.   DSP,   ulusal  bağımsızlığı  tekrar sağlayacak partidir.

Cumhuriyetin  Kuruluş  Felsefesi: Bağımsızlık,  eşitlik  ve çağdaş  uygarlık  düzeyini seviyesinde olma gayesi üzerine kurulu olann kurucu felsefe çiğnenmiştir. Vatandaşlar, artık eşit olduklarına inanmamaktadırlar.

Kuruluş  felsefesini  hedef  alan  saldırılar  karşısında,  Cumhuriyeti savunması  gereken siyasi erki kullanma hakkına sahip siyasi partiler ve çevreler bu saldırıları yanıtsız bırakmakta, alternatif  muhalefet  üretemiyorlar.  Çözüm,  C umhuriyet  değerlerine  düşmanca  saldıranlara benzemek değil, onlara karşı dimdik ayakta durmak ve Cumhuriyet değerlerini zamanın ruhuyla harmanlayarak savunmaktır.

DSP,  Cumhuriyete  yönelik  bu tehdidi ortadan kaldırmak  ve çağdaş  uygarlık  hedefinin üzerine çıkmak  hedefini kuruluş felsefesi doğrultusunda gerçekleştirmek  için göreve hazırdır.

DSP,  Cumhuriyeti,  kuruluş  felsefesine  ve bu  zamanın  ruhuna  uygun olarak  yeniden diriltecek partidir.

Gerçekten Demokrasi: DSP, sözde değil, özde demokrasi taraftarıdır.

Erkler ayrılığı,  günümüz demokrasi anlayışı için olmazsa olmazdır. Nasıl ki teknolojide akıllı telefonlar bırakılıp, manyetolu telefon sistemine dönülmüyorsa; siyasal hayatta da erkler ayrılığı  sistemi  bırakılıp,  erkler  birliği  sistemine  dönüş  yapılama z.  Kuvvetlerin  tek  elde toplanması, tek elde kuvveti toplayanın aşırı güçlenmesi anlamına gelir. Hatırlatalım ki, mutlak güce sahip olmak, mutlak yozluk anlamına gelmektedir. Kadim bir devlet geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yozluğa teslim edemeyiz.

1980 darbesiyle getirilmiş yüzde 10  milletvekili seçim barajı uygulamasına son vermek görevimizdir. Seçim barajı meselesi, gerçek demokratlığın turnasol kağıdıdır. 2015 dünyasında seçim barajını savunan bir görüşün, demode olmaktan öte, güncel demokrasi anlayışından nasibini almış olması dahi mümkün değildir.

Tüm medya üzerindeki baskılar kaldırılacaktır.

12 Eylül askeri müdahalesinin mirası olan örgütlenme yasakları bütünüyle kaldırılacak, demokratik kitle örgütleri için örgütlenme özgürlüğü, sendikalar ve üniversiteler dâhil, bütün boyutlarıyla gerçekleştirilecektir.

Ne Ezilen, Ne Ezen, İnsanca ve Hakça Bir D üzen: K imsenin kimseyi ezemediği bir düzen hayal ediyoruz.

Mavi ya da beyaz yaka fark etmeksizin çalışan ve üreten kesim üstündeki baskıları, uygulanan haksızlıkları ortadan kaldırmak hedefimizdir.

DSP’nin   insanca   ve   hakça   düzeninde,   herkes   kendi   yaşamın da   mutlu,   çocuğunun geleceğinden umutlu olacaktır.

DSP için;

-Hukukun üstünlüğü,

-Kuvvetler ayrılığı,

-Adil ve serbest seçim,

-İnançlara saygılı laiklik,

-Özgür basın, vazgeçilemeyecek ilkelerdir. Bunlardan sapılması halinde, milleti oluşturan bireyler mutsuz olur. Halbuki devletin amacı, nihai olarak bireyin mutluluğunu sağlamaktır. Birey; özgür olursa, güvenlikli bir ortamda olursa, yüksek refah seviyesinde yaşarsa, manevi yaşamını dilediği gibi kurabilirse mutlu olabilecektir. Bahsettiğimiz ilkeler, bireyi mutlu edebilmenin anahtarı olan ilkelerdir.

DSP, parti ilkelerini benimseyen tüm vatandaşlarımıza kapıla rını açan, halk ın katılımından güç  alan  bir  partidir.  DSP  örgütleri;  halkın  içinden  çıkan,  halkla  iç  içe  yaşaya n,  tüm çalışmalarında halkımızın çıkarlarını ön plana alan halkçı bir partidir.

Kısaca  DSP,  halkın  içinden  çıkan  bir  örgüt  ve  kadro  partisidir.  DSP,  tüm  bu  işleri gerçekleştirebilecek icraatçı bir partidir.   Çünkü DS P gücünün iki dayanağı vardır: Hak ve Halk.
 

3.NASIL BİR TÜRKİYE’D E YAŞAMAK İSTİYOR UZ?

DSP’nin  iktidarında  gerçekleştireceği  yeniden  yapılanma  ve  düzenlemelerle  oluşturmak istediğimiz insan onuruna yakışan yaşanabilir Türkiye, şöyle bir Türkiye olacaktır:

•    Demokratikleşme sürecini başarıyla sonuçlandırmış; laik, çoğulcu, katılımcı demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla hayata geçirmiş; hukuk devletini gerçekleştirmiş, “gerçek- ten de mok ratik bir Türkiye.

•    Uluslararası ilişkilerde eşitliğe önem veren, kararlarında ülkesinin çıkarlarını önde tutan “tam bağımsızbir Türk iye.

•    Etnik   ve   kültürel   motiflerini   birleştirebilmiş,   farklılıkların   zaaf  değil,   zenginlik olduğunun bilincinde bir Türkiye.

•    Yükümlülük   ve   fırsatların;   din,   mezhep,   etnik   köken   ve   cinsiyet   ayrımlarına bakılmaksızın eşit dağıtıldığı bir Türkiye.

•    Üretime dayalı büyüme sonucunda hem ekonominin dışa bağımlılığının azaldığı,  hem yılda ortalama yüzde 7-8 oranında büyüyen; büyümenin hem nimetlerini, hem külfetle- rini  adil  biçimde  bölüşen,  Cumhuriyetin  100.   yılında  2  trilyon  Doların  üzerinde GSMH’ye ulaşan, kişi başına milli geliri 25.000 doları aşan bir Türkiye.

•    Böylece gelir dağılımının düzeltildiği, coğrafi bölgeler ara sındaki gelişmişlik farklarının en aza indirildiği bir Türkiye.

•    Sağlık ve eğitim alanlarında temel sorumluluğu kamunun üstlendiği bir Türk iye.

•    Bebek ölümlerinin azaldığı, çocukların sokağa terk edilme diği bir Türkiye.

•    Çocuklarına ve gençlerine ayrılık tanımadan eğitim olanak ları sağlayan, ezbere dayalı olmayan, sorgulayan-araştıran bir eğitim sistemi olan, gelecek kuşakların laik anlayış içinde yetiştiği, çağdaş düşünce ve bilgi ile donatıldığı bir Türkiye.

•    Gençlerine güvenen, onların gücünü verimli alanlara yönlendirebilen, onlara sorumluluk vermekten korkmayan bir Türkiye .

•    Kadına yalnız toplumsal ve siyasal yaşamda değil aynı za manda ekonomide de gereken yeri veren, onun üretime ya pabileceği katkıyı değerlendiren bir Türkiye.

•    Sürdürülebilir  gelişmenin ön koşullarından biri olarak  çevre ye  saygı gösteren,  doğal kaynaklarının gereksiz tüketilmesini önleyen bir Türkiye.

•    İşsizliğin  yüzde  5-6  bandına  çekildiği,  çalışma  çağındaki bütün  bireylerin  bilgi  ve yeteneğine göre iş bulabildiği, her evden en az 1 kişinin çalıştığı işs izliğe çözüm bulmuş bir Türkiye.

•    Yüksek düzeyde çevre bilincine sahip ve çevre koruma önlemleri uygulanan bir Türk iye

•    Çalışanlara ve çalışamayanlara sosyal güvence sağlayabilen bir Türkiye.

•    Emeklilik çağındaki bireylerinin yeniden çalışmak zorunda olmadığı, sağlıklı, onurlu ve uzun ömürlü bir yaşam sürme lerine olanak sağlayan bir Türk iye.

•    Engelli vatandaşlarına ekonomide katkıda bulunma fırsatı veren bir Türkiye.

•    Tarım kesimini yalnız ekonomik değil aynı zamanda sosyal içeriğiyle gören, çiftçi ve köylünün desteklenmesini gerçek leştiren politikaları üreten ve uygulayan bir Türk iye.

•    Tarımsal faaliyetleri milli tohumculuğa dayalı bir Türk iye

•    Ekonominin ve demokrasinin orta direği olan küçük ve orta ölçekli esnafın sorunlarına duyarsız kalmayan ve bu sorunları çözebilen bir Türkiye.

•    Tüketiciyi koruyan, bu amaçla düzenlenmiş yasal ve kurumsal yapıya sahip bir Türkiye.

•    Yargının  karşılaştığı  sorunların  üstesinden  gelmiş,  yargıda  yalnız  adaleti değil  aynı zamanda gereken hızı da sağlamış, yargıda herkesin hakkını gecikmeden alabildiği bir Türkiye.

•    Her yönüyle güçlü ve saygın bir devlet yönetimine sahip bir Türkiye.

•    Her  alanda  saydamlığa  ve  katılımcılığa  önem  veren  ve  bunların  gerçekleşmesini sağlayacak eylemler içinde olan bir Türkiye.

•    Çağımızda; b ilgi birikiminin ve teknolojinin önemine inanmış, onun gereklerini yerine getiren, bu alanlarda ilerlemeyi teşvik eden, yapılması gereken yatırımlara öncelik veren ve bilişim teknolojile rini her yaşta insanın k ullanabildiği bir Türkiye.

•    Kamu yönetiminde etkinliği ve verimliliği sağlayacak reformları gerçekleştirmiş, kamu harcamalarında savurganlığı önleyebilen, kaynaklarını çok daha rasyonel kullanan, hizmetleri daha nitelikli ve daha ucuza sağlayabilen bir Türkiye.

•    Uzay teknolojisini geliştiren ve uluslar arası uzay faaliyetlerinde yer alan bir Türk iye.

•    Yetişmiş kadrolarının, yeterlik ve liyakat ilkelerine göre de ğerlendirildiği bir Türk iye.

•    Ekonominin  büyümesi  ve  vatandaşa  verilen  hizmetlerin  yük sek  nitelikli olması  için gereken fiziki altyapıyı gerçekleştiren ve etkin bir biçimde yöneten bir Türk iye.

•    Piyasalarda rekabeti sağlamaya yönelik düzenlemeleri gerçekleştiren, sanayi ve ticarette tekelleşmeyi önleyecek kurumsal yapıyı kuran ve ileten, rekabeti güçlendiren bir Tür- kiye.

•    Yolsuzluğa   neden   olan   unsurların   büyük   ölçüde   ortadan   kaldırıldığı,   yolsuzluk yapanların üzerine büyük bir kararlılıkla gidebilen ve ülkeyi bir kanser dokusu gibi saran yolsuzluk ve rüşvetten arınmış bir Türk iye.

•    Dış ve iç güvenlik görevlerini eksiksiz ve kusursuz yerine getiren bir Türk iye.

•    Günümüzde    kaçınılmaz   olarak    ortaya    çıkan   küreselleşme nin    yarattığı   fırsatları değerlendiren, öte yandan getirdiği sa kıncalardan yeterince korunabilen bir Türk iye.

•    Dış kaynaklara bağımlılığı ortadan kaldıran ve bağımlılık ya ratan etkenlerden arınmış ve korunmuş bir Türk iye.

•    Sanayileşen, üreten ve harcadığından çok kazanan bir Türkiye.

•    Cumhuriyetin 100. yılında ihracatı 800 milyar doları aşan ve dış ticaret fazlası veren bir

Türkiye.

•    İç tasarruf yaratan bir Türk iye.

•    Yoksulluğun kader olmaktan çıkarıldığı bir Türkiye.

•    Ormanlarının ve yer altı kaynaklarının etkin bir biçimde de ğerlendirildiği bir Türk iye.

•    Ordu, polis, din ve yargının  her türlü siyasi ilişki ve siyaset baskısı dışında olan bir

Türkiye.

•    Bireyin  3  temel  ihtiyacı  olan  barınma  ve  beslenme  ihtiyaçları  ile  düşünme/ifade özgürlüğünün tam olarak karşılandığı bir Türkiye.

•    Barış ve refah ülkesi, ÖRNEK ÜLKE TÜRKİYE.
 

4.      YAŞANABİLİR   TÜRKİYE   İÇİN   UYGULAYACAĞIMIZ  ÖNCELİKLİ   ACİL

EYLEM PLANI

4 yıl içinde yukarıda tasarladığımız “Yaşanabilir Türkiye”mizi yaratmak için uygulayacağımız eylem planı konu başlıklar  ile  izleyen bölümlerde ayrı ayrı ele alınmıştır. Ancak ilk yıl içinde uygulanması gereken politikalar ve alınması gereken acil kararlar ile gerçekleştireceğimiz öncelikli acil eylem planı aşağıda belirtilmiştir.

Gerek  öncelikli  acil  eylem planının  gerek  4  yıllık  süreyi kapsayan  eylem  planının konuları, devlet yönetimindeki deneyimimize ve siyasi partilerin tercihleri kuralına göre sosyal demokrat  karakteri olan  demokratik  sol  felsefemizin  uygulama  tercihine  dayanılarak belirlenmiştir.  Türkiye’nin sorunlarını çözmek amacıyla DSP programının eylem planı olarak hazırladığımız çıkış yolu doğru bir modeldir. Modelimizde hedefimiz dar ve sabit gelirli vatandaşlarımıza yönelik uygulanan emek piyasasını sürekli denetlemek ve aileleri koruyan politikalar uygulayarak onları sosyal risklere karşı korumaktır. Bilimsel öğretide ve pratikte yaşandığı gibi doğru bir model  kendi araçlarını ve kendi kaynaklarını yaratır. Benimsediğimiz sosyal demokrat  karaktere  sahip  “demokratik  sol  model”in  amacı  vatandaşlarımızın  maruz kaldığı sosyal riskleri gidermek için, bütçenin harcama kalemleri arasındaki geniş transfer programımıza (öncelikleri saptayarak aktarma) ve işgücüne katılımı sağlayan istihdam yaratan üretim ekonomisini uygulayacağız. Geniş transfer programlarını uygulamayı ve istihdam yaratmayı esas alan çıkış modelimiz,  hem gerekli araçları hem gerekli kaynakları yaratır. Bu yaklaşımımıza  kaynak  nerden  diyerek  karşı  çıka nlar  üretmeden  kazanmak  isteyenler  adına hareket ederler ve onlar sosyal adalet sorununu ikinci plana atanlar.
 

ÖNCELİKLİ ACİL EYLEM PLANIMIZ: ÖNCELİKLE NELERİ GERÇEKLEŞRECEĞİZ

1-  Türkiye’de  milli sermaye  düşük  katma  değer  yaratan sektörlere  yığıldı.  Bu  nedenle üretim karakterli sermaye birikimi yaratılamamaktadır. Bu nedenle istihdam yaratacak sanayi,  madencilik  ve benzeri endüstriyel alanlarda  yatırım  yapılacaktır.  Son on  iki yıldan  bu  yana  yapılmayan  demir  cevher  işleyen  demir  çelik  tesisleri,  petrokimya tesisleri, bakır tesisleri kurulacak. Karma ekonomik sistem uygulanacaktır.

2-  Asgari ücret 2.000.- TL.dir.

3-  Asgari ücret tutarı kadar ücret sosyal güvenlik hariç vergiden ve diğer yasal kesintilerden muaf olacaktır.

4-  23 Dönemde DSP milletvekilleri tarafından verilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün tatil günü olarak ilan edilmesine ilişkin yasa teklifi yasalaştırılacaktır.

5-  23 Dönemde DSP milletvekilleri tarafından verilen yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız için “yurt dışı seçim çevresi” oluşturulmasına ilişkin kanun teklifi yasalaştırılacaktır.

6-  Kadın Bakanlığı kurulacaktır.

7-  “Göçmen ve Yurt Dışı Türkler Bakanlığı” kurulacaktır.

8-  Engelliler Bakanlığı kurulacaktır.

9-  Emekli maaşı en az asgari ücretin % 30’u olacaktır. (İlk yıl asgari emekli maaşı 2.600.- TL olacak.)

10- İşyeri sahibi  işveren olarak çalışan emeklilerden kesilen “sosyal güvenlik destek primi” uygulamasına son verilecektir.

11- Yaş dışında diğer emeklilik şartlarını taşıdığı halde ekli olamayanların emekli olması için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.

12-  Genel sağlık sigortası primi işsizlerden, evsizlerden ve düşük ücretlilerden alınmayacak ve bu kesimlere bedava sağlık hizmeti verilecek.

13- İşsizlik sigortası ödemeleri artırılacaktır.

14- İş ve meslek danışmanlarına kadro verilecektir.

15- 6638 Sayılı iç güvenlik yasası iptal edilecektir.

16- Öğretmenlere   her    öğretim   döneminde   (sömestr   başında)   birer    maaş    ikramiye verilecektir. (Yılda iki kez)

17- Tüm öğretmen atamaları gerçekleştirilecektir.

18- Her üniversite öğrencisine, talep etmesi halinde en az 500.-TL burs verilecektir.

19- Ekonomik sicil affı çıkartarak; esnaf, tüccar ve sanayicimizin önü aç ılacaktır.

20- Tarım ürünlerinde alım garantisiyle birlikte, hakkaniyete uygun baş fiyat verilecektir.

21- Tarım  kesiminin  temerrüt  faizleri  devlet  tarafından  karşılanarak  ana  para  yeniden yapılandırılacaktır.

22- Engelli yurttaşların tamamı iş sahibi yapılacaktır.

23- Engelli   yurttaşların   eğitimleri,   hangi  eğitim  kurumunda  olduğuna  bakılmaksızın tamamen ücretsiz olacaktır

24- Vatandaşlık  hakkı çerçevesinde,  her  haneden en az bir kişinin  işi devlet  tarafından garanti edilecektir.

25- Vergi oranları yeniden elden geçirilerek düşürülecektir.

26- Devlet Memurları Kanunu yeniden düzenlenecektir.

27-  Polis,  Astsubay  ve  benzeri  görevlerde  çalışanların  emekli  olduklarında  uğradıkları mağduriyet giderilecektir.

28- Biyologların Meslek Kanunu çıkarılacak ve mağduriyetleri giderilecektir.

29- Veteriner Hekimlerinin özlük haklarındaki ve atamalarındaki haksızlıklar giderilecektir.

30- Kredi kartı, tüketici ve konut kredileri faizi seçim günü itibariyle sabitlenecek ve faiz artışları devlet tarafından bütçelenerek karşılanacaktır.               .

31- Seçimlerde uygulanan barajlar laldırılacak; a zınlık veya farklı düşünce tarafları temsil eden siyasi partilerin mecliste temsil edilmesi sağlanacak.

32- Diyanet İşleri Başkanlığı Alevi vatandaşlarımızı kapsayan ve yönetimde yer almasını sağlamak üzere yeniden yapılandırılacaktır.

33- Cemevleri ibadet yeri olarak kabul edilecek camilere sağlanan ayrıcaklıklardan yararlanacaklar.

34- Devlet okullarında çocuklara ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği verilecek.

35- Stratejik kamu kuruluşları (demiryolları, havaalanları, posta ve su ve enerji hizmetleri özelleştirilmeyecektir. Özelleştirilenlerden gerekli olanlar yeniden k urulacaktır.

36- Yenilenebilir enerji (yeşil enerji) tercih edilecek ve çevrenin korunması sağlanacak.

37- Taşaronluk sistemi kamu kesiminde yasaklanacak özel sekor için işçileri koruyan düzenleme yapılacaktır.

38- Kamu Toplu iş sözleşmeleri yenilenecek tir.

39- Demokratik Halk protestoları sırasında polisin maske takması ve ateşli silah kullanması yasaklanacak tır..

40- Sağlık hizmetleri için vatandaşların katkı adı altında ödemelerine son verilecek.

41- Suriye, Mısır ve Irak ile yeni anlaşmalar yapılarak S uriye, Mısır ve İsrail ile diplomatik ilişkiler kurulacaktır.

42- Şehir içi toplu ulaşım ücretsiz olacaktır.
 

5- ANAYAS A DEĞİŞİKLİĞİ

7 Haziran 2015  günü yapılması öngörülen milletvekili genel seçiminden sonra yeni bir Anayasa ya da kapsamlı bir Anayasa değişikliği, bir kez daha Türkiye gündeminde   ön sıralarda yer alacaktır. Anayasa değişikliği, geniş bir toplumsal mutabakata dayanmalıdır. Yapılacak değişiklikler arasında özellikle şu düzenlemelerin yapılması uygun olacaktır:

1. Temel hak ve özgürlükler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri doğrultusunda genişletilip güçlendirilecek;  kamu hizmetlerinin tüm yurttaşlar için eşitlik ilkesine uygun olarak yürütülmesi güvence altına alacaktır.

2.   Memurlar    ve    diğer   kamu    görevlileri   sendikaları   yeniden   Anayasa’da öngörülecek; böylece hem bu sendikalar için Ana yasal dayanak sağlanacak, hem onlara 2010 yılındaki    Anayasa değişikliğiyle tanınan toplu sözleşme hakkına etkinlik kazandırılacaktır.

3.  Parlâmenter  sistem,  Devletin  başı  olarak  C umhurbaşkanının  tarafsızlığını, Bakanlar Kurulunun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin güveniyle ve Meclis’e karşı sorumlu olarak çalışmasını, Meclis’in denetim yollarını etkili biçimde kullanmasını sağlayacak   düzenlemelerle sürdürülecektir.

4. Yasama dokunulmazlığı yeniden düzenlenerek, milletvekili seçilmeye engel suçlardan dolayı dokunulmazlığın kaldırılmasına gerek kalmaksızın milletvekilinin yargılanması yolu açılacak; ancak dava, Ankara’da Yargıtay’ın ilgili ceza dairesinde görülecek, temyiz mercii olarak Ceza Genel Kurulu’na başvurulabilecektir.

5. Parlâmenter sistem bakımından çok anlamlı olmayan, daha çok başkanlık veya yarı başkanlık  sistemleri  ile birlikte düşünülmesi  gereken,  ilk  uygulama sonuçlarıyla fiilen yarı başkanlık sistemi yönünde kullanıldığı görülen, 7 Haziran 2015  milletvekili genel seçiminden sonra başkanlık sistemine geçmek  için Anayasa değişikliği yapılması yönünde kullanılacağı anlaşılan Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yerine parlâmenter sisteme daha uygun bir yöntemle   seçilmesine yönelik yeni bir düzenleme yapılacaktır: C umhurbaşkanı,  TBMM’nin 550 üyesi ile  il genel ve büyükşehir belediye meclislerinden  her  ilin  milletvekili  sayısına  eşit  sayıda  olmak  üzere,  bu  meclislerde temsil edilen siyasî partilere mensup ve bağımsız  üye sayıları ile orantılı olarak   kendi aralarından ve kendileri tara fından seçilecek 550 üyenin katılımıyla Ankara’da toplanacak 1.100  üyeli  Cumhuriyet  Kurultayı’nca  en  çok  üç  turda  seçilecektir.  İlk  turda  üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun oyunu alan aday; bu sağlanamazsa  ikinci turda üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyunu  alan aday; bu da sağlanamazsa ikinci turda en çok oy alan iki adayın katılımıyla yapılacak üçüncü turda çoğunluğun oyunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olacaktır.

6.  Anayasa  Mahkemesi’nin  görev  alanını  gereksiz  yere  genişleterek  Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının görevleriyle ilgili suçlardan dolayı    Yüce Divan sıfatıyla yargılanmasına ilişkin düzenleme kaldırılarak, anılan komutanların gerektiğinde uzman mahkeme olarak Genel Kurmay Askerî Mahkemesi’nce, genel olarak

asker  kişilerin  görevleriyle  ilgili  suçlardan  dolayı  uzman  mahkeme  olarak  askerî mahkemelerce yargılanmaları sağlanacaktır.

7. Anayasa’da öngörülen temel hak ve özgürlüklerin kamu gücü tarafından  ihlâl edildiği iddiasıyla duruma göre adlî veya idarî yargı mercilerinde dava açılması kolaylaştırılacak; bu konuda    olağan kanun yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı konusunda Anayasa Mahkemesinin K uruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında  Kanun’da Anayasa’ya aykırı bir sınırlama olarak yer alan “yasama işlemleri ile düzenleyici idarî işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı” hükmü kaldırılacaktır.
 

6.   HUKUK VE ADALET

Hukuk  kısaca  her  türlü  kişi  hakkının  sistemleşmiş  halidir.  Tarihin  eski  dönemlerinde, devletin sahibi olan monarkların yetkileri sınırsızdı. Toplumsal evrilmeyle birlikte, devlet, kendi yetkilerini yine kendi koyduğu kurallarla sınırlamayı kabul etti. Devlet, artık sadece kendi koymuş olduğu kurallarla (kanunlarla) kendisini sınırlayacaktı. Bu, kanun devleti kavramının ortaya çıkmasına sebep oldu. Kanun devleti kavramı, genel dünya siyaseti ve hukuk sistemleri içerisinde önemli bir devrim noktasıydı. Ancak   özellikle    de   İkinci   Dünya    savaşı    tecrübesiyle   birlikte,   kanunların  hukuki olmayabileceği de tecrübe edildi. Bazı durumlarda devletler, teknik anlamda usulüne uygun kanunlar çıkartmalarına rağmen, bu kanunlar evrensel anlamda hukuka aykırılık teşkil ettiler. Hatta halk tarafından meşru bir şekilde işbaşına getirilen iktidarlar, devletin kendisi oldular ve kendilerini işbaşına getiren demokratik çoğunlukçu sistemin doğasına dinamit koyan uygulamalara imza attılar. Örneğin, Nazi Almanya’sındaki uygulamaların birçoğu, o dönemdeki Alman hukuku içinde yasaldı. Ancak bu uygulamalar, insani olmadığı gibi hukuki de değildi. Bu tecrübeyi yaşayan devletler; kanun devleti olmaktan hukuk devleti olmaya, çoğunlukçu demokratik sistemden çoğulcu demokratik sisteme kendilerini evrilttiler. Artık, devlet, kanun yaparken, yapılacak kanunun evrensel hukuka uygun olmasını, insancıl olmasını, soyut ve genel olmasını, başka bir deyişle kanunun hukuki olmasını temin edecekti. Bu anlayış hukuk devleti anlayışıdır. Demokrasinin sadece çoğunluğun yönetim hakkının olduğu bir sistem olduğu yönündeki kabul aşılmıştır. Demokrasinin,  hem çoğunluğun yö netim hakkının olduğu hem de aynı anda azınlığın temel haklarının çoğunluğa rağmen bile olsa korunabildiği bir sistem olduğu kabul edilmiştir. Günümüzdeki çağdaş demokrasi anlayışı budur. Hukuk devletinden kanun devletine veyahut çoğulcu demokrasiden çoğunlukçu demokrasiye geri götüren kabuller gericiliktir. Hedefimiz, Türkiye’nin çoğulcu demokrasi anlayışını benimsemiş bir hukuk devleti olmasıdır.

Hukuk  sistemimiz  ise,  popülizmden  uzak,  sadece  hakkı aramaya odaklı,  her tarafa  eşit mesafede ve öncelikle yürütmeden ve sair güç odaklarından bağımsız olmalıdır.

Hukuk sistemimizin olması gerektiği kadar bağımsız ve tarafsız olmadığı, demokrasi anlayışının 1945 öncesi çoğunlukçu demokrasiye dönüştürüldüğü, bazı kanunlarımızın hukuki olmadığı maalesef ki gerçektir.

Bu doğrultuda yasal zeminde bir hukuk reformundan öte,  Türkiye’de zihniyet devriminin yapılması şarttır. Biz tüm bir halk olarak hukuka, evrensel değerlere ve çoğunlukçu demokrasiye inanmalıyız ki,  bu prensipler çerçevesinde konulmuş kuralları hakkıyla  uygulayabilelim.  Bu doğrultudaki bir kısım önceliklerimiz şu şekildedir:

•    Hem  ceza  hem  de  hukuk  mahkemelerinde  ihtisas  mahkemelerine  önem  verilecek, davaların ilgili konuda uzman hakimler tarafından görülmesi sağlanacaktır.

•    Mevcut    ihtisas    mahkemelerine   ek    olarak,    yeryüzünün    gelecek    kuşaklar    için yaşanabilirliğinin    giderek    yitirilmesi   sebebiyle   Ö zel   Çevre   Ceza   Mahkemeleri kurulacaktır.

•    Türkiye Adalet Akademisi’nin hâkimler, savcılar ve avukatlara hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim vermesi sağlanacak; bu doğrultuda, yargılama görevi yapan sav-savunma-yargı mensuplarının eşgüdümlü eğitim alması temin edilecektir.

•    Hakimler ve Savcılar Yüksek K urulu yerine; Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olmak üzere  iki ayrı kurul oluşturulacaktır.  Hakimler  ve savcıların  ö zlük  işleri birbirinden ayrılacaktır.  Böylece savcıların  hakim bağımsızlığını  edinmesini amaçlayan  ve  fakat sonuç olarak hakimleri savcı kadar bağımlı hale getiren mevcut sistem terk edilecektir.

•    Hakimlerin terfi sistemleri, Yargıtay’ın vermiş olduğu onama kararlarının da bir kriter olarak değerlendirildiği objektif kriterlere göre yeniden düzenlenmelidir.

•    Silahların eşitliği ilkesi çerçevesinde; kamu avukatı olan Cumhuriyet savcısının, birey avukatlığı yapan avukat ile aynı koşullarda çalışması temin edilecektir. Bu konuda ilk olarak, duruşma salonlarındaki marangoz hataları düzeltilecektir.

•    Baroların üzerinde oluşturulmaya çalışılan vesayet sona erdirilecektir.

•    Adalet Bakanlığı bünyesinde, sadece adli kolluğa özgülenmiş ayrı bir kolluk  teşkilatı kurulacaktır.  Adli kolluk, soruşturma aşamasında C umhuriyet savcılığına,  kovuşturma (yargılama) aşamasında Mahkeme’ye bağlı olarak çalışacaktır. İdari ve özlük anlamında ise İl Adalet Komisyonu Başkanı’ndan, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanından ve Başsavcısından  teşkil  edecek  Adli  Kolluk  Komisyonu’na  bağlı  olacaktır.  Böylece yargının işlemlerinin, yürütmeden bağımsız olarak tesis edilmesi sağlanacaktır. Mevcut polis teşkilatı sadece suç öncesinde suçu önleme amacıyla çalışmasını sürdürecek, suçtan sonra maddi gerçeğin ortaya çıkması için ise Adli Kolluk teşkilatı görev üstlenecektir.

•    Hakimler,   savcılar   ve  avukatlar   genel  ve   tek   bir  sınavla   meslek   stajına  kabul edileceklerdir. Staj sınavını kazanan aday, talep ettiği mesleğin stajını mevzuata uygun şekilde bitirecek, daha sonra her meslek  için ayrı ayrı düzenlenecek sınavı kazanması şartıyla mesleğe kabul edilecektir.  Bu şekilde; hakimlik, savcılık  ve avukatlık mesleklerinin eşgüdümlü bir eğitim alması sağlanacak ve kalite üst sınırda birleşip halka hizmet verilecektir.

•    Belli sayıda kadrolu öğretim  üyesi altyapısı olmayan,  kütüphanesi ve  fiziki koşulları yeterli  olmayan  üniversitelere  hukuk  fakültesi  açma  izni  verilmeyecektir.  Verilmiş izinler, baştan belirlenmiş kriterlere göre, her beş yılda bir tekrar gözden geçirilecek tir.

•    Yeni yapılacak adliye binalarının; estetik  zevk ürünü olması, adalet duygusunu binada bulunan tüm kişilere hissettirmesi ve AVM mantığından öte gerçek bir amaca uygun yaklaşımla planlanması sağlanacaktır. Artık salt fiziki büyüklüğüyle övünülen adliyeler değil, hakkı doğru şekilde dağıtabilmesiyle övünülen adliyeler dönemi başlayacaktır. Adalet dağıtma amacına uygun dizayn edilmiş adliyeler sayesinde, adliyelerdeki güvenlik zaaflarının da önüne geçilecektir.

•    UYAP,   TAKBİS,   MERNİS   gibi  elektronik   uygulamaların   geliştirilmesine  devam edilecektir. Tüm evraklar elektronik ortamda tutulacak olup, kritik evrak ise elektronik ortamla birlikte fiziki ortamda da tutulmaya devam edilecektir.

•    Bölge  Adliye  Mahkemeleri  derhal  hayata  geçirilecek   ve  neredeyse  her  do syanın Yargıtay’a gönderilerek süre kaybedilmesinin önüne geçilecektir.

•    Hukuk kurallarının soyut ve genel olması temin edilecektir.   Artık kişiye özel kanunlar çıkmayacaktır. Hukuk, herkese aynı şekilde uygulanacaktır.

•    Vatandaşın  özel  yaşamını  fişleyen  hukuk  dışı  telefon  dinleme  uygulamasına  son verilecektir. Telefon dinleyen, dinleme kararı veren ve bunları yayınlayanların kim olursa olsun ağır şekilde cezalandırılmasını sağla yacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

•    Tutukluluk    süresinin    yargısız   cezaya    dönüşmemesi   için    gerekli   düzenlemeler yapılacaktır. Kanun’da,  tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin  varlığına karine olarak gösterilmiş suç ibareleri Kanun metninden çıkarılacaktır. Bu yolla, belli suçlar için otomatik tutuklama sistemi kaldırılacaktır. Hakimler, her olayın özelliğine uygun ve hakkaniyet gözeterek tutuklama kararı vereceklerdir.

•    Yargı sisteminin en hızlı şekilde işleyebilmesi için Tebligat Kanunu’nda değişiklikler yapılacaktır. Sadece adli posta için bir posta sistemi kurulacak ve taraf teşkilinin sağlanması için yapılacak bir tebligat için aylarca bekleyen bir yargı görünümü ortadan kaldırılacaktır.

•    Cezaevleri üretim merkezi haline getirilecek; üretime ka tılan mahkumların cezaevi döner sermayesine katkılarına paralel olarak koşullu salıverilmeleri erkene alınacaktır.

•    Halk arasında “torba yasa” olarak bilinen, birbirinden ilgisiz yasaları tek bir isimsiz yasa altında toplayarak kanunlaştırma sistemi Anayasal düzenlemeyle yasaklanacaktır. Bu yol öylesine kötüye kullanılmıştır ki; sözgelimi hayvancılık politikası ile ilgili bir düzenleme, bir kısım memurun atanmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte tek bir yasa altında kanunlaştırılmıştır. Bu şekilde, halkın, TBMM’yi denetlemesinin önüne geçilmiş, halkın iradesini temsil eden milletvekillerinin de kendi yaptıkları yasalara hakim olması engellenmiştir. Yürütme organı, kanun tasarılarıyla, içeriğe hakim olmayan milletvekillerine, birbiriyle ilgisiz sayısız maddeyi oylatmış ve kabul ettirmiştir. Bu uygulamanın sona erdirilmesi elzemdir.

•    Azınlığın  fikirlerine değer  vermeyen,  fikirleri  farklı azınlığı da ancak  çoğunluk  gibi davranmak suretiyle sisteme katılmaya mecbur eden %10 seçim barajı kaldırılacaktır. Barajın %3’ten fazla olarak kabul edilmesi, çoğulcu demokratik sisteme aykırıdır.

•    Valiye,   yargıç  yetkisi  veren  ve  İç  Güvenlik  Yasası  olarak   formüle  edilen  yasa kaldırılacaktır. Türkiye normalleştirilecektir.
 

7.   BAYINDIRLIK

2014 yılında yapılan uluslararası araştırmaya göre “dengeli bir şehir” üç başlık  altında toplanan on ayrı gösterge ile ö lçüleb ilir. Üç başlıktan birisincisi Şehrin geleceğe yönelik Eğitim ve   Teknoloji   olanağı   sağlayabilmesi;   diğeri   Şehrin   insanlara   kaliteli,    mutlu   ve sürdürüle bilir yaşam olanağı verebilmesi; üçüncüsü ise Kaynakların en akılcı ve iyi şekilde kullanımı, olarak sayılmıştır. On gösterge ise şöyle sıralanmıştır: a)Bilgi Sermayesi ve inovasyon, b)Teknolojiye Hazırlık; c) Uluslararası uçuş yolları üzerinde olması; d) Ulaşım ve altyapının etkin çalışması; e) Sağlık, emniyet ve güvenlik koşullarının iyi olması; f) Sürdürüleblirlik ve doğal çevre;  g) Demografi ve yaşanabilirlik; h) Ekonomik etki; i) İş yapabilmek kolaylığı h) Bir mal veya hizmet için uygun görülen bedel.

Bu  kriterlere  yaklaşan  dünya  şehirleri  arasında  Türkiye’den  sadece  İstanbul  vardır. İstanbul’un bu kriterlere göre aldığı puan ise ya ortadır ya da ortaya yakın bir puandır.

Böyle  ideal  bir  şehrin  yaratılması  için  ilk  kural,  İmar  P lanının  uzmanlar  tarafından hazırlanıp uygulanmasıdır. Hangi bölgelerde ne tür yapıların yapılacağına karar verilmeli, altyapı düzenlenmesi yapılmalı (ulaşım, su, kanalizasyon, elektrik vb. ) ve bu plana sadık kalınmalıdır.

56. Ecevit koalisyon hükümet, döneminde TOKİ’ye verilen temel görev bugün itibariyle bu amacından saptırılmıştır. Şu anda TOKİ, hazine arazilerinin imara açılması ve taşeron şirketler üzerinden belli bir kesimlere rant sağlanması için kullanılmaktadır.

Özellikle son oniki yıllık AKP döneminde kentleşme ile TOKİLEŞME eşanlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.   İmar planlarının sürekli değişimi (tarım alanı/yeşil alanların yapılaştırılması, villa ve az katlı konutların çok katlı işyerlerleri, AVM ve rezidanslara dönüştürülmesi,  yeni alanların bilimsellik dışı imara açılmaları vb.) günümüzde yaşadığımız kısır döngünün nedenidir.  Altyapı yetersizliğinin yarattığı sürekli yenilenme zor ve yüksek bedellidir.  Bununla da da kalmayıp gelişigüzel  "dönüşüm" zaten koşulların zorladığı bölgelere daha çok  nüfüsun gelmesine  ve sorunların artmasına  neden olmaktadır.  P lansızlık,  ülkenin kaynaklarının yanlış kullanılması sonuc unu doğurmuştur.

Örneğin, 2004 yılında yapımına başlanan Halkalı ve Gebze arasında uzanan 76 kilometrelik Marmaray projesinin henüz 13 kilometrelik kısmı kullanıma açılabilmiştir. Güney Kore'den  ithal edilen  440  vagon  2012  yılında  Türkiye' ye  getirilmiş,  bunlardan  12  adet  5 vagonlu tren 29 Ekim 2013 tarihinde hizmete girmiştir. Fakat geriye kalan 38 adet 10' lu vagon henüz uygun bir tren ray sistemi o lmadığı için 3 yıldır kullanılamamıştır. Bunun nedeni ise, boylarının uzun gelmiş olmasıdır. Bu plansızlıktan ötürü, her biri yaklaşık 12 milyon Euro’ya mal olan 38 tren hali hazırda çürümeye terk edilmiş, beklemektedir.

•    TOKİ’nin asıl işine döndürülmelidir. TOKİ, yoksullara uygun fiyatla konut edindirmek için çalışmalıdır.  Ancak  bu konut  ve  her türlü binanın e vrensel standartlarda estetik anlayışına sahip olması, doğru bir ısı izolasyonunun yapılmış olması, kullanışlı olması şarttır.

•    Bayındırlık hizmeti, ranta dayalı değil, halkın günlük yaşam kalitesini artırmak gayesiyle verilmelidir.

•    Şehirlerin  altyapıları  güncellenmelidir.  Ö zellikle  su  ve  kanalizasyon  borularındaki sızıntılar tespit edilmelidir.

•    Elektrik ve fiberoptik ağların yeraltından ve tek bir dayanıklı bir yapı içinden taşınması sağlanmalıdır. Görüntü ve yer kirliliğine sebep olan taşıma direklerinin mümkün olduğu kadar azaltılması temin edilmelidir.
 

8.   BİLGİ TOPLUMU

İngiliz filozofu. F.Bacon, bilginin bir güç olduğunu söylemiştir. Bu sözün üzerinden yüzyıllar geçtikten sonra 2000’li yıllarda kısaca bilginin anlamının genişlediğin i, bilginin; kişiye, zamana  ve koşullara bağlı olarak  veri- haber-bilgi (data-information-knowledge) olabildiğini, tarım ve sanayi çağlarının ardından gelmekte olan çağın şimdiden bilgi çağı diye adlandırıldığını görüyo ruz.   Artık   gelişmiş   toplumlar   sanayile şmeyi   tamamlamış,   bilgi   toplumu   olmaya evrilmişlerdir. Bilgi teknolojileri veya bilişim araçları olarak adlandırılan bilgisayar, internet, etkileşimli TV, akıllı cep telefonu gibi araçlar; günlük yaşamdan, kamu hizmetlerine, eğitime, ticarete kadar toplumun her kesimince kullanılmakta, toplumu yapılandırmaktadır. Bilgisayar teknolojisi farklı bir yöne evrilen insanlık, yeni bir sosyoloji ve toplum psikolojisi yaratmıştır. Bu sosyoloji ve toplum psikolojisi, yeni dünya düzenini şekillendirecektir. Klasik zengin- fakir ayrımı bile; bilgisi olanlar-bilgisi olmayanlar(digital divide) olarak değişmiştir. İnsanlık için yeni bir okuryazarlık söz konusudur. Türkiye, şimdiki zamanın ruhunu okumak zorundadır.

Avrupa Birliği kaynaklarına göre Bilgi Toplumu şunlardan ibarettir: F iziksel ağ ve temel işlevlerden oluşan temel ağ; e-posta, veri tabanı erişimi, etkileşimli video gibi hizmetler ve tele- iş, tele-sağlık, tele-bankacılık vb gibi uygulamaların oluşturduğu toplumsal yapı. Adına 'bilgi piyasası' dediğimiz ve bilgisayar teknolojileri, iletişim, tüketici elektroniği, basım ve yayıncılık ve odyovizüel araçlar gibi bileşenlerden oluşan yeni bir piyasa gelişmektedir. Bilgi toplumu için, bilgi altyapısı dediğimiz bilgi,  iletişim ve bilgisayar araçları sadece birer araçtırlar. Böyle bir toplumda asıl amaç bilgi ve karar almada bilgiyi kullanan insandır. Bilgi toplumu bilgiye dayalı olan  bir  toplumdur.  Eğitim sistemi buna  uygun  olarak  değiştirilmelidir.  Ekonomik  rekabet giderek artan bir mertebede bilgiye ve teknolojiye dayanmaktad ır. Bilgi Toplumunun oluşumu ve gelişimi için gereken ön koşullardan birisi ise gerekli ve etkin bir iletişim (telekomünikasyon) altyapısının kurulup işletilmesidir. Gerekli eğitim ve mesleki öğretim de bilgi toplumu için bir önkoşuldur.

Bilgi toplumuna evrilmenin, toplum yapısını nasıl değiştirdiğini şöyle açıklayalım: 1970’li yıllarda Türkiye’de herhangi bir alanda fark yaratmak için bilgiye ulaşmak yeterli sayılmaktaydı. Batılı eserleri Türkiye’ye getirebilen, bu eserleri anlayabilecek ölçüde yabancı dili olan araştırmacılar fark yaratmaktaydı. Ancak internetin yaygınlaşması, bilgiye kolayca ulaşabilmeyi sağlamıştır. Artık internetteki sıradan bir arama motoru sayesinde, milyonlarca sayfa kitapta toplanacak bilgiye tek tuşla erişilebilmektedir. Her ne kadar internet kaynakları kullanılarak ulaşılan bilginin kirliliğinin ölçümü kolay değilse de, bu, ancak milyonlarca sayfa kitapla ulaşılabilecek bilgiye bir internet arama moturuyla ulaşılabildiği gerçeğini değiştirmemektedir. O halde bilgi çoğalmış, ona ulaşabilmek de artık basitleşmiştir. Bilgi artık ucuzdur. Çağımızda önemli olan bilgiyi yorumlayabilmektedir. Sanıldığının aksine insan beyni önemsizleşmemiş, şimdiye kadar olmadığı kadar önemi artmıştır.

Bilgi Toplumu için temel amaçlar şöyle sayılabilir:(a) Açık ve etkin bir kamu  yönetimi;

(b) Bilgi Toplumu ile Bilgiye Dayalı Toplum özdeştir; böyle bir toplumda eğitim en önemli öge olmuştur; (c) Ekonomik gelişim ve rekabet; (d) İşgücü (e) Yaşam Kalitesi / sağlık, ulaşım; (f) Kültür ve çevre politikası; (g) Basın/medya; (h) Bölgesel kalkınma; (i) İletişim altyapısı ve ağlar; (j) Yasal düzenlemeler ; (k)Ulusal strateji.

Bilgi   toplumu    düzeyine   erişen    ülkelerin    ekonomilerinde   bilgisayar    ve    iletişim teknolojileri gibi bilgiye dayalı çeşitli sektörler, eğitim ve şirketlere sağlanan danışmanlık hizmetleri GS MH' nın  50% sine  ulaşmakta,  oldukça büyük  bir  insan topluluğuna  iş olanağı yaratmaktadır. Bilgi Toplumunun oluşmasına giden yol ekonomik ve sosyal yapılarda, politikalarda ve uygulamalarda sürekli değişimi gerekIi kılmaktadır. En çarpıcı değişim ve dönüşüm ekonomide görülmektedir. Böyle bir toplumun oluşumunda en temel görev devlet üzerindedir.  Ö zel  sektörde  yeni  teknolojiler  alanındaki  yatırımlarda,   yeni  ürünlerin  elde edilmesinde ve yeni iş alanlarının yaratılmasında en önemli yere ve söze sahiptir. Vatandaşlar da Bilgi Toplumunun  yaratılmasında aktif olarak katılıp katkıda bulunmalıdır.  Bu katkı bireysel veya  S ivil  Toplum  K uruluşları  (STK)  yoluyla  olabilir.  Kısaca  Bilgi  Toplumuna  giden  yol devletin ö zel sektörle işbirliğinden ve vatandaşın aktif katılımından geçer.

Bireyin  bilgi   hakkı   ve  açıklık   veya  saydamlık   yerleşik   demokrasinin   en  temel koşullarıdır. Bilgi çağına girilirken bu koşulların sağlanması zorunludur. Bunun için de ülkede bilgi altyapısı gerekir. Bilgi altyapısını, herhangi bir kurum veya kuruluşun özellikle karar alıcılarına  ihtiyaç duydukları  nitelik  ve  miktardaki kullanılabilir bilgiyi  gerekli  zamanda  ve gerekli ortamda ve gereken doğrulukta sağlayabilecek hizmetler ve teknolojiler kümesi veya sistemi olarak tanımlayabiliriz.

Dünyaya kısaca  göz attığımızda şunu  görüyoruz: ABD'de doksanlı  yıllarda Clinton / Gore yönetimi sırasında bilgiden ve bilgisayar- iletişim teknolojileri (kısaca, bilgi teknolojileri veya  bilişim)  olanaklarından  etk in  olarak   yararlanılması  sonucu  kamu   yönetiminde   ve ekonomide  görülen başarılı  so nuçlar  ve  verim artışı,  adına 'bilgi  toplumu'  denilen  yeni bir toplumsal yapılanmayı da beraberinde getirdi. ABD ' deki bu gelişmeler Japonya' nın ve Avrupa Birliği' nin  dikkatini  çekmekte  gecikmedi.  Japonya,  ABD’de  ortaya  çıkan  bilgi  toplumunu yakalayabilmek için Aralık 1999 ayında 'Milenyum Projesi' adını verdiği bir proje başlattı. Avrupa Birliği de 8 Aralık 1999 günü eAvrupa projesini başlattı. Bu projenin de amacı AB üyesi ülkeleri bilgi toplumu haline getirmekti. Amaç kısaca '' herkese bilgi'' olarak özetlendi. Bu projenin eAvrupa adıyla AB’ye aday ülkeleri de içermesi kararı 24 Mart 2001 tarihinde Stockholm'  de  yapılan  AB  Zirvesinde alındı.  15-16  Haziran 2001  günü Isveç-Goteborg'  da yapılan ve Türkiye-'nin Başbakan Bülent Ecevit tarafından temsil edildiği AB Zirvesi toplantısında  da  Türkiye,  eAvrupa  projesine  katılma  kararını  resmen  bildirdi.  Bu  projenin Türkiye bölümü kısaca eTürk iye projesi olarak da anılmaktadır.

Haziran 2001 ayı içinde yapılacak  AB Zirvesinden önce ECEVİT Hükümeti 19 Mart 2001 günü yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında, “AB için Ulusal Program” , metnine şöyle bir paragrafın eklenmesini kararlaştırdı:

''Hükümetimiz   AB   çerçevesinde   başlatılan   ve   yürütülmek te   olan   E-Avrupa   girişimini desteklemekte  ve  bu   girişime  katkıda   bulunmak   istemektedir.   Türkiye'de  Bilgi  Toplumu oluşturmak amacıyla E- Türkiye girişimini başlatıp, yönlendirmeyi ve Avrupa Birliği'ndeki çalışmalarla eşgüdümü sağlayacak bir kurumsal yapıyı, ilgili özel sektör, akademik evreler, sivil toplum örgütleri ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği halinde oluşturmayı hedeflemektedir.

Türkiye, sanayi devrimini yapmakta geciktiğinden ötürü, teknoloji toplumu olmak konusunda da geç kalmıştır. Bugünün Türkiye’si için geride kaldığı yılları telafi edebilecek bir fırsat vardır.  İleri devletler nasıl ki teknoloji çağından dijital çağa adım atmışsa,  Türkiye de doğru bir yatırım ve beyin sermayesiyle Dijital Gündem’i yakalayabilecektir. DSP, zamanın ruhunu okumuş bir partidir.  Amacımız Türkiye’ye çağı yakalatmaktır.
 

9.   eDEVLET/eTÜRKİYE

eDevlet için çeşitli tanımlar kullanılabilir ise de en iyi tanım şudur: eDevlet kamu yönetiminin daha verimli ve daha etkin çalışabilmesi için bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımıdır. Böylece kamu hizmetlerine erişimin daha kolay olması, halkın bilgiye erişiminin kolaylaştırılması; devletin vatandaşa daha iyi hizmet sunabilmesi ve ona karşı olan sorumluluklarını  daha  iyi  yerine  getirebilmesi  amaçlanmaktadır.     eDevlet  hizmetleri  için bilgisayar ağları ve internet gibi yeni teknolojiler yanında telefon, faks, telsiz cihazları gibi iletişim cihazları ve halk merkezlerindeki kulübeler veya bankolar gibi yerler de kullanılabilir.

Ancak, böylesi bir uygulamada çoğu ülkelerde çoğu kez gözden kaçan nokta eDevletin ekonomik gelişmeyi, bütçe tasarrufunu ve etkin-saydam kamu yönetimini kestirmeden mutlaka sağlayacağı yanılgısıdır. eDevlet sihirli bir değnek gibi görülmemelidir. Zira eDevlet çoğu kez siyasi ve mali riskleri ve bedelleri olan bir çabadır ve çoğu kez (e- volution) denilebilecek veya (e-vrim) olarak Türkçe' ye çevrilebilecek bir süreçtir. Söz konusu olabilecek riskler kimi zaman çok  önemli  olabilir.  Şayet  bu  tür  uygulamalar  iyi  planlanıp  uygulanmazsa  kaynaklar  boşa gidebilir, vadedilen hizmetler yerine getirilemez, halkın hükümete küskünlük ve kırgınlık duymasına yol açılabilir. Özellikle, kaynakları kısıtlı olan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki eDevlet  uygulamalarında  öncelik  kısa  sürede  tamamlanabilecek  ve  başarı şansı yüksek olan projelere verilmelidir. Dahası, gelişmekte olan ülkelerde eDevlet projeleri ülke koşullarına  ve  gereksinimlerine  uygun  olmalı,  yerel  sorunlar  ve  olası engeller  aşılabilecek şekilde tasarlanıp gerçekleştirilmelidir. Yerel sorunlar arasında dedikodu alışkanlığı, altyapı yetersizliği,  yolsuzluk,  rüşvet,  yetersiz  eğitim  ve  teknoloji  kullanımındaki  bilgi  ve  beceri eşitsizliği  gibi sorunlar sayılabilir.  Çoğu zaman kaynak  ve teknoloji yoksulluğu da bilgi ve beceri  eksikliğ i  gibi  nedenlerle  ortaya  çıkan  olumsuzlukların  katlanmasına  yol  açabilir. Bu tür uygulamaların verdiği en önemli ders ''Her şeye ve herkese uyan bir eDevlet uygulaması yoktur.''   Her  ülkenin,   hatta  aynı  ülkedeki  farklı  kamu  kurum  ve  kuruluşlarının   içinde bulundukları koşullar, öncelikler ve kaynaklar farklı olabilir, bunun da göz önünde tutulması gerekir.  Bir diğer tanıma göre de, eDevlet kamu yönetiminin daha çok  vatandaş-merkezli bir yapıya kavuşturulmasıdır. Teknoloji bu çabada kullanılan bir araçtır. Burada şu uyarı yapılmalıdır: Bilgisayarlar =/= Reform. Diğer bir deyişle sadece bilgisayarların ve iletişim araçlarının eklenmesi kamu yönetimini iyileştirmeye yetmez. Aynı şekilde, elle yapılan işlemleri olduğu gibi mekanize etmek de kamudaki uygulamaları başarılı kılmaz, bir reformun başarısı için yeterli olmaz, olamaz.

Bir  toplumda  eDevletin  başarı  ile  gerçekleştirilmesi  o   toplumun   Bilgi  Toplumu olabilmesi için gerekli koşullardan birisidir. Ama tek başına eDevlet yetmez. Bilgi Toplumu oluşumu için eDevlet ile birlikte eTicaret, eİmza, eEğitim, eSağlık vb gibi böyle bir toplumun gerektirdiği pek çok diğer koşullar da sağlanmalıdır. En önemlisi, özünde açık, dürüst ve hesap verebilir  yönetim  demek  olan  İlerici  Yönetişim  de  Bilgi  Toplumunun  en  temel  olmazsa olmazıdır.
 

10. ÇALIŞMA, İŞSİZLİKLE MÜCADELE, KÖYKENTLER VE SOS YAL VENLİK

Emek, üreten niteliğiyle, en yüce değerdir. Emeğin hakkını alabilmesi ve emeğin bilgi desteğiyle  verim  ve  kalitesinin  artırılması  gelişmiş  ülkelerde  olduğu  gibi Türkiyemizde  de öncelik verilen iki ana konu olmalıdır. Emek ve sermaye arasındaki denge, toplumda huzur ve istikrarlı  kalkınma   için  çok   önemlidir.   Bu  konularda  devlet,   sendikalarla  ortak   anlayış geliştirmeli ve birlikte sorumluluk üstlenmelidir.

Türkiye’nin  içine  yuvarlandığı en  derin  bunalım,  en  acil sorun  yoksulluk  ve  işsizliktir. İşsizlik sorunu vahşi kapitalist anlayışın acımasız uygulamalarına terk edilemez. Devletin hedefi, iş ortamının gelişmesini sağlayarak her vatandaşa uygun bir iş olanağı sağlamak,  iş bulamayanların da insanca yaşamaları için bir sistem kurmaktır.

Ücretler, emeğin karşılığı olmalıdır. Grevli, toplu sözleşmeli sendika, emek sömürüsünün önündeki en ciddi engeldir.

•    Yurt   çapında   dengeli   bir   istihdam   politikası   uygulanacak   ve   vatandaşlarımıza bulundukları  yörelerde  istihdam olanakları sağlanacaktır.  Bunun  için,  öncelikle  geri kalmış yörelerde kamu tarafından veya kamu öncülüğünde yöre halkı ile birlikte yerel kaynakların değerlendirileceği yatırımlar yapılacaktır.

•    Meslek  okulları  ve  her  bölgedeki  meslek  örgütleri  arasında  kurumsal  bir  işbirliği sağlanarak  ihtiyaç duyulan  nitelikte  ve  hemen  işe başlayabilecek  ara eleman sağlanmasına önem verilecektir.

•   Yurtdışı     müteahhitlik      firmalarımızın      yurtdışına     Türk      işçisi     göndermeleri desteklenecek   ve    bunun   önündeki   mevzuat    engelleri   kaldırılacaktır.   Gönderilen işçimize sahip çıkılacaktır.

•         İşsiz ve yoksul vatandaşlarımızın durumunu kalıcı olarak etkilemeyen siyasi amaçlı yardımlardan öte, üretici olarak gelir elde etmelerini sağlayacak yeni bir düzenleme yapılmalıdır.

•         Kendi işini kurmak  isteyen  vatandaşlarımıza  başlangıç  sermayesi desteği verilecektir.   Bu   uygulamada   kadınlara   ve   meslek   okulu   mezunu   gençlere   öncelik verilecektir. Bu vatandaşlarımızın üretimlerinin pazarlanmasında belediyelerin yer tahsis etmeleri sağlanacak, bu ürünleri pazarlayacak şirketlere vergi kolaylığı getirilecektir.

•      Köylerde oturanların bölge  ve köyünün özelliklerine  uygun yapacakları projeler(hayvancılık,  el  sanatları  vb)  desteklenecek;  terör   nedeniyle  köylerini boşaltanların  köylerine  geri dönmelerini teşvik  için  evlerinin  onarım  ve  yapımı devlet  tarafından  karşılanacak;  tarıma  elverişli  Hazine  arazileri  köylüye  parasız tahsis  edilecek;  köykent  uygulaması  yaygınlaştırılıp  köykentlere  fabrikalar kurulacak; fabrikaların hammaddesini sağlayacak hayvancılık, el sanatları ve üretim projelerine uzun vadeli, düşük faizli kredi sağlanacaktır

•    İşçi ve işveren sendikaları, toplu iş sözleşmelerini “sorumlu sendikacılık” anlayışı içinde sadece ücret ve çalışma koşullarını değil ilgili işletmelerin ve ülke nin içinde bulunduğu ekonomik ko şulları da göz önünde tutarak yapacaklar; hizmet içi eğitime özel önem vereceklerdir.

•    Giderek genişleme eğiliminde olan alt işveren (taşeron) işçi çalıştırılması uygulamasına, kamu ihalelerinde son verilecektir. Kamu kurumlarında istihdam, belirlenmiş standart kadrolara uygun olarak yapılacaktır.

•    Aynı işyerinde aynı işi yapan işçi ve memur çalışanlar ara sındaki eşitsizlikler giderilecektir.

•    Köykentlerin,  işsizliğin önlenmesi ve yeni istihdam yaratılmasında çok önemli bir işlev üstleneceğine inanıyoruz. Köykentler insanımıza kendi yöresinde  iş olanağı sağlayacağı  gibi,  daha önce büyük  şehirlere  göç etmiş ve iş gücü arzını arttırarak düşük  ücretle iş bulabilen veya işsiz kalan yöre insanlarının da geriye dönmelerini teşvik etmiş olacaktır.

•    Her  aileden   en  az  bir   kişiye   “Vatandaşlık   Hakkı”  olarak   devlet güvencesinde iş imkanı sağlanacaktır. Ayrıca çalışacak ferdi olmayan aileler için de bir kişiye asgari emekli maaşı bağlana caktır.

•    Gelecek kuşaklara sağlık ve eğitim hizmetlerinin verilebilmesi ve kaliteli yaşam   koşullarının    sağlanabilmesi   için   aile   planla masına   önem verilecektir.

•    Halkımızın    da    yararlanabildiği    Ö ğretmen    Evleri,    Polis    Evleri uygulamaları  yanında  Memur  Evleri  ve  Gençlik  Evleri  kurulacaktır. Ayrıca çocuklar, yaşlılar, engelliler ve kadınlar için “özel yaşam merkezleri”   geliştirilecektir.   Sosyal   Hizmetler   ve  Çocuk   Esirgeme Kurumu, kreşlerin de dahil olduğu bu özel yaşam merkezlerinin yapım ve koordinasyonundan sorumlu olacaktır. Yaşam merkezlerinin yaygın biçimde  yapılmasında  yerel  yönetimlerle  işbirliği  içinde  duyarlı  ve hayırsever     vatandaşlarımızın     katkısını     sağlayacak      kampanyalar düzenlenecektir.

•    Er ve erbaşlar sosyal güvenlik kapsamına alınarak sigorta primleri devlet tarafından ödenecektir.

•    Emeklilerin, ev kadınlarının ve engellilerin üretken hale getirilmesi için özel programlar geliştirilecektir.  Emeklilikteki ya şam kalitesi ve süresi artırılacaktır.

•    Emeklilerin   maaşlarına   geçim   koşullarını   iyileştirici   düzeyde   zam yapılacak  ve  maaşlarındaki  farklılığı  giderecek  intibak  yasası çıkarılacaktır.

•    Kız çocukları hem ölen eşinden dul hem de ölen babasından yetim aylığı alabilecektir.

•    Erkek  çocukları da kız çocukları gibi sigortalı işe  girene ve evlenene kadar anne veya babasının sigortasından sağlık yardımı alabileceklerdir.

•    Aileler  çocuklarını  doğduğu  tarihten   itibaren   isteğe  bağlı  sigortalı yapabilecektir.

•    1800    güne    (5    yıla)    kadar    geriye    yönelik    olarak    borçlanma yapılabilecektir.

•    Ev hanımları 3600 gün prim ödeyerek emekli olabilecek lerdir.

•    Kamu bankaları borçlanma yapacak olan sigortalılara düşük faizle kredi verecektir.

•    Vefat eden sigortalının prim borçları silinecektir.

•    Yüksek lisans ve doktora yapanlar ile askerlik hizmeti ya panlar sigortalı sayılacak ve primleri Hazine tarafından karşılanacaktır.

•    Gazetecilerin ellerinden alınan yıpranma hakkı tekrar ve rilecektir.
 

11. ÇOCUK VE GENÇLİK

Çocuklar ailelerin, toplumların ve ülkelerin en değerli varlıkla rıdır. Eğitilmeyen, okula gönderilmeyen baskı altında yetenekleri köreltilen her çocuk ülkenin gelecekteki refahını azaltan toplumsal ve ekonomik bir kayıp olarak görülmelidir.

Ülkemiz, dünyadaki en genç ve dinamik nüfusa sahip ülkelerden birisidir. Demokratik Sol Parti, Türk siyasetinde yıllardır dile getirilen ama hiçbir siyasal iktidarın tam olarak çözemediği  gençlik  sorunlarını çözmeyi,  Türk  Gençliğini  hem  siyasetin  hem de  top lumsal hayatın odağı haline getirmeyi hedeflemektedir.

•    Gelecekte toplumsal işbölümünde yer alacak ve ülke yöne timinde söz sahibi olacak çocuğun yetiştirilmesi sürecinde, kişisel gelişimi ve özel yeteneklerinin ortaya çıkarılmasına özel önem veren bir eğitim modeli, okul ve aile işbirliği içinde oluşturulacaktır.

•    Okul ve oyun çağındaki çocuklarımızın  okuma hakları elle rinden alınarak küçük yaşta çalıştırılması ve hatta evlendirilmeleri zihniyet dönüşümünü sağlayacak toplumsal bir bilinçlenme ile önlenecektir.

•     Çocuk    hakları    ve    eğitimi   ile   ilgili   sivil   toplum    kuruluşlarının    faaliyetleri desteklenecektir.

•     Çocuk istismarını önleyici düzenlemeler yapılacaktır.

•     Madde bağımlısı çocuklarımızın rehabilitasyonu için merkezler tesis edilecektir.

•    Gençlerimizi yarış atına çeviren ve daha hayata atılmadan yıpranmalarına neden olan kurs-sınav maratonu, yapılacak bir eğitim reformu ile sona erdirilecektir.

•    Eğitimde  fırsat  eşitliği  güçlendirilecek;  devlet  okullarının  kalitesi  arttırılacaktır. Parasız ve üretime yönelik, yaratıcı eğitim hedefimizdir.

• Tek tip eğitim yerine yetenek ve isteklere uygun, çağdaş mesleki eğitim yaygınlaştırılacaktır.

•   Üniversiteler  yüksek  lise  düzeyinde  olmayacak;  gerçek  araştırma  ve  uygulama yuvaları  olacaktır.  Üniversiteler  ile  yörelerindeki  meslek  örgütlerinin  işbirliği  sağlanarak gençlere okurken iş pratiği/stajı yapma olanakları geliştirilecektir.

•    Bir  yasal düzenleme  ile okuyan  gençlerin  üniversite  kimlik leri  tüm  ülkede  yani okudukları şehrin dışında da geçerlilik kaza nacaktır.

•   Her  ilde  ihtiyacı  karşılayacak  kadar  öğrenci  yurdu  ve  öğrenci  evi  açılacaktır. Buralardan elde edilecek gelirler yeni yurtların yapımı için ayrı bir fonda toplanacaktır. Ö zel öğrenci yurtlarının faaliyetleri ve denetimleri yeniden düzenlenecektir.

•    Yurt     ücretini    ödeyemeyecek    öğrencilerin     yurt    ücretleri    devlet    tarafından karşılanacaktır.

•    Tüm üniversite öğrencilerine, talepleri halinde en az 500 TL. burs verilecek tir.

•    Gençlik    evleri    kurularak    gençlerin    sosyal,    sportif    ve    kültürel    ihtiyaçları karşılanacaktır.

•    Üniversite gençliğinin bilim, kültür ve sanat etkinliklerine katılımı okullarında ayrı bir kredi notu olarak değerlendirilecektir.

•    Gençliğin  enerji  ve  dinamizmi  yaşamın  her  alanında  öne  çıkarılacak,  önündeki engeller kaldırılacaktır.

•    Çalışan gençliğin en önemli sorunu emek sömürüsü ve kötü çalışma koşullarıdır.

•    Sigortasız çalışma ve primlerin düzenli olarak ödenmemesi sorunu giderilecektir.

•    İş  güvencesi  ve  çalışma  saatle ri açısından  gençlere  hafta  sonları kendilerine  ve hobilerine zaman kalmasını sağlayacak şekilde yasal düzenlemeler yapılacaktır.

•    Gençliğin siyaset içine girmesi teşvik edilecektir.
 

12. DEPREM VE DOĞAL AFETLER

Türkiye, artık doğal afet gerçeğine alışmıştır. Bu afetler arasında başta depremler olmak üzere, heyelanlar, su baskınları, kaya ve çığ düşmeleri, orman yangınları, kuraklık ve erozyon önemli tehlikeler arasında sayılabilir.   K üresel iklim değişiminin neden olduğu yeni tehlikeler, ormanların ve doğal bitki örtüsünün tahribi afet tehlikesi ve riskini daha da artırmaktadır. İstatistikler incelendiğinde, doğa kökenli afetlerin her yıl Türkiye gayri safi milli hâsılasının %3’ü oranında doğrudan ekonomik kayba yol açtığı görülmektedir. Ancak doğrudan ekonomik kayıpların yanında pazar kaybı, üretim kaybı, işsizlik gibi dolaylı ekonomik ve sosyal kayıplar da göz önünde bulundurulduğunda toplam kayıp yılda gayri safi milli hâsılanın %4-5’ine yaklaşmaktadır. Son yüzyılın başından bu yana meydana gelen doğa kökenli afetler sonucunda Türkiye'de yaklaşık olarak 100,000 kişi hayatını kaybetmiş, 210,000 kişi yaralanmış ve 650,000 civarında konut yıkılmış veya kullanılmaz hale gelmiştir.

Türkiye, bir doğa kökenli afetler ülkesi olmasına rağmen, kalkınma planlarında afe tlerle sürdürülebilir kalkınma arasında ilişki ve akılcı dengelerin kurulabildiği söylenemez. Bu konu ancak, 1999 depremleri sonrasında ECEVİT Hükümeti tarafındanhazırlanmış olan ve 2001-2005 yıllarını kapsayan Sekizinci Beş Yıllık kalkınma P lanı içine dâhil edilmiş olmasına rağmen, plan dönemi içersinde öngörülen politikalar ve önlemlerin gerçekleştirilmesi sağlanamamıştır. Maalesef ki, depremin yaralarını sarmak için toplanan ek vergiler, mevcut hükümet tarafından amacından başka yerlere harcanmıştır.

• Afet yönetim sistemi bir bütün olarak ele alınacak ve sistemin zarar azaltma,    hazırlık, müdahale  ve  iyileştirme  olarak  özetlenen  tüm  aşamaları  hem  merkezi  ve  hem  de  yerel düzeylerde yeniden yapılandırılacaktır.

• Afet  yönetiminde  merkezi  yönetim,  yerel  yönetim,  meslek  odaları,  özel sektör,  sivil toplum kuruluşları ve halkın  yönetim sisteminin  her aşamasındaki faaliyetlere ve karar alma mekanizmalarına katılması temel esas olarak ele alınacaktır.

• Afet  yönetiminde kurumsal  yapılanma  yalnızca örgütlenme  yapısını düzenleyen   bir yaklaşım  olarak  ele  alınmayacak,  karar  mekanizmaları  ve  mali  yapıda  özerklik,  personel rejiminde yetkinlik, bağımsızlık ve tarafsızlık,   açıklık, saydamlık, katılımcılık ve hesap verebilirlik boyutları da dikkate alınacaktır.

• Afet yönetiminde kurumsal yapılanma, merkezi ve yerel yönetimlerde bir farkındalık, bir değişim, bir risk azaltma kültürü oluşturma sürecidir ve bu nedenle de sürekli ve sürdürülebilir olmalıdır. Bu nedenle;

a)  Her büyük afet olayı sonrasında karşılaşılan sorunları ve yap ılan çalışmaları analiz

ve sentez edebilen, eksikliklerini görebilen, her olaydan elde ettiği derslerin ışığı altında kendisini yenileyebilen, özetle “ders alabilen ve öğrenebilen” bir afet yönetim bilgi sistemi (AYBS) geliştirilecektir.

b)  Afet öncesi, sırası ve sonrasında populist politikalar yerine, toplumun her kesimini işbirliği yapmaya ve sorunları birlikte çözmeye yönlendirmek ve eğitmek, “halka birlik te çözümler üretmek” temel esas olacaktır.

c)  Yerel yönetimler, meslek örgütleri ve gönüllü kuruluşları da kapsayan bir bütünlük içerisinde afet öncesi planlama ve hazırlık çalışmaları yapılacak ve“ halka birlikte planlama anlayışı yerleştirilecektir”.

d)  Afetlerin   sonuçlarını   yalnızca   fiziksel  kayıp   olarak   görmek   yerine,   insan unsurunu öne çıkaran, sosyal, psiko lojik , ekonomik  ve çevresel boyutları ile birlikte çözmeye çalışılacaktır.
 

13. DIŞ POLİTİKA

Ülkemizin merkezinde bulunduğu Afro-Avrasya, en fazla sorunların yaşandığı, bu kapsamda risk ve fırsatların yer aldığı bir bölgedir. Bu nedenle şeffaf, yapıcı ve kararlı bir dış politika izlenmesi gerekmektedir.“S ıfır Sorunlu Dış Politika” söylemi ve iddiasıyla yönetime gelenlerin son on iki yılda Türkiye’yi hemen hemen tüm komşuları ve eski dostları ile sorunlu bir  hale  getirdiği konusunda  hükümet dışında  neredeyse herkes  hem fikirdir.  S ınırlarımızda terörist gruplarla komşu olunmuştur.

“Yurtta S ulh, C ihanda S ulh” ilkesi, dış politikanın temeli olacak ve komşu ülkelerin iç işlerine müdahale edilmeyecektir.

- Bölgemizde ve özellikle S uriye ve Irak’ta devam eden iç savaşın sona erdirilerek akan kanın durdurulması öncelikli hedefimizdir. Bu amaçla söz konusu ülkelerdeki tüm unsurlarla, bölge ve üçüncü ülkeler yanında uluslararası kuruluşlarla işbirliği halinde, gerekirse yeni oluşumlar tesis ederek,  barış,  istikrar  ve refahın tesisi  için  her türlü  gayret sarf edilecektir. Barışın tesisi durumunda Türkiye’deki mültecilerin bir an önce ülkelerine dönmeleri temin edilecektir.

- Ortak norm, prensip ve değerleri paylaştığımız AB ile ilişkilerimiz önemlidir. Duraklayan üyelik görüşmelerine ve uyum çalışmalarına yeniden ivme kazandırılması gerekmektedir. Öte yandan Gümrük Birliği içinde bulunduğumuz AB ile ABD arasında gerçekleştirilecek Serbest Ticaret Anlaşması kapsamına ülkemizin muhakkak alınması sağlanacaktır. Türkiye’nin üyeliğine karşı çekinceleri olan AB ülkelerinde kamuoyunun kazanılması için çaba gösterilecektir.

- Ege’de anlaşmalarla Yunanistan’a bırakılmamış bir çok adacık ve kayalık bulunmaktadır. Ege’deki hak ve menfaatlerimiz uluslar arası hukuk çevresinde korunmaya devam edilecektir. Ege’deki  sorunlarla  ilgili  olarak  Yunanistan’la  sürdürülen  görüşmelere  devam  edilecek,  iki ülkenin ortak hak ve çıkarlarına dayalı kapsamlı ve kalıcı bir çözüm yolu üzerinde anlaşma aranacaktır.

• DSP teslimiyetçi bir yaklaşımla dış po litika yürütmeyecektir. Dış politikada ekonomik, duygusal ve din eksenli ideolojik yaklaşımlar yerine bütüncül anlamda ulusal çıkarlara dayalı politikalar uygulanacaktır.

•  Dış politika, ön yargılar üzerine inşa edilmek yerine, aklın ve bilimin rehberliğinde oluşturulmalıdır. Devletler arasındaki ilişkilerin dostluklar ve düşmanlıklar üzerine değil; devletlerin karşılıklı ulusal çıkarları üzerine kurulduğu hiçbir zaman hatırdan çıkartılmamalıdır.

•   Türkiye Cumhuriyeti, kendi  bölgesinde aktif bir dış po litika izle melidir.  Türkiye Cumhuriyeti,  uluslararası  ilişkilerde  gö rüşlerine  değer  verilen  itibarlı  bir  ülke  konumuna getirilmelidir. Bunun için de, öncelikle kendi gücüne dayanan ve kendi gücünden kuvvet alan bir devlet olmalıdır.

•  Türkiye, dünyada başka hiçbir ülkenin sahip olmadığı çok boyutlu bir coğrafya ve tarih dokusuna sahiptir. Türkiye, hem bir Avrupa ve Balkan ülkesi, hem bir Akdeniz ve Ortadoğu ülkesi, hem bir Karadeniz ve Kafkasya ülkesi, hem de Asya ülkesidir. Afrika, İç Asya ve Uzak Doğu ülkeleri ile de tarihi bağları unutulmamalıdır. Bu coğrafyadaki ülkelerle ekonomik ve kültürel bağları da bulun maktadır.

•  Bu konum ve ilişkiler dış politikamızın belirlenmesinde gözden uzak tutulamaz. Türkiye “Ulusal Ç ıkarlara Dayalı, Bölge Merkezli ve Geniş Açılımlı Dış Politika Modeli” geliştirmek zorundadır.

•  Uluslararası ilişkilerin temel araçları olan Birleşmiş Milletler, N ATO, Avrupa Birliği gibi kuruluşların karar organlarında yer almalıyız. Ancak, bazı devletlerin bu kuruluşları kendi politikalarını meşrulaştırma aracı olarak kullanmalarına izin vermemeliyiz. Başka devletlerin iç politikalarına karışanların karşısında, ezilen ulusların yanında olmalıyız.

•   DSP, çağdaş, uygar, genel olarak insanlığın ve özel olarak ülkemizin meşru çıkarlarını gözeten, evrensel ve ulusal değerleri bağdaştıran dış politikayı savunacaktır.

•  DSP, başta terörle mücadele olmak  üzere uluslararası barış ve güvenliği sağlayıcı her türlü  küresel  işbirliğinin   gerçekleşmesi  ve  önlemlerin  alınması  ve  uygulanmasında  öncü olacaktır.

• Ortak norm, prensip ve değerleri paylaştığımız Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerimiz önemlidir. Duraklayan üyelik görüşmelerine ve uyum çalışmalarına yeniden ivme kazandırılması gerekmektedir. AB üyelik sürecinde Türkiye’ye karşı olumsuz tutum içinde olan ülke lerle ikili ilişkiler de buna göre biçimlendirilecektir.

•  Kıbrıs sorununda –1960 Garanti Antlaşması geçerliğini korumak, dolayısıyla Türkiye’nin bu Antlaşmadan doğan haklarına halel gelmemek kaydıyla– zaman zaman kesintilerle devam eden toplumlararası görüşmelerde öncelikle iki eşit egemen devletin varlığına dayalı (İki kesimlilik, siyasi eşitlik ve iki kurucu devlet BM parametreleridir.) yeni bir Ortaklık Devletinin kurulması amacıyla kapsamlı ve adil bir çözüm desteklenecektir.Bunun gerçekleşmeyeceği anlaşıldığı takdirde Kuzey K ıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası toplum tarafından bağımsız devlet olarak tanınması yolunda gerekli girişimlerde bulunulacaktır

•  Dış  Türkler,  tarihimizin  farklı  coğrafyalarda  kalan  renkleridir.  Vatandaşı  oldukları ülkelerle Türkiye arasında köprü olan dış Türklerle başta kültürel olmak üzere her alandaki ilişkilerimiz geliştirilerek sürdürülecektir. Dış Türkler Bakanlığı kurulacaktır.

• Ermenistan ile ilişkilerimizin geliştirilmesine engel olan Ermeni iddiaları ile ilgili olarak iki   ülke  arşivlerinin   tarafsız  tarihçilerin   inceleme   ve  değerlendirmesine  açılması  kabul edilmelidir. S iyasi amaçlı dayatmaları Türkiye’nin kabul etmeyeceği bilinmelidir.

• Önem verdiğimiz Transatlantik ilişkiler kapsamında ABD ve diğer Avrupa ülkeleri ile ilişkilerimizin karşılıklı çıkarlarımız doğrultusunda kuvvetlenerek sürdürülmesine gayret edilecektir.

• Rusya  Federasyonu   ile  başta   müteahhitlik,   enerji,   dış  ti-caret,   turizm,   tarım   ve hayvancılık olmak üzere her alandaki iliş kiler geliştirilecektir.

•   Asya – Pasifik  ve bu kapsamda her açıdan yükselmekte olan Ç in ve Hindistan’la çok yönlü ilişkilerin geliştirilmesine özen ve önem gösterilecektir.
 

14. EKONOMİ VE BÜYÜME MODELİ

Halkçı Rekabet Ekonomisi

Piyasa ekonomilerinde kişi ve kuruluşların amacı azami kar ve güç elde etmektir. Kapitalist ekonomilerde bu süreç bir süre sonra sermaye ve gücün belirli ellerde toplanması ile ülkede istikrar ve adaleti tehdit eder hale gelebilmektedir.

Serbest piyasa ekonomisinin sağlıklı ve dengeli yürütülebilmesi, vatandaşların satın alma güçlerinin yükselmesine, harcanabilir bir gelir düzeyine sahip olmalarına, bir başka ifade ile ülkede dengeli bir gelir dağılımının sağlanmasına bağlı bulunmaktadır. Bu nedenle piyasa ekonomilerinin sosyal bir bilinçle düzenlenme si,  uzun vadede öncelikle serbest piyasa için de büyük önem taşır.

Demokratik  sol  anlayış  içinde  yapılacak  düzenlemelerle  oluşturulacak  “Halkçı  Rekabet Ekonomisi” ile “sürdürülebilir bir ekono mik büyüme ve kalkınma, istikrar, istihdam, dengeli ve adil gelir dağılımı ile  yaşanabilir çevrenin korunarak  geliştirilmesi” amaçla rına ulaşılacaktır. Halkçı Rekabet Ekonomisi ile sosyal devlet anlayışı egemen kılınacak, piyasa düzenlenecek ve denetlenecektir.

DSP’nin Halkçı Rekabet Ekonomisinde Devlet,

- Serbest rekabetin fiyat ve kalite ile yapılmasını sağlar ve denetler; hile, aldatma, vergi kaçırmaları  yoluyla  haksız  rekabet  ortamının  yaratılmasına  izin  vermeyecektir.  Bu konuda meslek örgütleriyle de işbirliği yapılacaktır.

-   Ayrımcı ve kayırıcı değil, katma değeri arttırıcı kuralları koyar ve denetler. O lağanüstü durumlar veya aşırı kıtlık ve fiyat yükselmelerinde düzenleme amaçlı müdahale eder.

-Her türlü yasal örgütlenmeyi kolaylaştırır. Örgütlenmenin istikrarlı ve dengeli bir toplum için gerekli olduğuna inanır. Bu kap samda ortak çıkar, hedef ve amaçları olan grupların bir araya gelmelerini kolaylaştırır.

-Emekçilerin     grevli,     toplu    sözleşmeli    sendikalarda;    üreticile rin    kooperatiflerde örgütlenmelerini özendirir.

-Spekülatif ve manipülatif işlemlerle yapay fiyat ve mal hare ketlerine izin vermez. Bu tür ortamlarda müdahale eder.

Devlet, kamu yararı olan alanlarda ve ekonomide haksız re kabet, istismar ve dengesizlik yaratacak konularda düzenleyici olarak her zama n var olacaktır. Bunun için gerekli düzenlemeler yapılacağı gibi, mevcut veya yeni kurulacak kamu iktisadi teşeb büslerinin ve bu amaca yönelik yatırımlar  yapmaları projelendirilecektir.  DSP  ekonomi  politikası karma  ekonomik  sisteme dayalı bir politikadır. Halkçı Rekabet Ekonomisinde ekonomik ve sosyal kalkınma için genel ve bölgesel orta ve uzun vadeli programlar yapılarak,

-Doğal kaynakların kullanımı,

-İç ve dış finansman kaynakları ve kullanımları,

-Ulaşım planları,

-İhtiyaç duyulacak nitelikteki elemanlar için eğitim programı,

-Kamu tarafından yapılacak yatırımlar için kaynaklar,

-Özel sektör yatırımlarına verilecek teşvikler,

-İstihdam  yaratan  katma  değeri  yüksek  projeler  uyumlu  ve  birbirlerini  tamamlayıcı nitelikte olmak üzere ele alınacaktır.

-Büyük finansman gerektiren yatırımları gerçekleştirmek için kamu-özel ortaklığı hukuk alt yapısı oluşturulacaktır.


Küreselleşme

Demokratik sol değerlerin hızla değişen dünyamızda ve ülke mizde gündeme getirdiği yeni ilişki küreselleşmeyle ilgilidir.

Küreselleşmenin getirdiği olanakların farkında olmamak mümkün değildir, ancak tehlikeleri de görülebilmelidir. Bir ekonomik, sosyal ve kültürel gerçeklik olarak küreselleşmeyi reddedemeyiz,  fakat  bu  gerçekliği  kendi  gelişimine  de  bırakamayız.  K üreselleşme,  kontrol edebileceğimiz bir gerçektir.

Bilinmelidir ki, küreselleşme bütün insanlarımız, özellikle de gelir dağılımının daha eşitsiz olduğu gelişmekte olan dünya için aynı şekilde yarar sağlamayacaktır. Oysa küreselleşme herkes için daha yüksek yaşam standartlarına önderlik etmeli, çevrenin ve çalışanların pahasına tahrip edici bir yarış olmamalıdır.

Ülkenin  refahı  ve  insanın  mutluluğunu  esas  alan  Demokratik  Sol,  “K üreselleşme”nin getirdiği ilişkileri,  ülkenin refahı ve halkın mutluluğunu temel amaç olarak gören bir anlayış içinde düzenleyecektir. Bu düzenlemeler küreselleşmenin getirdiği riskleri gidermek, avantajlarından yararlanmak  yaklaşımını esas alacaktır.  Küreselleşmenin dayattığı neo- liberal politikalara karşı ulusal çıkarları gözeten “Ulusal d uruş” içinde olunacaktır.
 

Kur Politikası

Türk   Lirasının   yabancı   paralar   karşısındaki   değeri   “gerçek çi   kur”   politikası   ile belirlenecektir.  K urun belirlenmesinde etken olan  ve ülkemizin  tasarruf açığını karşılayacak yabancı  sermayenin  “sıcak  para” olarak  reel  faizinden  yüksek  getiri  elde  edeceği portföy yatırımları olarak değil, tatmin olacağı bir kar elde edeceği doğrudan sabit sermaye yatırımı olarak gelmesi hedeflenecektir.

Ülkemizin döviz ihtiyacının dış borçlanma ve sıcak para girişleriyle değil ihracata ve diğer döviz kazandırıcı hizmetlerden karşılanabilmesi için gerekli düzenlemelere öncelik verilecektir.

Bunun için öncelikle yurt içi üretim faaliyetlerine “sektörel”, “bölgesel” ve “finansal” teşvik tedbirleri geliştirilecektir.

Bu amaçla yapılacak düzenlemelerde “değerli TL’den gerçekçi kura” geçiş süreci ile “diğer destek ve teşviklerle yerli ve yabancı yatırımlarla üretimin arttırılması” birlikte değerlendirilmelidir.

Ayrıca,

a)  Yurtdışından    borçlanmaların    döviz    kazandırıcı    faaliyetlerde    kullandırılması özendirilecektir.

b)  Yurtdışından  gelen   dövizlerin   tekrar  yurtdışına   çıkışlarında   ülkede   kaldıkları süreye göre farklılaştırılmış vergi uygulanacaktır.

c)  Cari açığın  gayri  safi  milli  hâsıla  (GSMH)’nın  %5’inin  üze rine  çıkmasına  izin verilmeyecek, TC Merkez Bankası bu oranı koruyucu bir politika izleyecektir.

Döviz Girişini Artıran Önlemler

Ülkemize döviz kazandıran en önemli sektörlerden olan Yurtdışı Müteahhitlik Sektörü’nün;

-Teminat mektubu sorunlarının çözülmesi,

-Daha fazla Türk işçisi ça lıştırılmasının özendirilmesi, sağlanacaktır. İşletmelerin, Türk bankalarındaki yabancı para mevdua tının kur farklarının gelir kabul edilip vergilendirilmesi nedeniyle yurtdışı bankalarda bulundurdukları dövizlerini Türk bankalarına aktararak Türk ekonomisi için kullanılabilme olanağının yaratılması için gerekli düzenlemeler öncelikle yapılacaktır.

Sektörel Meslek Örgütleri veya Sivil Toplum Kuruluşları

Bu konu ile ilgili olarak,

- Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının yetki ve görevleri yeniden düzenlenerek,   bu  kuruluşların   üyelerinin   faaliyetlerinin   mesleğin   gereklerine,  etik kurallara  ve  mevzuata  uygunluğunu  izleme  ve  değerlendirme  ve  meslek  disip linini sağlama fo nksiyonları güçlendirilecektir.

- Meslek örgütleri üzerindeki vesayet kaldırılacaktır.

- Özellikle KOBİ’lerde ortaya çıkan kredi taleplerinde yetersiz kaynak ve teminat sorunu meslek               örgütleri    bünyesinde    oluşturulacak    Dayanışma     Sandıkları    aracılığıyla çözülecektir.

- Çırak ve stajyerlerin sosyal güvenlik hakları sağlanarak vergiden muaf tutulacaktır. Bu kişileri çalıştıran işverenler vergi avantajı sağlanarak teşvik edilecektir.

- Biyologların Tıp Dışı Meslek Mensupları için yapılan TUS sınavlarına katılma hakları geri verilecek, Sağlık Bakanlığında denetici olabilmelerine, ida ri kadrolarda görev alabilmelerine olanak sağlanacaktır.

- Veteriner hekimlerin çalışma koşulları düzeltilecektir.

Uluslararası Ekonomik Örgütlerle İlişkiler

a) AB ile ilişkilerimiz tam ve eşit üyelik hedefine uygun olarak sürdürülecek; AB ile imzalanan anlaşmalarda yer alan hükümlerin ve Türkiye’ye verilen sözlerin yerine getirilmesinin  takipçisi  oluna caktır.  Bu  süreçteki  gelişmelere  göre  Gümrük  Birliği anlaşması ülkemiz çıkarları doğrultusunda yeniden ele alınacaktır.

b) Türkiye’nin üye olduğu Karade niz Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO) ile ilişkiler geliştirilecektir.

c) Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerimizin geliştirilmesinde ülkemizin yararı doğrultusunda politikalar izlenecektir.

d)  Orta  Asya,  Balkan,  Kafkas  ve  Ortadoğu  ülkeleri  ile  ekono mik,  kültürel  ve  siyasi ilişkilerimizin  geliştirilmesine özel önem ve rilecektir. Bu bölge ülkeleriyle birlikte bir Ortak Pazar oluşumuna öncülük edilecektir.

Diğer Konular

a)  Ülkemizde üretim fiyatları ile tüketim fiyatları arasındaki fark giderek açılmaktadır. Büyük mağaza zincirleri fiyatları baskıcı bir şekilde belirleyebilmekte,  üretici ürününü düşük fiyata satarken, tüketici bu ürünü çok daha yüksek fiyatla satın almaktadır.

b)  Ürün ve emeğin gerçek değeri üzerinden piyasaya sunulabilmesi için üretim ve tüketim kooperatifleri gibi doğrudan satış kanalları geliştirilecektir.

c)  Sağlık ve eğitim sektörlerinin yurt dışından daha fazla hasta ve öğrenci almaları teşvik edilecektir.

d)  Geniş halk kitlelerinin küçük tasarruflarıyla pay sahibi olabileceği çok ortaklı halk anonim ortaklıklarının kurulması, süreli vergi kolaylıkları ve kar paylarına sağlanacak vergi  indirimleri yo luyla  teşvik  edilecek;  halkın aldatılmasını önlemek  için Sermaye Piyasası K urulu’nun etkin denetimi sağlanacaktır.

e)  Esnafın  desteklenmesi  ve  haklarının  korunması  için  ge reken  her  türlü  düzenleme yapılacak, “Esnaf ve Sanatkârlar Ba kanlığı” kurulacaktır. Alışveriş merkezlerinin hasılatı üzerinden alınacak özel bir kesinti esnaf ve sanatkârların desteklenmesi amacıyla kurulacak fonda kaynak olarak kullanılacaktır.

f) Esnaf ve sanatkarlar uluslararası standartlarda,  uluslararası arenada rekabet edebilecek mal ve hizmet üretebilecek hale ge tirilecektir.

Ye ni Bir B üyüme Modeli İhtiyacı

Türkiye’de, 24 Ocak 1980 kararlarından sonra uygulanan modelde, dış tasarruflara dayalı bir ekonomik yapılanma dizayn edilmiştir. Bu modelde üretim ve bölüşüm dış etkenlere tam açılmış bir piyasaya bırakılmıştır. Böylece, makro dengelerde ortaya çıkan yapısal değişimler sonucunda;

-Yerli üretim, yerini ithal mallara bırakmıştır.

-İç tasarruf yetersizliği büyük ölçüde dış kaynaklarla karşılanmıştır.İç tasarruf yeteri kadar gelişmemiştir.

-Milli gelir,  ülke içinde üst gelir gruplarında toplanmaya de vam etmiş ve dış tasarruflara ödenen faizler yoluyla da büyük ölçüde yurtdışına transfer edilmiştir. Bu politikanın “kilit taşı” TC Merkez Bankasınca uygulanan para politikası olmuştur:

Ülkeye sıcak para girişi teşvik edilmiş, gelen sıcak parayla ithalat finanse edilmiş; bol miktarda ve ucuz olarak giren ithal malları yerli üreticinin rekabet gücünü yok etmiştir. Dolayısıyla yerli üreticiler bundan büyük zarar görmüştür. Benzer bir yaklaşım bu sefer AKP eliyle uygulamaya konulmuş,  Ülkemiz ve Halkımız giderek aynı sıkıntıları yaşamaya başlamıştır. Bu nedenle Türkiye Ekonomisinin yeniden yapılandırılması gecikme olmadan sağlanmalıdır. Bu yapılanma ile,

•    Giderek büyüyen ve sadece ekonomi için değil ülke ba ğımsızlığı açısından da tehlike arz eden cari açık kapatılmalı ve ekonomik kırılganlık giderilmelidir.

•     Ekonominin  dış  etkenlerden  etkilenmesine  neden olan  ko şullar  minimize  edilerek istikrar içinde sürdürülebilir bir kalkınma ve büyüme sağlanmalıdır.

•    Entegre bir büyüme modeli içinde kısa, orta ve uzun vadede alınacak tedb irlerle üretim faktörlerinde verimlilik arttırılmalı ve ekonomimize uluslararası rekabet gücü kazandırılmalıdır

•    Ekonomik  uygulamalardaki  öznel,  bireysel  ve  savruk  anlayış  yerine  koordinasyon içinde, uyumlu, birbirini tamamlayan, saydam bir uygulama siste mi yerleştirilmelidir.

•  Tüm karar ve uygulamalarda “buyurgan yönetim” anlayışı terk edilmeli ve ilgililerin de süreçte yer alacağı “katılımcı işbirliği” anlayışı egemen olmalıdır.

•  Sendikalaşma ve mesleki örgütlenme teşvik edilmelidir.

DSPnin Yeniden Büyüme İçin Önerileri

Yeniden yapılanmada, yukarıda belirtilen amaç ve hedeflere ulaşılabilmesi için ekonominin düzeltilmesine bozulduğu yerden başlamak  gerekir. Yani “değerli kur” yerine “gerçekçi kur”, “ithalata dayalı büyüme” yerine “üretime dayalı büyüme ” tercih edilmelidir. Bunlarla birlikte, etkin ve kapsamlı bir vergi politikası da uygulanmalıdır. Karma bir ekonomik model şarttır.

DSP’nin benimsediği ve uygulayacağı Büyüme Modelinde;

•  Hedefimiz üreten ve katma değer yaratan bir ekonomik sistem oluşturmaktır. Büyüme reel sektör odaklı olacaktır.

•  Sıcak paraya dayalı ithalata odaklanmış büyümeye ve itha lata dayalı ihracata son verecek kur politikası uygulanacaktır. Bu amaçla TL’nin reel değeri hedeflenecektir.

•  Gerçekçi kur  uygulamasına  geçiş  aniden  olmayacak,  zaman  içinde  ve  kontrollü  bir şekilde yapılacaktır. Bu geçiş aşamasında, para ve maliye politikaları arasında sıkı bir eşgüdüm sağlanacak ve bugüne kadar büyük ölçüde para po litikasının üzerine yıkılmış olan  fiyat  istikrarı,  üretime  dayalı  büyüme  ile  sağlam  bir  yapısal  tabana  oturmuş olacaktır.

•  “Üretime Dayalı Büyüme”nin ana çizgileri özetle şöyle ola caktır:

a)Tarımsal üretim yeniden yapılandırılacaktır. Üreticiler, kamu öncülüğünde kurulacak, destek, teşvik, rehberlik ve pazarlama örgütleri aracılığıyla maliyetlerini azaltıp verim ve kalite artışı sağlayarak elde edecekleri rekabet gücü sayesinde hem iç, hem de dış piyasalarda ürünlerini satabileceklerdir.

b ) Sanayide ise tüm sektörler,

-Bilgi yoğun (Bilişim, iletişim, uzay, tıp ve eczacılık gibi) ,

-Teknoloji yoğun (Ulaşım, kimya gibi) ,

-Sermaye yoğun (Petrol, gemi, petrol ve türevleri, metal gibi),

-Emek yoğun (Orman, gıda, tekstil gibi) olarak   sınıflandırılacak   ve   bu   sınıflara   göre   yatırım   bölgele ri   belirlenecek; sermayenin ve insan gücünün programlanması, projeksiyonu, teşviki ve yönlendirilmesi yapılacaktır. Bu suretle kaynaklarımızın en rasyonel biçimde kullanılması ve en yüksek GSMH artışı sağlanması gerçekleştirilebilecektir.

•    Türk  ekonomisinin  büyüklüğü  ile  bağdaşmayan  ve  bugüne  kadar  yapılan  çeşitli reformlara rağmen  tabanı genişletilemeyen  gelir  ve kurumlar  vergilerinin  oranlarını arttırmadan, vergi tabanının genişletilerek beyan dışı işlemlerin kapsama alınmasına ön- celik verilecektir. Vergi  gelirlerindeki  artış,  “üretime  dayalı  büyüme”  modeli  uygulaması  ile  vergi tabanını oluşturan sınai ve ticari faaliyetlerin genişlemesi ve beyan dışı gelirlerin kapsama alınması suretiyle elde edilecektir. Bu alandaki başarıya göre, dolaylı vergiler aşamalı olarak azaltılacaktır. Dolaylı vergilerin yükünün azaltılması suretiyle vergi adaleti sağlanmasında önemli bir adım atılmış; bu vergilerin enflasyon üzerindeki baskısı hafifletilmiş; kayıt dışına çıkışın cazibesi azaltılmış olacaktır.

•    Girişimciliğin önü açılacak, girişimcilik için ortam müsait hale getirilecektir.

•    KOBİ’ler, esnaf ve sanatkarlar bankalara tutsak olmaktan kurtarılacaktır.

•    Ev kadınlarını ekonomiye kazandıracak mikro işletmecilik özel kredi sistemi ile teşvik edilecektir.

Vergi Politikaları

Hedefimiz: ekonomik ve sosya l politikalarla uyumlu, tasarrufu artırarak sermaye birikimini güçlendiren, istihdam üzerindeki yük leri azaltarak yatırımları ve istihdamı artıran, vergi yükünü düşürerek mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunu artıran, vergi güvenliğini güçlendirmek suretiyle kayıtlı ekonomiye geçişi hızlandıran, verginin tabana yayılması suretiyle vergi oranlarının düşürülmesine imkân sağlayan, gelir dağılımındaki eşitsizlikleri gidermeyi he- defleyen bir vergi düzenidir.

Dolaylı vergiler geniş halk kitlelerince ödenmektedir. Bu yönüyle dolaylı vergiler vergide adalet ilkesini zedelemektedir. Halkı ezen ve harcamalar üzerinden alınan dolaylı vergiler yerine herkesten ödeme gücüne göre alınan vergi sistemi getirilmelidir. Bülent Ecevit’in “ne ezilen ne ezen” politikasını Türkiye’ye yerleştirecektir. Bu amaçla gelir bölüşümünde ve vergide adalet sağlanacak, vergi toplamadaki ve istihdamdaki kayıt dışılığı önlemek için elektronik çapraz denetimden yararlanılacak tır.

Vergi  kayıp  ve  kaçakları;  gerek  kayıt  dışı  ekonominin  ge lişmesinden,  gerek  vergiden kaçınma güdüsüyle büyük boyutlara ulaşmıştır. Bu nedenle DSP, vergi gelirlerini tam ve zamanında tahsil etmek, kayıp ve kaçakları engellemek için gerekli önlemleri alacaktır.

Kayıt dışı ekonomi ile mücadele için tüm işletmelerin yarattığı yeni ve ek istihdam, vergi ve diğer yöntemlerle teşvik edilmeli, istihdamın üzerindeki gereksiz yükler kaldırılmalıdır. DSP iktidarında üretime dayalı ekonomi modeline geçildiğinde herkes gelirine ve ödeme gücüne göre vergi  ödeyecek,  vergi  oranları ekono mik  faaliyetleri  engelleyici  olmayan  düşük  düzeylere indirilecektir. Bunlardan başka;

- Okullarda “Birey O lma ve Vatandaşlık Bilinci” kapsamında verginin anlam ve önemi eğitim kapsamına alınacaktır.

- Sosyal devlet anlayışının doğal bir gereği olarak vergi, “gücüne göre” yani az kazançtan az, çok kazançtan çok alınacaktır.

- Üretenden az vergi alınacaktır. Vergi tabanı yaygınlaştırılarak toplam vergi içinde dolaylı vergilerin payı azaltılacaktır.

- Asgari ücret vergi kapsamı dışında bırakılacaktır. Böylece ücretli ve maaşlıların net geliri artacaktır.

- Halkın gıda, eğitim ve sağlık harcamalarında vergi oranları düşürülecektir.

- Kayıt  ve belge  sisteminin  oluşturulması  ve  sağlıklı  işleme sinde  meslek  örgütleri  ile işbirliği yapılacaktır.

- Tüccar  ve  serbest  meslek  sahiplerine  tanınan  “bazı  harca maların  gider  yazılması” uygulaması, isteyen ücretli ve maaşlılara da uygulanacaktırTürkiye’de yeni bir vergi düzeni oluşturulacak, dolaylı vergilerin nispeti azaltılacaktır.

- Temel gıda maddelerinde KDV ora nı %1’e indirilecektir.

- Petrol Ürünlerindeki vergi yükü düşürülecektir.vergisi

- Bazı yiyecek,  içecek  ve  ihtiyaç  maddeleri üzerindeki aşırı vergilerin,  kayıt dışını  ve kaçakçılığı   teşvik   ettiği   göz  önüne   alına rak   bu   vergi  oranları   makul   seviyelere indirilecektir.

- Belirlenen  belli  sektörlerde  ve  bölgelerde  kurulan  şirketler  ve  yeni  işe  başlayan çalışanlarından 5 yıla kadar vergi muafiyeti uygulaması yapılacaktır.

- Yatırım indirimi yeniden getirilecek; teşvik belgesi olmayan ve ilk defa yatırım yapacak küçük girişimciler için %100, büyük yatırımlar için kademeli indirim oranları uygulanacaktır.

- Vergide Toplumsal Uzlaşma Dönemi açılacaktır. Bunun için,


15.  ENERJİ

Ülkemizde, elektrik enerjisi talebi C umhuriyet' in kuruluşundan bugüne kadar hemen her sene ortalama yüzde 10'a yakın bir hızla artmıştır. Bunun temelinde uzun süren savaş yıllarının ardından gelen hızlı nüfus artışı, köylerden kentlere göçün artarak devam etmesi, sanayileşme yönünde önemli adımlar atılması; kısaca, insanımızın daha iyi şartlarda yaşama arzusu yatmaktadır. Nereden nereye geldiğimizin bir örneği olarak, 1913 yılında sadece 17 megavat olan kurulu gücün, günümüzde 60.000 megavatı aştığını söylemek yeterli olacaktır. Ülkemizde

1960'lı   yıllara  kadar  çoğunlukla  kömüre   ve  suya  dayalı   termik   ve   hidrolik   santraller kurulmuştur.  Daha sonraları fuel-oile dayalı santraller  ilave edilmiştir.  1970' li yıllarda  önce petrol  fiyatlarının  bir anda  4-5  misli  artması,  K ıbrıs  Barış  Harekâtı  nedeniyle  uğradığımız ekonomik ambargo, bunları takiben yaşanan döviz problemi, çok ciddi enerji darboğazı yaratmıştır.  O  günlerde ''en pahalı enerji/bulunmayan enerji",  “en  ucuz enerji''  ise  "tasarruf edilen enerji" sloganlari günceldi. Bu dönemde bazı yıllar sanayi üretiminde kapasite kullanımı, planlı ama zorunlu elektrik kesintileri nedeniyle yüzde 30-40’ lar seviyelerine inmişti. Türkiye, ekonomik ambargo sıkıntısını atlattığında milli bütçesinin üçte birini enerji sektörüne ayırmıştır. Bu yıllarda yeni santraller devreye alınarak enerji darboğazı atlatılmıştır. Enerji yatırımlarının çok büyük iç ve dış kaynak gerektirmesi nedeniyle 1984 yılında 3096 sayılı Yap-İşlet-Devret kanunu çıkarılmıştır. Doksanlı yıllarda sürekli artan enerji talebini karşılayabilmek için Enerji Bakanlığınca Yap-İşlet-Devret projelerine ve Oto-Prodüktör yatırımlarına ağırlık verilmiştir. Bu dönemde sloganlar da farklılık göstermeye başlamış “Kaliteli Elektrik Enerjisi Üretimi” denilmiştir. Bununla da yeterli miktarda,doğru voltaj, doğru frekans, sürekli ve ucuz” elektrik üretimi hedeflenmiştir. Günümüzde bu slogana bir ekleme daha yapılmıştır: “Çevre dostu, çevreyi gözetip koruyan, onu bozmayan ve sürdürülebilir” üretim.

Sektördeki hızla gelişen talep ve değişen,  zorlaşan şartlarla başa çıkabilmek için 2001 yılında T.C.  Enerji P iyasası Düzenleme  Kurumu  ile Enerji P iyasası kurulmuştur.  Daha önce çıkarılan  Yap  –   İşlet-Devret  kanununu  takiben  daha  sonra  Yap-Sahip  O l-İşlet  kanunu çıkarılmıştır. Halen hem devlet, hem de Özel sektör enerji piyasasında faaliyet göstermektedir. Günümüzde bu sektördeki çok önemli bir nokta da,  halkımızın çevre konusundaki bilinç ve duyarlığının gelişmesi ve reaksiyon gösterebilmesidir. Hidrolik santraller, kömür santralleri ve nükleer santrallere karşı duyarlılık  artmış,  bu arada  doğal gaza Ülkemizin  ödediği paranın miktarı da çok büyük boyutlara ulaşmıştır.

Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Enerji Raporu 2013 içinde yer alan verilere göre, kömürdeki ithalatın artmasıyla, 2012 yılında, ilk iki sırayı toplam arzın %31’ er oranı ile kömür ve doğal gaz, % 25 ile petrol, % 4 ile hidrolik, % 3 ile odun-çöp, hayvan, bitki artıkları ile jeotermal, rüzgâr ve güneş alırken, bunu %3 oranı ile diğer kaynaklar izlemiştir. Görüldüğü gibi Türkiye'de enerjide dışa bağımlılık % 70' in üzerindedir. Türkiye'nin dış ticaret açığı ve cari açığında enerji başat rol oynamaktadır.  Türkiye'de TMMOB ve bağlı odalar da dâhil olmak üzere birçok meslek örgütü, sendika, sivil örgüt güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji üretimi dışındaki  üretimlerin  çevreye  zarar  vereceği  için  yapılmaması  gerektiğini  savunmaktadır. Türkiye' nin 8.4 milyar ton linyit rezervi çok büyük bir potansiyeldir. Linyit rezervimize göre üretim düzeyimiz çok düşüktür.

Kömür üretimimizin artırılmasıyla bir yandan kömür ithalatımız azaltılacak bir yandan da dışa bağımlı olduğumuz doğal gazdan elektrik enerjisi üretme kıskacından çıkılacaktır. Doğal gaz ve petrol rezervlerimizin de üretime dönüştürülmesi için ulusal bir enerji politikası - stratejisi geliştirilmesi zorunludur. Türkiye' nin ne termik santrallarden, ne de hidro elektrik santrallarden vazgeçme lüksü vardır. Asıl önemli olan partiler üstü bir görüşle hazırlacak 40 – 50 yıl süreli bir Ulusal Enerji Stratejisinin geliştirilip uygulamaya koyulmasıdır. Temel ilke bu yatırımların çevreye zarar vermeden, eko sistemi bozmadan gerçekleştirilmesidir. Özellikle kömür madenlerinde iş güvenliği ve iş sağlığı ile ilgili dünya standartlarında bir korunma sağlanması olmazsa olmaz önemdedir. Yenilenebilir enerji üretim kapasitemiz % 3.5 gibi çok düşük düzeylerdedir. Elbette bu kapasitemiz de olabildiğince artırılmalıdır. Ancak tek başına rüzgâr ve/veya   güneş   enerjisi   ile   Türkiye' nin   enerji   ihtiyacının   tümüyle   karşılanması   olası gözükmemektedir.

Türkiye ekonomisi özellikle cari açık sebebiyle kırılgan bir ekonomidir bu açıdan ekonomi   po litikalarının   tespitinde   hata   yapılmamalıdır.   Enerji   politikalarının   tespitinde uluslararası ilişkiler önemli bir yer tutmaktadır bu açıdan dar ve resmi olmayan ilişkilerin Enerji Politikalarının   tespitinde   yeri  olamaz,   olmamalıdır.   Enerji  politikalarının   tespitinde   ülke güvenliği göz önüne alınmalı ülkemizin stratejik konumu doğu ve batı, kuzey ve güney ülkeleri ile ilişkilerimizi geliştirirken ve komşularımızla ilişkilerimizde önemli bir yer tutmalı, ülkemizin menfaatleri korunmalıdır. Doğu Akdeniz ve Ege Denizinin barışçıl bir su havzası olarak kalabilmesi için bölge ülkelerinin tek yanlı uygulamalarına fırsat verilmemeli, diyalog yoluyla ortak çıkarların işbirliğini geliştirmek ve ortak proje yürüterek tüm halkın menfaat ve refahına katkı yapacakları anlatılmalı ve bu yönde uluslararası alanda etkin politikalar üretilip yürütülmelidir.

Enerjide arz güvenliği önemli bir sorundur. Türkiye, artan talep karşısında ve mevcut kurulu  gücün zamanında yapılması gereken bakım ve onarımları yönünden, arz güvenliğinde kritik bir durumdadır. Ayrıca, enerji tüketimindeki verimsizlik, önemli miktarda enerjinin boşa harcanmasına  neden  olmaktadır.  Aralarında  yakın  ilişki  olan  enerji,   ulaştırma  ve  sanayi sektörlerinde ciddî plânlama  çalışmaları  yapılarak,  tüketimde  ve kullanımdaki  verims izliğin önüne geçilmelidir. Bu amaçla ;

•    Doğu Akdeniz ve Ege Denizinin barışçıl bir su havzası olarak kalabilmesi için bölge ülkelerinin tek yanlı uygulamalarına fırsat verilmemeli, diyalog yoluyla ortak çıkarların işbirliğini geliştirmek ve ortak proje yürüterek tüm halkın menfaat ve refahına katkı yapacakları anlatılmalı ve bu yönde uluslararası alanda etkin politikalar üretilip yürütülmelidir.

•    Başta Azerbaycan,  İran ve  Irak  ile Doğu  Akdeniz gazlarının  Avrupa’ya taşınmasına aracılık etmek yerine öncelik ülke ihtiyaçlarının karşılanmasına verilmelidir.

•    Türkiye’nin  stratejik  konumu da dikkate alınarak  elektrik  ve doğalgaz da bir  Enerji Ticaret  Merkezi     (HUB)  haline  gelmemiz  yolunda  çalışılmalı,  her  türlü  teşvikler verilmeli, İstanbul’un tüm Balkan Ülkeleri ve Avrupa için şeffaflığı ve fiyatları ile saygı duyulan bir enerji ticaret merkezinin yaratılmasına ve likiditenin arttırılmasına çalışılmalıdır.

•    Irak Merkezi hükümetinin izini olmadan K ürt petrolünün ve doğal gazının uluslararası piyasalara satışı için şeffaflık ve rekabetten uzak bir biçimde kapalı ve dar bir çevrede aracılık edilmemeli, bu yolla Irak’ın toprak bütünlüğünün zedelenmesine katkı sağlanmamalıdır.

•    Enerji alanında her türlü ihale açık, şeffaf ve şaibeden uzak biçimde yapılmalı TP AO, BOTAŞ, EÜAŞ, TEİAŞ, gibi kamu KİT ler kaliteli personel ile takviye edilmeli, yönetimleri özerk hale getirilmelidir.

•    EPDK gerçekten bağımsız hale getirilmeli, siyasi otoritenin kararlarını tasdik eden bir kurum olmaktan çıkarılmalı; politika belirleyen bir Kurum yerine p iyasada rekabetin sağlandığı ve kontrol edildiği bir Kurum haline getirilmelidir.

•    Enerjide dışa bağımlılıktan kurtaracak yatırımlara öncelik verilecektir.

•    Dışa bağımlılığın azaltılması için kömür gibi yerel, rüzgar ve güneş gibi yenile nebilir enerji kaynaklarına önem ve destek verilecektir.

•    Nükleer  enerjiden  daha  önce  yaşanan  çevre  felaketlerine  meydan  vermeyecek  yeni teknolojiler gereken özen ve titizlik gösterilerek yararlanılacak tır.

•    HES inşaatlarının ve maden aramalarının çevre ve orman zenginliklerimizin yok edilmesi pahasına gerçekleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Doğaya ve doğal yaşama zarar veren girişimler durdurulacaktır.

•    Maden  Tetkik  Arama  K urumu  öncülüğünde  ülkemizdeki  madenlerin  araştırılması, çıkarılması, işlenmesi ve pazarlanması yeniden düzenlenecektir.

•    Stratejik önemi olan madenlerimizin kamu tarafından işle tilmesi sağlanacaktır.

•    Dünyanın  en  büyük  rezervine  sahip  olduğumuz  uluslarara sı  önem  arz  eden  Bor madeninin   çıkarılması   ve   işletilmesi   hususu   ulusal   menfaatlerimiz  doğrultusunda öncelikli olarak değerlendirilecektir.

•    Akarsular, yeraltı suları, göl ve denizlerimizin kirlenmesini önleyici tedbirler ivedilikle alınacaktır.

•    Sit alanları, ören yerleri, mavi bayraklı plajlar gibi dünyaya açılan yüzümüz olan kültür mirasımızın korunması ve kollanmasına yönelik  her türlü yasal düzenleme yeniden ve daha ayrıntılı olarak yapılacaktır.
 

16. GIDA VE BES LENME

•    Hayvansal   ve   bitkisel   gıda   maddeleri   Türkiye   nüfusu   için,    yeterli   miktarda üretilmektedir.    Fakat potansiyeli çok  daha  fazladır.  Türkiye arazi ve  toprakları 160 milyon  insanı  besleyecek  ve  300  milyar  dolar  ithal  girdisi  sağlayacak  potansiyele sahiptir.

•    Gıda kalite ve güvenliği hızlı şehirleşme sonucu henüz yeterli değildir.  Basına intikal eden ve etmeyen çok sayıda gıda ile ilgili zehirlenmeler, hastalıklar mevcuttur. Gıda denetimi yeterli, etkili ve bilgiye dayalı değildir.

•    Tarımsal ürünlerin çeşit ve miktar olarak sanayileştirilmesi teşvik edilmelidir.

•    Gıda sanayisinin daha çok şehirlere yakın kırsal alanda ve tüm ülkeye yaygınlaştırılarak genişlemesi teşvik edilmelidir.

•    Katma değeri yüksek belgelendirme ve sertifikalandırma sistemleri ile gıda sanayisinde reel üretim yapan kesimlerin kâr oranları azalmaktadır. Tüm sertifikasyon sistemleri devlet tarafından ve ücretsiz olarak yapılmalıdır.

Beslenme konusunda ise şunlar söylenebilir:

•    Beslenme bilgisi toplumsal olarak yeterli ve etkili değildir. Bu konuda en önemli bilgi kaynağı yazılı ve görsel basındır.  Bu bilgilerin çoğu tek yönlü  ve tamamen ticaret ve pazarlamaya   yöneliktir.   Maalesef,   kamu  kurumları  ve   üniversitelerde  bu  konuda şirketlerin ücretli veya ücretsiz reklamını yapmaktadırlar.

•    Obezite giderek artmaktadır. En önemlisi ise bebek ve çocuk obezitesindeki artıştır.

•    Beslenme daha çok tahıl ve şeker ağırlıklıdır. Bu konuda daha dengeli üretim ve tüketim hem fiyat istikrarı hem de toplum sağlığı açısından yararlı olacaktır.

•    Meyve ve sebze tüketimi teşvik edilmelidir
 

17. HAYVANCILIK

Gıdada ve tarımda olduğu gibi hayvancılıkta da Türkiye‘nin önemi bir potansiyeli bulunmaktadır. 1980’lerden bu yana gelen sürede girdi maliyetleri artarken, süt fiyatlarının bu artışı  izleyememesi,   2007-2008   yıllarında  35   kuruşa  kadar  düşmesi   ve  S üt   Endüstrisi Kurumu’nun özelleştirilmesinden sonra bu alandaki tekelleşme eğilimi sonucunda süt hayvanları kesime gönderilmiştir. Et ve süt sektörlerinde büyük tedarik zincirlerinin piyasaya egemen olmasıyla üreticinin eline geçen fiyat düşük, tüketiciye yansıyan fiyat ise yüksek olmuştur. Bu politikalar sonucunda  hayvan  sayısında büyük  azalma orta ya  çıkmıştır.  1980’de  45  milyon nüfusu olan Türkiye’de, 16 milyon büyükbaş, 50 milyon küçükbaş hayvan varken, bugün 76 milyonluk  Türkiye’de  sadece  10.5  milyon  büyükbaş,  23  milyon  küçükbaş  hayvan bulunmaktadır.  Unutulmamalıdır ki,  hayvancılık  geliştirilmede n,  kırsal ekonomik  kaldırmayı başarmak mümkün değildir. Hayvancılık sektörü, özellikle kırsal kesim açısından, Türkiye’nin lokomotifi olmaya aday bir sektördür. Hayvancılık, tarım başlığından da bağımsız, başlı başına bir sektör olarak değerlendirilmelidir.

Hayvancılıkta ve tarımda DSP olarak işin sadece ticari boyutunu değil, sosyal boyutunu da göz önünde tutup gerekli çalışmalar yapılıp önlemler alınacaktır. Özellikle aşağıdaki konulara önem verlecektir.

•    Hayvancılık alanında süt, et, yem fiyatları arasındaki parite korunacaktır. Bu paritenin üretici, tüketici ve sanayiciye yansımalarının olumlu olacağı bir piyasa düzeni kurulacaktır.

•    Ülkemiz  hayvancılığının  tekrar  canlandırılması  kaçınılmazdır.  Hayvancılıkta  küçük işletme yapısından kooperatifleşme ile orta-büyük ölçeğe ulaşılacak, uzmanlaşmış işletmeler oluşturulacaktır. Ürünlerin değerlendirilmesinde ve işlenmesinde kooperatif ve birlikler piyasada görev alacak ve kalite, fiyat, üretim- tüketim dengesini sağlayacaklardır. Hayvancılığın, kırsal gelirler içindeki payının %30’lardan, %80’lere çıkarılması amaçlanacaktır.

•    Yerli hayvan ırklarının kültür  melezlemesi yoluyla yapıla cak  ıslah çalışmalarına özel önem  verilecektir.  Damızlık   üretimi  teşvik  edilecek  ve  işletmelerine  yetiştirdikleri damızlık satışları Bakanlık teşkilatı eliyle merkezi sistemle koordine edilecektir.

•    Sözleşmeli hayvancılık yapacak et ve süt kombinaları teşvik edilecektir.

•    Organize  Hayvancılık  Alanları  mevzuatı  çıkarılarak  sadece  ülkemiz  pazarını  değil, uluslararası pazarları da hedefleyen büyük ölçekli faaliyetler desteklenecektir.

•    Organize    Hayvancılık    Alanlarında    AR-GE    merkezlerinin    kurulması    ve    bölge üniversiteleri ile işbirliği içinde çalışmaları teşvik edilecektir.

•    Hayvansal ürün üretim hızı en az nüfus artış hızı düzeyinde gerçekleştirilecektir. N üfusun hayvansal ürün tüketimi,  güvenilir yerli kaynaklarla sağlanacak,  ithalat sınırlandırılacaktır.

•    Hayvancılık  işletmelerine açılan kredi ve desteklemelerden geniş ölçüde temel geçim kaynağı ve uğraş alanı hayvancılık olan üretim birimlerinin yararlanması sağlanacaktır. Böylelikle, kredi gibi kıt kaynakların gerçek kullanıcılara verilmesi teşvik edilecektir.

•    Meraların  ıslahı,  bakımı  ve  geliştirilmesiyle  hayvancılığın  temel  girdisi  olan  yem giderinde azalmalar gerçekleşecek, üretim maliyeti düşürülecek, süt/et fiyatlarının normal düzeyde oluşturulmasıyla çiftçi gelirinde artışlar yaşanacaktır. Bu yolla hayvancılık tan kaçışa son verilecektir.

•    Hayvancılık  ürünleri  kalitesine  duyulan  güven  sorunları,  etkin  denetim,  kontrol  ve düzenlemelerle yok edilecektir.

•    Sektörün    bugünkü    sorunları    yanlış    ve     maalesef    kasıtlı    özelleştirmelerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle EBK, SEK, YEMS AN benzeri kuruluşlar yeniden güçlü bir biçimde organize edilecektir.

•    Bölgesel/yöresel hayvancılık ürünlerinin üretimi teşvik edilecektir.

•    Hayvancılıkta  üretilen  tüm  ürünlerin  (et,  süt,  kan,  kemik,  deri,   yün,  yapağı  vb.) değerlendirileceği sistemlerin kurulması desteklenecektir.

•    Hayvancılığa   ana   materyal   sağlamada   Devlet   Üretme   Ç iftlikleri   etkin   olarak görevlendirilecektir.   Bu  kurumlarda  devlet   ve   üretici  el  ele   yeni   nesiller   ıslah edeceklerdir.

•    Hayvan sağlığını tehdit eden tüm unsurlarla etkin müca dele sağlanacak, hayvan bakım ve besleme koşulları sağlıklı ortamlarda gerçekleştirilecektir.

•    Toplumun hayvancılık ürünlerine yönelik talebini artırıcı önlemler alınacaktır.

•    Hayvan hastalıklarının önlenmesinde veteriner hekimlerin uzman görüşleri öncelikli olarak değerlendirilecektir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde Veteriner Hekimlik Hizmetlerinin taşra teşkilatları oluşturulacak ve bu yolla hayvan hastalıkları ile etkili mücadele sağlanacaktır.

•    Sağlık ve Orman ve Su İşleri Bakanlıkları ve Büyükşehir Belediye Başlanlıkları bünyesinde Veteriner Daire Başkanlıkları kurulacaktır. Veteriner hekimlerin özlük hakları, diğer hekimler gibi değerlendirilecektir. Mutlaka iyileşme sağlanacaktır.

•    Veteriner Fakültelerinin fiziki yetersizlikleri için fiziki kaynak merkezi yönetimce ayrılacaktır. Yeni fakülte açılmasına izin verilmeyecek ve fiziki yetersizliği giderilemeyen mevcut fakülteler en yakın diğer fakülte ile birleştirilecektir.

•    Kimi bölgelerde  yapılan göçer  hayvancılığı düzenleyici,  göçerlerin  yaşam koşullarını iyileştirici ve bu kültürün yok olma masını destekleyen önlemler alınacaktır.

•    Hayvansal girdilerde (aşı, ilaç vb.) dışa bağımlılığı azaltıcı tedbirler alınacaktır.

•    Canlı hayvan ithalatı büyük ölçüde sonlandırılacaktır. Keza kaçak ithalat için de caydırıcı cezalar getirilecektir.

•    Süt, et ve hayvan yeminde KDV oranı %1’e indirilecektir.

•    Deniz,  göl  ve  akarsularımızda  balık  miktar  ve  çeşitliliğimizin  azalmasını  önleyici, artırılmasını teşvik edici düzenlemeler yapılacak; balık çiftlikleri çevreye zarar vermeyecek  biçimde  desteklenecektir.  Trolle  avlanmak  hapis  cezasını  gerektirir  suç haline gelecektir.
 

18. İLERİCİ YÖNETİŞİM

Yönetme bilimi veya sanatı diyebileceğimiz ‘Yönetişim’ (governance) sözcüğü özellikle seksenli yıllardan sonra ‘iyi yönetişim’(good governance),‘ilerici yönetişim’(progressive governance) ve ‘eYönetişim’(eGovernance) terimleri halinde tüm dünyada sıkça kullanılır olmuştur.

İyi  yönetişimi  ve  onun  çağdaş  bir  uzantısı  olan  İlerici  Yönetişimi  (P rogressive Governance)  Türkiye’de  yerleştirip  uygulamak  DSP ’nin  Halkımıza  vaat  ettiği  en  önemli konulardan biridir.
 

19. KADIN

Ortadoğu ve özellikle Osmanlı tarihi konusuda söz sahibi tarihçilerden birisi olan Prof. Bernard Lewisikibinli yılların başında “What went wrong?” başlığı ile yazdığı ve 2004 yılında “Hata  neredeydi?” başlığı  ile  Türkçe’  ye  çevrilen  kitabında  Osmanlı  De vletinin  çöküşünü irdeliyor ve üç temel neden sıralıyordu. Bunların birisi nerede ise hepimizin bildiği “Teknolojik Gerilik ve Ekonomik Güçsüzlük” idi. İkincsi biraz şaşırtıcı gelebilir: Müzik. Yazar, Osmanlıların çok sesli müziğin ve orkestra kavramının yaratttığı kültürün dışında kalmasını veya çok geç ilgilenmesini başarısızlığın bir başka nedeni olarak saptadı. Üçüncü neden ise pek şaşırtıcı değilama acı: Kadın. Yazar Osmanlıların kadını ekonomik  ve sosyal hayatın dışına itip onları evlere hapsetmenin başarısızlığın bir başka nedeni olarak görüyordu.

Kalkınma, ekonomik büyümenin çok ötesinde bir toplumsal gelişme düzeyini, başta insan olmak üzere her varlığın sosyo-ekonomik gelişmeye katılmasını, ondan nasibini almasını anlatır. Sosyal hakların kalkınma süreci ile genişleyen bir içeriğe kavuşması esastır. Eğitim, istihdam ve barınma   imkânlarına  erişim,   bakım   ve  sağlık   hizmetlerinden   faydalanma,   adaletli   gelir dağılımına sahip bir toplumda yaşama bu haklar arasındadır. Sosyal haklar, sürdürülebilir kalkınma kadar toplumsal barış için de temel teşkil etmektedir. Bugün bu haklar içerisinde en kritik öneme sahip olanlardan biri, ' insana yakışır iş' olarak ortaya çıkmaktadır. İnsana yakışır iş hedefinin hayata geçirilmesinin önemli esaslardan biri, kadınlar ve erkekler arasında istihdama katılım ve çalışma yaşamında konusundaki imkânlara erişim ve faydalanma yönünden gözlemlenen  farklılık   ve  eşitsizliklerin  ortadan  kaldırılmasıdır.  Bu  esas,  UN DP  Bin  Yıl Kalkınma hedeflerinde de “Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve kadınların konumunun güçlendirilmesi” başlığı ile yerini bulmuştur. İşgücüne katılım ve istihdam konularında kadın ve erkekler arasında eşitsizliklerini tersine çevirmek  için, emek piyasalarında adalet ve dengenin yeniden  yapılandırılması  şarttır.  O ysa  Türkiye’de  kadınlar  ve  erkekler  arasında,  bölgeler itibariyle de büyük farklılıklar sergilemek üzere, başta istihdam ve işsizlik olmak üzere eğitim, sağlık gibi imkânlara erişim bakımından büyük ve giderek artan eşitsizlikler yaşanmaktadır. Bu durumda, ekonomik büyümenin ötesine geçen, sosyal hakları genişleten, refahı artıran, katılımcı bir kalkınma sürecinden söz etmek zorlaşmaktadır.

Nüfusumuzun  yarısını teşkil eden kadınlarımız; sağlık,  eğitim  gibi hizmetlerden, istihdamdan, Gayri Safi Milli Hasıla’da n alınan paydan ve siyasi temsil gibi olanaklardan dünya standartlarının altında yararlanmaktadırlar.

•    Kadın erkek eşitliğinin bir demokrasi meselesi olduğuna inanıyor ve savunuyoruz;

•    İlgili  sivil  toplum  kurum  ve  kuruluşları,  üniversiteler  ve  ilgili  diğer  kesimlarin  de görüşleri alınarak kadın istihdamını artırmak amacıyla kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapılıp, uygulamaya koyulacaktır;

•    Kadına  Karşı  Her  Türlü  Ayrımcılığın  Ö nlenmesi  Sözleşmesi  (CEDAW)  ile  taraf olduğumuz kadın hakları ile ilgili uluslararası sözleşmelerin, toplumsal gerçeklik kazanması için gerekli uyum çalışmaları yapılacaktır.

•    Türkiye’nin imzaladığı Pekin ve Pekin+5  gibi uluslararası sözleşmelere uygun olarak kız çocuklarının okullaşması ve kadınların okur-yazar olması için gerekli tüm adımlar atılacaktır.

•    Kadınlara mesleki eğitim ve maddi destek verilerek, girişimcilikleri desteklenecektir.

•    Kadınların  iş  hayatında  daha  çok  yer  almalarını  sağlamak  üzere  pozitif  ayrımcılık yapılacak ve çalışan kadınlara ve kadın çalıştıran işyerlerine vergi indirimi yapılacaktır.

•    Kadının iş hayatı ile ilgili gebelik, emzirme ve cinsiyete bağlı işten çıkarmalarla ilgili ayrımcılığı önleyecek yasal düzenlemeler yapılacaktır. Annelere esnek çalışma saatleri sağlanacaktır.

•    Kadına   yönelik   fiziksel,   eko nomik   ve   psikolojik   şiddetle   mü cadele  kararlılıkla yürütülecek   ve   bu   konuda   gerekli  düzenlemeler   yapılarak   toplumdaki   zihniyet değişimini gerçekleştirecek sosyal ve hukuki düzenlemeler yapılacaktır.

•    Çocuk bakımı, aile büyüğü bakımı için gündüz bakımevi ve kadın sığınma evlerinin sayısı ihtiyaca göre arttırılacaktır.

•    Kadının  tüm kamusal karar  mekanizmalarında,  yerel  ve  genel  yönetimlerde  %  50 katılımını sağlamak için yasal düzenle meler yapılacaktır.

•    Kadın konusunda çalışan sivil toplum örgütleri desteklenecektir.

•    Kadınların haklarını ve sorunlarıyla ilgili bir Kadın Bakanlığı kurulacaktır.
 

20. KAMU DÜZENİ, SOS YAL HAYAT VE ÖZGÜRLÜKLER

Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarında şu değişiklikler yapılacaktır:

- Milletvekili seçimleri ile il genel ve belediye  meclisleri seçimlerinde siyasi partilerin aday listelerinde kadın ve erkek adayların kural olarak %50 oranında eşit sayılarla yer almalarına, bir cinsiyetten yeterli sayıda aday olmadığı takdirde açığın diğer cinsiyetten adaylarla doldurulmasına yönelik d üzenleme yapılacaktır.

- Milletvekili seçimlerinde ülke seçim barajı %10’dan %3’e indirilecektir. Ayrıca İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi seçimlerindeki onda bir indirimli baraj yerine seçim çevresi itibariyle indirimli baraj %3 ‘e düşürülecektir.

- Siyasi  partilerin  seçimlere  diğer  partilerle  ittifak   yaparak   girebilmeleri  için  yasal düzenleme yapılacaktır.

- Milletvekili   seçimlerine   katılan   siyasi   partilerin,   seçimde  aldıkları   oy   oranınd Hazine yardımı almaları sağlanacaktır.

- Yurtdışında yaşayan vata ndaşlarımızın kendi aralarından milletvekili seçebilmeleri için şimdilik 7 milletvekili çıkaracak bir “yurt dışı seçim çevresi” kurulacak; bu seçimlerde etkin katılımla oy kullanmalarını sağlamak amacıyla,  gümrük kapıları yanın da –yoğun olarak yaşadıkları ülkelerde hukuki bir engel bulunmamak kaydıyla- Türk konsolosluklarında kurulacak sandıklarda oy verebilmeleri için gerekli düzenlemeler yapılacak; Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen mektupla oy sisteminin güvenli biçimde uygulanabilmesi için gerekli ö nlemler alınacak; konsolosluklarda, gümrük kapılarında ve mektupla kullanılacak toplam geçerli oyların dağılımına göre siyasi partiler ve bağımsız adayların elde edecekleri milletvekili sayıları, sonunda bütün bu oyların ayrı bir havuzda toplanacağı Ankara İl Seçim Kurulunca hesaplanacaktır.

- Siyasi Partiler  Kanunu  değiştirilerek,  partilerin  gerçekten  de mokratik  bir  yapılanma içinde faaliyet göstermeleri sağlanacaktır.

- Kamu yönetiminde her birimde bilimsel iş ölçümü, iş tanımı, standart kadro, yükselme ve kariyer geliştirme modelleri uygula nacaktır.

- Doğu   ve  Güneydoğu   Anadolu   bölgelerine  özel  bir   yatırım   ve   teşvik   programı uygulanarak, bu bölgelerde yaygın olan feodal ilişkiler sona erecek ve herkes eşit, onurlu ve güven içinde bir yaşama kavuşturulacaktır.

- Bu bölgelerde özelleştirildikten sonra kapatılan işletmelerin yeniden canlandırılarak ekonomiye kavuşturulması öncelikle yöre halkının katılımını sağlayacak destekler geliştirilerek sağlanacak tır.

- Kültürel ve folklorik farklılıklar zenginliğimiz olarak korunacak ve geliştirilecektir.

- DSP, ulusal birlikten hiçbir nedenle ve hiçbir biçimde ödün tanımaz. Ancak Bülent Ecevit’in deyişiyle, “Kürt’e Kürt demekten kaçınmaz.DSP, Kürt ırkçılığını ne kadar çağdışı sayıyorsa, devletin zaman zaman öne sürdüğü ‘hepimiz aynı ırktanız’ iddiasını da o kadar çağdışı sayar. Bu anla yışla DSP’nin hedefi, hangi etnik kökenden olursa olsun herkesin kendi öz kimliğiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin ayırımsız kaynaşmış yurttaşları olmasıdır. DSP, Türkiye halkının anne ve babasından doğduğu kimlikleriyle bu topraklarda Türk ulusunun öz unsurları olarak yaşamaktan mutluluk ve gurur duyar hale gelmesiyle, bölü cü akımın kendiliğinden sona ereceğine inanır.

İnançlar Bireyin Özel Özgürlük Alanıdır

•    2003  yılından  bu  yana  din  istismarı;  güç  ve  servet  edinmenin  bir  aracı  haline getirilmiştir. Bu yaklaşım insanlarımız arasında farklılık duygularını kışkırtmaktadır. Bu dönemde ülkemiz insanı hoşgörü, akılcılık ve sevgi duygularına hasret kalmıştır.

•    Anadolu’nun Mevlana, Hacı Bektaş ve Yunus Emre gibi bilgelerde ifadesini bulan ve insan sevgisi etrafında biçimlenen kucaklayıcı, hoşgörülü ve özgür inancı, günümüzde baskıcı  ve  farklılıkları  ötekileştiren  yüzeysel  bir  gösteriye  dönüştürülmeye çalışılmaktadır.

•    Din,  bireyin  inanç  ve  ibadet  özgürlüğü  alanıyla  ilgili  bir  kurumdur.  Dinin  akçalı çıkarlara ve siyasal amaçlara alet edilmesi dini ve kutsal kavramları yıpratmaktadır. Yozlaşmanın örneği maalesef ülkemizde giderek daha fazla görülmektedir.

•    Devlet, bir inanç gruplarının ibadet ve inanma haklarına saygı göstermekle, onlara kolaylık sağlamakla yükümlüdür. Bu doğrultuda Alevi vatandaşlarımızın kullandığı cemevleri ibadethanedir. Yönetim anlayışlarına karışmadan, kolaylıklar açısından aynı cami statüsüne alınacaklardır.

•     Herkes Eşit Hak ve Yükümlülük lere Sahiptir.

Türkiye C umhuriyeti vatandaşları hiçbir ayrım gözetilmeksizin eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. Hiç kimseye, hiçbir nedenle eşitliği bozacak hak ve ayrıcalık verilemez, hiç kimse eşit haklardan yoksun bırakılamaz. Vatandaşın etnik, dini veya sosyal durumları, eşitliği ve kamu düzenini bozacak biçimde ve farklılıkları öne çıkaran bir düzenlemeye konu olamaz.

•     Örgütlenme, demokratik katılımcı bir toplum anlayışının te melidir. Vatandaşlarımızın ortak bir amaç etrafında dernek, vakıf veya siyasi parti olarak örgütlenmeleri ve amaçları doğrultusunda özgürce eylemde bulunmaları sağlanacaktır.

•     Terörle mücadele çerçevesinde, terör örgütleri,  yan kuruluşları ve bunlara yardımcı olan tüm kişi veya kuruluşların banka hesapları dondurulacak veya el konulacaktır.

•     KPSS  puanları,  kurumlara  giriş puanları,  tercihler  ve kimin  kaç  puanla  nereye  girdiği internetten açıklanacaktır.

•     KPSS’den  sonra  ikinci kademe  kurum sınavlarında  belirlenen  asgari puan  daha  sonra değiştirilmeyecek, mülakata çağırılacak aday sayısı da alınacak eleman sayısının 2 katını geçmeyecektir.

•     DSP Alevi-Bektaşi kuruluşlarına genel bütçeden pay ayrılmasını ve diğer ibadethaneler gibi Cemevleri için de imar planlarında düzenlemeler yapılmasını sağlayacaktır.

•     2 Temmuz 1993 yılında katledilen aydınların anısına S ivas Madımak Oteli Müze haline getirilecektir.

•     Alevi- Bektaşi Kültür etkinliklerin gerçekleştirilmesi için devlet desteği sağlanacaktır.

•     Ayrımcılığın önlenmesi için Alevi- Bektaşiliğin de okullarda öğretilmesine ve bu kültürde önemli bir yeri olan Bağlama’nın okullarda isteyenlere öğretilmesi sağlanacaktır.

•     Devlet  radyo   ve  televizyonlarında  Alevilik-Bektaşilik  de  dahil  tüm  inanç  gruplarına kendilerini tanıtabilmeleri imkanı sağlanacaktır.

•     Engelliler  Bakanlığı  kurularak  engelli  vatandaşlarımızın  bakım,  rehabilitasyon,  eğitim, çalışma, üretime katkı ve sosyal ha yat içinde yer almaları tek merkezden düzenlenecektir.

•     Yazılı, görsel, işitsel, dijital medya ve internet üzerindeki baskı ve sansür uygulamalarına son verilecektir.

•     Gazete   dağıtımındaki   haksız   rekabeti   önlemek   için   kamu   öncülüğünde   girişimde bulunulacaktır.

•     Yerel basın desteklenecek ve teşvik edilecektir.

•     Her vatandaş kendisini ilgilendiren konularda alınan ka rarlara doğrudan veya örgütlü olarak katılabilecektir. Örneğin,

-     Kiracı,  oturduğu apartmanın kat  malikleri toplantılarında kullanım giderleri ile  ilgili olarak söz sahibi o labilecek,

-     Öğrenciler, öğrenci birlikleri aracılığıyla okul yönetiminde söz sahibi olabilecek,

-     İş hayatını ilgilendiren konularda ilgili örgütlerin görüşlerini almadan yasal düzenleme yapılamayacak,

•     Siyasal partilerde yaygın bir demokratik örgütlenme sağla nacaktır.

•     Sağlık sektöründe Psikolojik Danışma ve Rehberlik meslek birliği ve odalarının kurulması teşvik edilecektir.

•     2B yasası kapsamında yapılan haksız düzenlemeler ortadan kaldırılarak yeni düzenlemelerle hak sahiplerine hakları teslim edilecek, tespit edilen fahiş fiyatlar ve bundan doğan sorunlar giderilecek,  vatandaşların dedelerinden  miras  yoluyla sahip  oldukları ve  yıllarca kullandıkları toprakları ve oturdukları evlerindeki hukuksuzluklar düzeltilecek, haksız yere ellerinden alınan toprakları ve evleri kendilerine iade edilecektir.
 

21. LOBİCİLİK / GURBETÇİ TÜRKLER

ABD ve Avrupa ülkeleri başta olmak  üzere dünyanın tüm ülkelerinde yaşamakta olan Türk asıllı kişi ve ailelerle bağlantı kurup bu ilişkiyi sürdürmek hem o kişilerin hem de Türkiye Cumhuriyetinin yararınadır. Ticari ilişkilerin kurulup sürdürülmesinden kültür ve turizm konularına kadar pek çok alanda bu tür bir ağın oluşturulması ve yaşama geçirilmesi bugünün internet ve sosyal ağ olanakları nedeniyle olanaklıdır.

Günümüzde önemli olan ve ele alınması önemli olabilecek bir konu Ermeni tehciri konusu ve Ermeni iddialarıdır. Bu konuda her iki tarafın da haklı ve özürlü eylemleri olmuştur. Artık yüz yıl öncesinin acısını çıkarmak yerine, geleceği inşa üzerine politikalar üzerine çalışmanın zamanı gelmiştir. İki tarafın da yüz yılı aşkın yıllar boyunca uğradığı haksızlıklar, üçüncü ülkelerin kendi çıkarları için hem Türkleri hem de Ermeni’ leri birbirlerine nasıl kırdırdıkları bir gerçektir. Oynanan bu oyuna son vermek ve geçmişte birlikte kardeşçe yaşamış iki halkın şimdi komşu olarak barış içinde yaşamaları her iki toplumun da yararına olacaktır.

Bu konuda yapılabilecekler iki tarafın özellikle akademik kesimlerinin çaba ve katkıları ile saptanıp bir strateji ışığında uygulamaya geçirilmelidir.
 

22. MADENCİLİK

Türkiye yer altı ve yerüstü madenler yönüyle zengin sayılabilecek bir ülkedir.

Kayna klar ımızın sa dece para değil ça lışa n işç i onun a iles i ve çevre boyutlar ı da gözetilecek şekilde iş le nmes i D SP olarak öne m verdiğimiz  bir konudur. Ener jide dışa bağımlılıktan kurtaracak yatır ımlara önce lik ver ilecektir.

•    Dışa  ba ğımlılığın  aza ltılmas ı iç in kömür  gibi yere l, r üzgar  ve  güneş  gibi ye nile nebilir ener ji ka ynaklar ına öne m ve destek ver ilecektir.

•    Nükleer  e ner jiden  daha  önce  yaşana n  çevre  fe laketler ine  meydan  verme yecek  ye ni teknolojiler kulla nılara k yarar la nılaca ktır.

•    HES inşaatlar ının ve made n ara ma lar ının çe vre ve or man zenginlikler imizin yok e dilmes i pahas ına gerçe kleştir ilmes ine  izin ver me yeceğiz. Doğa ya ve  doğa l yaşama  zarar  veren gir iş imler dur dur ulacaktır.

•    Made n  Tetkik  Ara ma  K ur umu   öncülüğünde   ülkemizde ki  ma denler in  araştır ılmas ı, çıkar ılmas ı, iş le nmes i ve pazar la nmas ı ye niden düze nlenece ktir.

•    Strate jik öne mi olan ma denler imizin ka mu taraf ından iş le tilmes i sa ğlanacaktır.

•    Dünya nın  en  büyük   rezer vine  sahip   olduğumuz   ulus larara sı  önem  arz  ede n  B or made ninin   çıkar ılmas ı   ve   iş le tilmes i  hus usu   ulusa l   menfaatler imiz   doğrultus unda önce likli olara k de ğer lendir ilecektir.

•    Akarsular , yera ltı sular ı, göl ve  denizler imizin kir le nmes ini önle yic i tedbir le r ive dilikle alınacaktır.

•    Sit a la nlar ı, ören yer ler i, ma vi bayra klı pla jlar gibi dünyaya aç ıla n yüzümüz olan kültür miras ımızın korunmas ı ve kollanmas ına yöne lik her tür lü yasa l düze nle me ya pılacaktır.
 

23. MİLLİ EĞİTİM VE ÖĞR ETİM

Eğitim; bir ulusun tüm bireylerini birlik ruhu içinde bir potada kaynaştırmayı amaçlayan, sevgi, hoşgörü ve uzlaşmanın ortak platformunu oluşturmayı hedefleyen çok önemli bir süreçtir.

Eğitim; kültürel, sosyal ve siyasal kalkınmanın lokomotifi, ekonominin itici gücüdür. Bu nedenle  dünya  milletleri  arasında  iyi,  üstün  ve  seçkin  bir  konuma  sahip  olma  arzusu  ve iddiasında bulunan uluslar, eğitimlerini çağın gereklerine ve toplumun gereksinimlerine göre düzenlemeyi ve uygulamayı bir görev olarak benimsemek ve enerjilerini bu konuda kullanmak zorundadırlar.

Bilgi Toplumu oluşumu ile birlikte tüm gelişmiş ülkelere de eğitime her zamankinden daha çok önem ve öncelik verilmesinin temel nedeni şudur: Bilgi Toplumu bilgiye dayalı olan bir toplumdur. Her düzeydeki insan da alacağı kararların doğru olabilmesi için gerekli olan bilgiye erişip  onu kullanmalıdır.  Etkin bir karar  için  gereken kararı almak  durumunda  olan insanın bu kararı doğru olarak alabilmesi için uygun eğitimi alması da zorunludur.

Eğitim üretim için olmalıdır.Bu nedenle, yeteneğe dayalı, kaliteli, sınavsız eğitim sistemi öneriyoruz. S ınava dayalı eğitim sistemi neoliberal kapitalist sistemin bir ürünüdür. Hükümet liyakat bahanesiyle kendinden olmayan öğretmenleri meslekten atmak  istiyor. Oysaki öğretmenlik bir uzmanlık mesleğidir. Eğitim fakültelerinden alınan diplomalar iktidar kararıyla yok sayılamaz.

Çağın gereklerine uygun bir eğitimin temel amacı; evrensel düşünen ama yerel davranan, sorgulayan, onurunu koruyan, haklarını savunmasını bilen, bilgi dağarcıklarını sürekli zenginleştiren, özeleştiri yapabilen, olayları ve olguları akıl süzgecinden geçiren ve vicdanında yargılayan, önyargılı değil, serinkanlı davranan, üzerinde yaşadıkları toprakların kendilerine ataları tarafından miras kutsal bir emanet olarak bilen kuşakları yetiştirmektir.

Bu bağlamda;

•    Eğitim programları, öğretim yöntem ve teknikleri ile eğitim araç ve gereçleri, dünyadaki teknolojik gelişmeler ile kalkınma amaçlarımız açısından değerlendirilerek ulusalcılık ilkesinden ödün verilmeksizin evrensel boyutta yeniden düzenlenecektir.

•    Çağdaş  normlarla  bağdaşmayan,  Avrupa  Birliği  kriterleri  ile  pedagojik  ve  bilimsel gerçeklerle  bağdaşmayan,   ideolojik   bir  yaklaşımla  hazırlanıp   bir  dayatma  olarak yürürlüğe konan 4+4+4 eğitim modeline son verilecek ve sistem; okul öncesi eğitim( 4,5 yaş grubu için), ilköğretim (8 yıllık kesintisiz), Orta öğretim ( 4 yıllık lise ) ve Yükseköğretim  ile  yaygın  eğitim  (  okul çağı  dışında  kalanlar  için)  olarak düzenlenecektir.

•    İlkokul sonrası öğrencilerin yurt genelinde merkezi sistemle okullara kaydedilme işlemi sonlandırılacak, bu görev ve yetki valiliklere bırakılacaktır.

•    Özel eğitim  gerektiren  üstün  yetenekli  çocuklarımız  ile  görme,  işitme  ve  konuşma engelli, zihinsel, ortopedik özürlü ve uyum güçlüğü olan çocuklarımızın eğitimi için gerekli alt yapı, çağdaş normlara uygun olarak geliştirilecek ve yaygınlaştırılacaktır.

•    Ülkemizin  gereksinim duyduğu ara insan gücünü yetiştirmek  üzere istihdama yönelik meslek kazandırıcı ve gelişmeyi sağlayıcı çıraklık ve mesleki eğitime önem, öncelik ve ağırlık  verilecektir.  Bu eğitimi alan  gençlerimiz kendi işlerini kurmaları için özendirilecek ve kendilerine işyeri kurma  kredisi verilecektir.

•    Kırsal  kesimlerde   yaşayanlar  öncelikli  olmak   üzere,   ev   hanımlarımıza   ve   genç kızlarımıza  el  becerilerini  geliştirici  ve  piyasa  koşullarında  üretime  yönelmelerini sağlayıcı eğitim verilecek, bu eğitim radyo ve televizyon programlarıyla desteklenecektir.

•    Yükseköğretim  düzeyi  ile  bilimsel  gelişmişliğin,   çağdaşlığın   temel  ölçütü  olarak görüldüğü günümüzde üniversitelerimizin çağdaş standartlarda yapı, işleyiş ve fonksiyonlara kavuşturulması için gerekli önlemler alınacaktır. Ö zellikle araş tırma için gerekli ortam ve olanaklar sağlanacaktır.

•    Yükseköğretimde niteliğin uluslararası standartlara ulaştırılması, öğretim üyesi açığının kapatılması ve üniversitelerin kaynak gereksiniminin karşılanması için gerekli önlemler alınacaktır.

•    Yükseköğretim gençliğinin  barınma sorunu kesin çözüme ulaştırılacak,  burs  ve kredi miktarı yeteli hale getirilecek, maddi olanakları yetersiz tüm öğrencilere destek verilecektir.

•    Her kademedeki okullarımız çağdaş teknolojiye uygun eğitim araçlarıyla donatılacak, bilgisayar destekli eğitim yaygınlaştırılacaktır.

•    Öğretmenlik  özendirici  hale  getirilecek,  öğretmenlere  yaptıkları  hizmetin  önemi  ve kutsiyeti ile bağdaşacak sosyal ve ekonomik olanaklar sağlanacak, kendilerini yenilemek üzere meslek içi eğitimlerine önem verilecektir

•    Demokratik  Sol Parti  iktidarında  hiçbir  öğretmenin  özlük  haklarıyla  oynanmayacak, eğitim fakültesi mezunu atanamayan öğretmenlerin tümüne kadro kanunları çıkarılarak atanmaları sağlanacaktır.

•    Eğitim  Atatürk   ilkeleri  doğrultusunda  yeniden  düzenlenecek,  devrimci  bir  yapıya kavuşturulacaktır.

•    Çocuklar ailelerin, toplumların ve ülkelerin en değerli varlıklarıdır.

•    Eğitilmeyen, okula gönderilmeyen baskı altında yetenekleri köreltilen her çocuk, ülkenin gelecekteki refahını azaltan toplumsal ve ekonomik bir kayıptır.

•    Gelecekte toplumsal işbölümünde  yer alacak  ve  ülke  yönetiminde söz sahibi o lacak çocuğun yetiştirilmesi sürecinde, kişisel gelişimi ve özel yeteneklerinin ortaya çıkarılmasına özel önem veren bir eğitim modeli, okul ve aile işbirliği içinde oluşturulacaktır.

•    Okul ve oyun çağındaki çocuklarımızın bu hakları ellerinden alınarak tamirhanelerde ve tarlalarda çalıştırılmaları ve hatta evlendirilmeleri zihinsel dönüşümü sağlayacak toplumsal bir bilinçlenme ile önlenecektir.

•    Bu amaçlarla ülkemizin de taraf olduğu “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi” ile  “Çocuk  Haklarının  K ullanılmasına  İlişkin  Avrupa  Sözleşmesi”  hükümleri  hayata geçirilecek; çocuk hakları ve eğitimi ile ilgili sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri des- teklenecektir.

•    Eğitim temel bir i nsan hakkıdır. DSP iktidarında herkes ilgi, yetenek ve zekâsına göre eğitimin en üst kademesi ne çıkabile cektir. Çağdaş eğitimin önündeki her türlü engel kaldırılacak, eğitim tüm yurttaşlar için özgür bir alan olacaktır.

•    Eğitimde “birlik” ve “eşitlik” demokratik sol anlayışın doğal bir sonucudur.

•    Güçlü ve geleceğe umutla bakan bir ulus olmanın başta gelen unsuru düşünen, araştıran,  geliştiren  ve  uygulayan,  bilgi   ve  beceriye  sahip,  aydınlık  fikirli insanların paylaştığı ortak değerlerdir. Eğitim birliği bunu amaçlar. Eşitlik ise tüm yurttaşlar için fırsat ve olanak eşitliği sağlanmasıdır.

•    Günümüzde geçerli olan eğitim “ezbere dayanan öğrenim” ve “seçenekli bilgi ölçme  sınavları”  anlayışı i le  bilinçli  bireyler  yetiştirmekten  uzaktır. B u  eğitim sistemi, lise ve üniversitelerdeki paralı eğitim ve buralara giriş kursları nedeni yle gençlerimiz arasındaki fırsat eşitliğini yok etmektedir.

•    Çocuklarımızı  yarış  atına  çeviren,  sınav  maratonuna  endeksli  eğitim  sistemi aşamalı olarak kaldırılarak herkese kaliteli eğitim olanağı sağlanacaktır. Ortaöğretime giriş sınavı kaldırılacaktır.

•    Kesintisiz  ilköğretim  esastır.  Okul  öncesi  eğitim  zorunlu  eğitim  kapsamına alınacaktır. Zorunlu eğitim anaokulu dahil 12 yıl olacaktır. Derslik, öğretmen ve taşımalı eğitim sorunları çözülecektir.

•    Eğitim, üni versiteye olduğu kadar mesleğe de hazırla malıdır; bu amaçla mesleki liseler yaygınlaştırılacaktır. Çocukla rımızın kısa sürede meslek sahibi olmalarını sağlayacak  meslek  okulları ve  ders  programları sektörleri n ihtiyaçlarına  göre yeniden düzenlenecek; ihtiyaçtan fazla öğrencisi olan okullara yeni öğrenci alımı durdurularak dengesizlik giderilecektir.

•    Meslek  okullarındaki  atölyelerde  üretilen  malların  rekabet  koşulları  altında piyasaya sürülmesi sağlanacaktır.

•    Meslek   okullarının   bölgeleri ndeki   Organi ze   Sanayi   Bölgeleri   ile   işbirliği sağlanacaktır.

•    Meslek lisesi mezunlarına branşlarında  yüksek öğrenim yapmaları hususunda öncelik tanınacaktır.

•    Hedefimiz, yaygın ve kaliteli “parasız” bir eğitim sistemidir.

•    Yetenekli, fakat yoksul öğrencilerin Devlet bursuyla okuma ları sağlanacaktır.

•    İlk ve ortaöğretim kurumlarında “din kültürü ve ahlak öğ retimi” dersi, adına uygun biçimde verilecek; laiklik ilkesi ne aykırı oluşumlara kesi nlikle izi n verilmeyecektir.

•    Ortaöğretim son sınıftaki öğrencilere seçmeli ders olarak sürücü ehli yet eğitimi de veri lecektir.

•    Eğitim dili Türkçedir. Herkese eğitim olanağı ayırım yapılmaksızın sağlanacaktır.

Anadilini öğrenmek isteyenlerin talepleri karşılanacaktır. Binlerce yıl, onlarca kültür ve medeniyetin birlikte, iç içe veya üst üste yaşandığı Anadolu’da, bu nedenle hoşgörü, sevgi ve saygı içinde bir arada yaşama kültürüne sahip Anadolu insanımızın değerleri öne çıkarılarak, bunların yabancı unsurlarla bozulması önlenecektir. Eğitim programları buna göre yeniden düzenlenecektir.

•    Yüksek öğretimde öğretim elemanı gereksi nmesini karşılamak ve mesleği n çekici hale gelmesi için maddi ve manevi bakımdan gerekli teşvik tedbirleri alınacaktır.

•    Üni versitelerimize  her  türlü  olanak  sağlanarak  araştırma  ve  eğitim  düzeyleri yükseltilecektir.  Üni versiteler,  halk,  özel  idare,  meslek  örgütleri   ve  sanayi kuruluşları ile işbirliği yoluyla bölgesel kalkınmada öncü rol üstlenecektir.

•    YÖK    kaldırılacaktır.    Üniversite   yöneticilerinin,   öğretim    üye    ve    görevlileri  tarafından demokratik katılımcı bir anlayışla seçilmeleri sağlanacaktır.

•    Üni versite rektörleri nin katılacağı bir “Üni versitelerarası K urul” genel strateji ve sorunlar üzeri nde görüş belirleyen bir organ ola caktır.

•    Üniversiteye  giriş sınavları kaldırılacak,  ortaöğretimden  mezun olan  herkese sınavsız üniversite eğitimi olanağı sağlanacaktır. Ancak üniversite eğitimini sona erdirmek sadece bu hususta yeterli çabayı sarf etmiş bireylerin hakkı olarak değerlendirilecektir.

•    3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 30. maddesi nde “Ustalık belgesi ne sahip olanlar veya bunları işyerleri nde çalıştıranlar bağımsız işyeri açabilir.” denildiği halde  3174  sayılı  Türki ye  Odalar  ve  Borsalar  Birliği  ile  Odalar  ve  Borsalar Kanunu’ nun102. maddesinde  yer alan “Ticaret siciline kayıtlı olanlardan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununda öngörülen ustalık belgesi istenmez” denilerek, ustalık belgesi olmadan da işyeri açmasına ola nak sağlanmıştır. Bu durum, ilgili mesleklerde kalite ortalamasını düşürdüğü gibi gerçek esnafın kooperatifler aracılığıyla  kredi  kullanabilmesini  olumsuz  etkilemektedir.  İşyeri  açılmasında kalite ve güvenlik amacıyla ustalık belgesi aranması sağlanacaktır.

•    En çok beş yıl içinde örgün eğitim dışındaki tüm vatandaşlarımızın okur- yazar duruma gelmesi için bir halk eğitimi seferberliği başlatılacak, öğretmen gereksinmesini karşılamak üzere ek ders ücretiyle görevlendirilecek öğretmenler yanında yüksek öğretim mezunu gençlerden de yararlanılacaktır.

•    Gelecek    kuşakları    yetiştirecek    olan   kız    çocuklarımızın   eğitiminde    pozitif ayrımcılık yapılacaktır.

•    Ülke kalkınmasında kırsal kalkınmanın önemi göz önüne alınarak, kırsal alanda eğitim ve üretimin geliştirilmesi nde köy okulları ve YIB O öğretmenleri nin görev üstlenmesi  ve  kendileri ne  bu  yöndeki  öncü  rollerine  uygun  ayrıcalıklı maaş verilmesi sağla nacaktır.

•    Cumhuriyeti  kuranların  sanata  verdiği  önem  günümüze  taşınacak;  sanatın   günlük yaşamın  içinde daha  geniş  yer alması  için  sanat  eğitimi,  sanatçı,  galeriler,  sergiler, müzeler geliştirilerek desteklenecektir.
 

24. SAĞLIK

Sağlık konus u doğumda n ölüme tüm vatandaş lar ı ç ok ya kından ilgilendire n s osya l olduğu kadar e konomik bir konudur.  Sos ya l bir de vletin te me l görevler inin baş ında sağlık ve e ğitim hizmetler ini tüm vata ndaş lar ına sa ğla mak ge lmekte dir. B u ne denle :

•     Ünivers ite ler de   öğretim    üye ler inin   ta m- gün    ça lış mas ı   prens ip   olarak    doğr u    seçimdir. Ünivers ite ler i mümkün olduğunca  ma li açıdan özerk kılmak iç in kiş iler in her tür lü tedaviler inde doktor   terc ih   etmes i  ha linde   makul   farklar   öde mes inin   yöntemler i   ve   kanuni  a ltya pıs ı bulunma lıdır.

•     Devlet hastane ler inin yönetiminde  klas ik baş hekimlik kur umu ya nı s ıra pr ofesyone l yönetic ilik yaygınlaştır ılma lıdır.   Ö ze llikle   hasta ne   yöne timi   konusunda   ör gün   e ğitim   a lmış   kiş iler hastane ler in  tıbbi  hizmet  dış ında  ka la n  ve  yer  yer  tıbbi  hizmeti  de  içeren  konular da  görev yapma lı, başhe kim ve diğer yetkililer le iş bir liği ç inde çalış ma lıdır.

•     İlaç , tıbbi sarf  ma lze mes i, tanı ve  öze llikle  iler i te knoloji gere ktire n tıbbi c ihazlar konus unda dışa bağımlığımız üst düzeydedir. B u gibi ka le mler in yurtiç i üretim ola nakla r ı iç in çok c iddi bir çalış ma baş latılma lıdır. B u çalış maya ünivers ite ler , tıbbi f ir ma lar , sana yi kur uluş lar ı, YÖK ve TÜBİTAK  katılma lıdır. Önce likle dışa ba ğımlılık  ka le mler imiz ve bunlar ın getirdiği ma li yük hesapla nma lı,  gerçekç i  bir   yaklaş ımla   ha ngi  ür ün  ve  ka le mler in  kısa  va dede   ülke mizde üretile bileceği  gerçekç i şekilde  tartış ılma lı ve  karara  bağla nma lıdır.   B u konuda  öze l sektöre devlet desteği mutlaka sağla nma lı, hekimler başta olma k üzere tüm sağlık uygulayıc ılar ına yer li ma lı kullanma lar ı te lkin e dilme lidir.

•     İleri teknolojiye dayanan, pahalı ve hemen hemen tümü ithal edilen MR, BT, PET ve benzeri tanı ve her türlü radyasyon terapileri başta olmak üzere tedavi sistemlerinin gerek resmi ve gerekse özel sektör tarafından alımında ülke kaynaklarının verimli kullanılması prensibi uyarınca çok dikkatli davranılmalıdır. Genel anlamda ülke, alınması düşünülen şehir ve bölgenin gereksinimleri mutlaka dikkate alınmalı, bu konuda merkeziyetçi ve denetleyici bir tutum izlenmelidir. Benzer yaptırım örneklerine girişim özgürlüğünün en üst düzeyde olduğu ABD gibi ülkelerde bile rastlanmaktadır.

•     Genel sağlık sigortası, sosyal devlet niteliğine uygun olarak, tüm vatandaşların sağlık hizmetlerinden en kolay şekilde yararlanmasını sağlayacak biçimde düzenlenecektir.

•     Hedefimiz, herkese eşit, ulaşılabilir, kapsamlı sağlık hizmetidir.

•     Yeni sağlık sisteminde vatandaşın sağlık hizmetlerine erişimin önündeki engeller kaldırılacak, tahlil yaptırmaya ve ilaca rahat ulaşım olanağı sağlanacaktır.

•     Kor uyucu hekimlik uygula ma lar ı ile ha lkımızın sağlık düzeyi yükse ltilerek hasta lıklar ortaya çıkmada n önle nebilece ktir. B u ka psa mda , ana ve ç ocuk sağlığı hizmetler i, bir inc i basama k sağlık hizmetler inden a yr ılaca ktır.

•     Sağlık  a la nında ki  yeni  yapılanma   ile   mus luktan  a kan  s uyun,  solunan   hava nın,  tüketilen yiyecekler in sağlıklı olup olma dığı toplum sağlığı uzmanlar ı taraf ında n süre kli denetle necektir.

•     Sağlık hakkı, a lınıp satılabilir olma ktan ç ıkar ılaca k ve tüm yurttaş lar ımızın nite likli ve ücretsiz sağlık hizmetine ulaşma lar ı sağla nacaktır.

•     Tuzla ve Davutpaşa tersane ler i gibi iş yer ler inde s ürekli olara k tekrar lana n ve ölümle s onuç la nan iş  kaza lar ının bir daha  yaşa nmamas ı iç in  iş  güvenliği  önlemler i, sağlık önle mler i ile  bir likte güç le ndir ilece ktir. İşç i sağlığı s iste mi yeniden yapılandır ılarak etkin ha le getir ilecektir.

•     Kademe li sa ğlık hizmetinin yer leştir ilmes i ve ge liş tir ilmes i sa ğlanaca ktır. B u ka psamda;

a)     Performa ns uygula mas ının ka ldır ılmas ı, he kimlere  mes lekler ini insanca sür dür me olana ğı veren koş ullar ın sağla nmas ı ve has ta-he kim arasına para ka zanma  dür tüs ünün gir mes inin enge lle nmes i,

b ) Hekimler  dış ında  sağlık ça lışanlar ının eğitim  ve  r isk a lma  sor umluluğu  dikkate  a lınarak çalış ma ve ge lir düze yler inin iyileş tir ilmes i,

c  )  Sağlık  sektör ünde  taşer onlaş ma ya  son  ver ilerek  sa ğlık  çalışanlar ının  se ndika l  haklar ına kavuş ması,konular ında gerekli düzenle me ler yapılaca ktır.

•     Dar gelir li vatandaş lar ımızın cebini ya kan, öze l hastane le rin tetkiklerde n fark ücreti iste mes inin önüne geç ilecektir.

•     Tıp  Fakülte ler i kontenja nlar ı ülke  ihtiyaç lar ına  göre  sapta narak;  uzma nlık eğitiminin  ka lites i yükse ltilecek ve öğretim üye ler inin özlük ha klar ı iyileştir ilerek bilimse l kimlik ve araştır ma lar ön pla na çıkar ılaca ktır.

•     Sağlık se ktöründe  öze lleştir me nin önünü açma yı a maç la yan Kamu Hasta ne ler B ir liği Yasas ı ka ldır ılara k ünivers ite  hastane ler inin Sa ğlık Ba kanlığına  bağla nmas ı;  bu s uretle  Tıp  Fakülte- ler inin Y ükse k O kul s tatüs üne  indir ilmes i önle necek  ve  bu fakülte ler in  bilimse l ve  yönetse l özer klikler i sağla nacaktır.

•     Veteriner hekimler de sağlık sektörü içinde değerlendirilecek, veteriner hekimlerinin kontrolüyle, hayvandan insana geçmesi mümkün olan hastalıkların önüne geçilmesi hedeflenecektir.
 

25. SPOR

Anayasamızın 59. Maddesi “Devlet, her yaşta Türk vatandaşının beden ve ruh sağlığını geliştirecek  tedbirler alır,  sporun kitlelere  yayılmasını teşvik  eder.  Devlet başarılı  sporcuyu korur” demektedir.

Bu amaçla,

a)  İlk ve orta öğretim okulları ile üniversitelerde tüm öğrencile rin bir spor dalını seçerek o dalda eğitilmesi sağlanacaktır. Okullardaki spor tesisleri gözden geçirilecek, eksikler tespit edilecek ve hızla tamamlanacaktır.

b)  İlköğretimin 8.  yılında,  haftada 2 saat beden eğitimi dersi yanında bir gün öğleden sonra spor etkinliklerine ayrılacaktır. Liselerde, ders saati haftada 4 saate çıkartılacak ve bir öğleden sonra spor etkinliklerine ayrılacaktır.

c)  Üniversiteler, tüm olimpik spor dallarında faaliyet göstere cektir. Bu dallarda Türkiye çapında ilk 3’e giren veya Türkiye’yi uluslararası alanda temsil eden sporculara burs verilecektir.

d)  İlk ve orta öğretim okulları ile üniversiteler arasında her yıl ilçe, il ve Türkiye çapında yarışmalar düzenlenecektir. Bu yarışmalar, Gençlik Spor İl Müdürlerinin koordinasyonunda milli eğitim müdürleri ve okulların spor öğretmenlerinin temsilcileri ile yerel yö netimlerden temsilcilerin katılacağı kurullarca programlanacaktır.

-  23 Nisan öncesi bir hafta ilköğretim öğrencileri,

-  19 Mayıs öncesi bir hafta lise öğrencileri,

-  19 Mayıs sonrası bir hafta üniversite öğrencileri, arasında yapılan yarışmaların final haftası olacak, hafta içinde tüm spor dallarının Türkiye şampiyonaları olabildiğince geniş bir katılımla yapılacaktır.

e)Sponsorluk  yasası gözden geçirilerek ihtiyacı karşılayacak duruma getirilecek, şirketlerin kendi bünyelerinde kurdukları spor kulüplerinin giderleri ile yörelerindeki okulların spor etkinliklerini desteklemek amacıyla yaptıkları bağışlar vergi matrahından indirilecektir.

f)TRT’nin     bir     kanalı     spor     etkinliklerine     ayrılacak.     Her     branştaki     spor müsabakaları“şifresiz” olarak yayınlanacaktır.

g)  Tüm illerin spor tesisleri gözden geçirilecek başta atletizm, jimnastik, yüzme ve güreş olmak üzere bu güne kadar planlandığı halde yapılmamış veya yarım kalmış tesisler hızla tamamlanacak tır.

h)  Spor kütüphaneleri ve müzeler ivedilikle kurulacak ve var olan bilgi ve belgelerin kaybı önlenecektir.

i)    4  yılda  bir  periyodik  olarak  “Spor  Şurası”  toplanacak  ve  ya pılması  gerekenler saptanarak, bir plana bağlanıp hayata geçirilecektir.

j)   Spor Kulüpleri Yasası çıkarılarak spor kulüplerinin destek lenmesi sağlanacaktır.

k)  Yerel  yönetimler,  emlak  vergilerinin  %10’unu,  bir  spor  dalına  %20’den  fazla olmamak üzere amatör sporların gelişmesi için ayıracaklardır.

l)    Gençlik  ve Spor Genel Müdürlüğü  ile okullardaki bede n eğitimi öğretmenlerinin birlikte  geliştirecekleri bir  program çerçe vesinde  tüm  okullarda  yaygın  bir  spor sistemi uygulanacak ve çocuklarımız 8 yaşından itibaren yetenekli oldukları spor dallarında teşvik edilerek yeni dünya ve olimpiyat şampiyonları yetiştirilecek tir.
 

26. SU POLİTİKALARI

Türkiye’nin sınır aşan sular tanımına uyan başlıca iki önemli nehri F ırat ve Dicle’dir. Fırat, S uriye ve Irak’ı kat eder; Dicle, S uriye ve Irak arasında kısa bir sınır oluşturduktan sonra esas olarak  Irak’ta akar.  Bu  ik i  nehrin  Şattülarap’ta birleşerek  Basra Körfezi’ne döküldüğü noktadaki debisi 85 km3’tür. Bunun 35km3’ünü F ırat, 50km3’ünü Dicle taşır.

Bizim için F ırat ve Dicle tek bir havzadır ve bu anlatışla düzenlenmelidir. Oysa uzun seneler S uriye ve Irak dikkatlerini sadece F ırat üzerinde yoğunlaştırmışlardır.  Bu iki ülke ile Fırat üzerinde kurduğumuz her baraj (Keban, Karakaya, Atatürk) ile ilgili olarak sorunlarımız olmuştur. Bu sorunların esası S uriye sınırından bıraktığımız su miktarı ile ilgilidir. 1987 yılında imzalanan bir protokolle bu miktar 500m3/s olarak belirlenmiştir.

Sınırı aşan sularımız F ırat ve Dicle ile ilgili politikamız şu esaslara dayanmaktadır:

a-  500m3/s kuralı aylık ortalama olarak geçerliliğini koruyacaktır.

b-  Fırat ve Dicle tek bir havza olarak e le alınarak buradaki su yönetimi “optimum, rasyonel ve hakça” kullanmaya dayandırılacaktır.

Gelecekte su veya su kıtlığının Ortadoğu bölgesinde politik gerginliklere ve ardından büyük çapta göçlere yol açması beklenmelidir. Geleceğin krizlerine ilk işaret daha önce de Suriye’ den geldi.  Küresel  ısınma  ile  yüzeysel  buharlaşmanın  artması  ve  yağışların  azalması  ile  yağış açısından  zaten  fakir  olan  S uriye’de  tarım  krize  girdi.  Bu  yüzden  de  Suriye’deki  S ünni ayaklanmasını başlatan, bu krizden etkile nen işsiz ve aç kitleler olmuştur.

Arap Yarımadası, Irak, Lübnan, İsrail ve S uriye’yi içine alan bölge,   dünyanın en su fakiri kesimlerindendir. Bölgede yağışlar düşüktür. Hızlı artış sonucu toplam nüfusu 140 milyon kişiye ulaşan bu bölgede su giderek artan bir gerginlik kaynağı olacaktır. Bölge ülkelerinin tamamı yeraltı sularını tüketmektedir; yeraltı su seviyeleri düşmüştür, bazı yerlerde tarihi sular denilen ve milyonlarca yıl içinde oluşmuş çok derinlerdeki sular dahi kullanılmaktadır. Oysa sınırı aşan olarak sular olarak adlandırılanlardan ve Türkiye topraklarından gelen F ırat Nehri’nin yıllık debisi 35 milyar m3, başta Türkiye, Irak ve İran’dan su alan Dicle Nehri’nin debisi 70 milyar m3’tür. Ö nemle vurgulanması gereken nokta en büyük akarsu olan Dicle’nin su topladığı alanların  tamamının  Kürt  çoğunluğu  olan  bölgeler  olmasıdır.  K üresel  güçlerin  K ürdistan kurulmasına olan ilgilerinin arkasında yatan bir sebep de Dicle sularını kontrol etme isteğidir. Yüz yıl öncesinin Musul ve Kerkük bölgesine ilginin kaynağı nasıl petrol ise, şimdi Güney Doğu Bölgemize de su kaynakları nedeniyle ilgi duymaları pek de şaşırtıcı olmasa gerek...

Gelecekte bütün bölge ülkeleri F ırat ve Dicle sularından faydalanmak isteyeceklerdir. Su paylaşma  taleplerinin  nasıl  çözüleceği belli  değildir.  S u,  bölge  politikasında  önemli  roller oynama potansiyeli taşıyor.  DSP olarak bunun bilincindeyiz ve su politikaları da buna  göre belirlenmelidir.

Türkiye, Batı bölgesinde bir su sorunu ile karşı karşıyadır. Bölge ülkeleri içinde yalnız İsrail elindeki kıt su kaynaklarını optimum tarzda kullanıyor. Türkiye de benzer bir uygulama başlatmalıdır.

Türkiye’de su yönetimine ilişkin temel sorunlar aşağıda özetlenmiştir:

Sorunlar listesinde yer alan konulardan bir kısmı sadece Türkiye’ye özgü olmayıp, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede farklı ölçeklerde hissedilmektedir. Aşağıda özetlenen hususların  ülkenin  su  politikaları  oluşturulurken,  yasal  ve  kurumsal  yapılanmalarda düzenlemeler yapılırken, dikkatle incelenmesi ve ele alınması gerekmektedir:

•    Arazi kullanım planlaması ile su kaynaklarının stratejik planlaması arasında genellikle ihmal edilen çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. Bu iki konu arasındaki kopukluk, en temel sorunlardan  birisidir.   Adı  geçen   faaliyetlerin   belediyelerin   ilgili  b irimleri  tarafından yürütülmesi doğaldır. Ancak bu faaliyetler çerçevesinde arazi kullanımına karar verilirken, su yönetimi ile yükümlü kurumlarla yeterli eşgüdüm sağlanamamaktadır. Bu nedenle,yeni yerleşim alanları ve sanayi bölgelerine su temininde önemli sorunlarla karşılaşılmaktadır.

•    Türkiye’de  çok  hızlı  bir  kentleşme  yaşanmaktadır.  Ülkemiz  nüfusunun  yüzde  70’inin kentlerde ve yüzde 30’unun kırsal alanda yaşadığı ve gelecek yıllarda kent nüfusunun daha da artacağı değerlendirildiğinde, sorunun büyüklüğü açığa çıkacaktır. Konu sadece su temini ile ilişkili olmayıp yağmur ve atık suların toplanması ve arıtma tesislerinin yapımı ile de yakından  ilgilidir.  Kanalizasyon  şebekelerinin  özelikle  yağış  sularını  taşıma  kapasiteleri düşük olduğundan ani ve şiddetli yağışları takiben yerleşim alanlarında sık sık taşkın olayları yaşanmaktadır. “Kent hidrolojisi” ve uzun vadeli planlama kavramının dikkate alınmaması, bu konularda yeterli teknik kapasitenin olmaması olayın temel nedenleri arasındadır. Kentsel arazi kullanımının toprağın yüzeyini büyük ölçüde beton bir yapı ile örtmesi nedeniyle şiddetli yağışlarda yağmur suları topraktan sızarak yeraltı sularına besleme yerine, doğrudan kanalizasyon ağına  intikal etmekte  ve kanalizasyon  sistemlerinin  ve/veya  bağlandığı s u yataklarının kapasitesinin yetersiz kalması sonucunda taşkınlar oluşmaktadır. Kanalizasyon sistemlerinin bağlandığı alıcı su ortamlarının kapasitesinin artırılması çok yüksek maliyetler veya fiziksel kısıtlar nedeniyle mümkün olmadığından açıklanan sorunlar yaşanmaktadır. Bu örnek, arazi kullanım planlamasının önemini ve su yönetimi ile ilişkisini açıkça ortaya koymaktadır.Taşkın alanlarının arazi kullanım planlamasında doğal halinde bırakılması ve bu alanlarda ekonomik aktivite ve yapılanmaya izin verilmemesi gerekir.

•    Kanun,  tüzük  ve  yönerge  ve  yönetmeliklerde  yer  alan  hükümlerin  bir  kısmı  AB  su standartları ile uyumlu değildir. Daha önce değinilen ve Ulusal Program çerçevesinde ele alınan çalışmalarla bu uyumsuzlukların giderilmesi için adım atılmışsa da bu yönde henüz sonuçlandırılmamış çok sayıda konu bulunmaktadır.

•    Kurumların  görev  ve  yetkileri  ilgili  kuruluş  kanunlarında  belirlenmiştir.Ancak  yeni bir kurum oluşturulurken yapılan düzenlemelerde, diğer kurumlara ait yasalarda yer alan benzer görev ve yetkilerin de güncelleştirilmesi,ayıklanması veya kaldırılması gerekir. Aksi takdirde farklı kurumla riçin birbirinin aynı veya benzeri görevler ortaya çıkacaktır. Örneğin;Türkiye’de su sektörü ile ilgili çok sayıda kurum benzer konularda su kalitesinin izlenmesi, denetlenmesi ve izin verme görevleri ile donatılmıştır.Bu tablo yetki ve görev alanlarında kargaşa doğurmaktadır.

•    Etkin bir sulu tarım politikası sadece büyük fiziksel yapıları inşa ederek geliştirilemez. Bu çalışma bir seri birbirini tamlayan faaliyetin sadece bir parçasıdır. Belirtilen işlevin arazi toplulaştırılması, tarla içi drenaj ve diğer tarla içi hizmetler, çiftçi eğitimi gibi özel ihtisas isteyen hizmetlerle tamamlanması gerekir. Bu konunun tekrar değerlendirilmesi  ve Toprak- Su Genel Müdürlüğü veya benzeri bir uzman kuruluşun yeniden kurulması düşünülmelidir.

•    Aynı kişilere ait küçük, dağınık ve şekilsiz tarımsal parselasyonun birleştirilerek ekonomik ölçekte tarım alanlarının oluşturulması anlamına gelen“arazi toplulaştırılması” çalışmaları büyük önem taşımaktadır

•    Su kalitesine ait izinlerin tek elden verilme sağlanacaktır. Böylece idari anlaşmazlıklara ve zaman kaybına neden olunmayacaktır

•    Nehir  havzalarında  gerek  su miktarı gerekse su kalitesine ilişkin  veri ve  bilgilerin  farklı kurumlarca ayrı ayrı muhafaza edilmesi yerine merkezi bir veri bankası ve Bilgi S istemi oluşturulması gerekmektedir.

•    Çevre Kanunu’nun 3/e maddesinde, “Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır.

Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler,sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür” ifadesi yer almıştır. Ancak unutulmaması gereken husus, halkın karar alma sürecine katılımı söylenmesi kolay icra edilmesi zor bir süreçtir. Çevre Kanunu’nda yer alan ifade,halkın katılımını öngörmekle birlikte bu hakkın kullanılmasına olanak sağlayan Türkiye şartlarına uygun düzenlemelerin yapılmasına ve hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır. Biz de DSP olarak halkın karar alma sürecine katılmasını sa ğlayacağız.
 

27. TARIM

Türkiye’de tarımın yapısal sorunları bulunmaktadır

-      Türkiye’de   tarımsal   üretim   planlaması   bulunmamakta,    üretim   tamamen   çiftçinin inisiyatifinde yapılmaktadır. Bazı ürünler gereksinimin üzerinde üretilirken, bazıları gereksiniminin çok altında bir üretilmektedir.

-      Tarımsal işletmelerin  yapısal sorunları bulunmaktadır.  Türkiye’de tarımsal işletme sayısı olması  gerekenden  çok  fazla.  1950  yılında 2.5  milyon  olan  işletme  sayısı 1980’de 3.6 milyona çıkmış. 1991 genel tarım sayımı sonuçlarına göre Türkiye’de 4 milyon tarım işletmesi mevcuttur. Tarım işletmelerinin artması, öncelikle işletmelerin miras yoluyla parçalanmasından ileri gelmektedir.Tarımsal işletmelerin büyüklükleri d ünya ölçeğine göre son derece küçük. Bir işletmeye düşenortalama arazi miktarı Almanya’da 281 dekar, Fransa’da 351 dekar, İngiltere’de 671 dekar iken ülkemizde 59 dekar. İşletmeler küçük ve çok parçalı olduğundan emek verimliliği de düşüktür. İşletmelerde önemli sermaye sorunu bulunmaktadır.K üçük  olan  işletmeler  hem  gelişme lerini  sağlayacak,   hem  de  üretime ayıracak gelirden yoksun oldukları için tarım kesimi çok büyük ölçüde sermaye sıkıntısı yaşamakta, bu da üretimi kısıtlarken, sosyal sorunlar yaratmaktadır.

-      Tarım nüfusumuzun oldukça yüksek olduğu söylenebilir Son nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusun yaklaşık %35’i hala kırsal alanda yaşıyor. Oysa bu oran ABD’de %3.5, Avrupa’da %5 dolayındadır. Buna karşılık tarımın gayri safi milli hasıladaki payı AB ortalamasından çok düşük tür

-      Tarım topraklarımız sorunlu.olup bu toprakla rda mülkiyet sorunu yaşanmaktadır. 4 milyon tarım işletmesinden 102 bininin hiç toprağı bulunmamakta, b u durum özellik le Güneydoğu Anadolu  Bölgesinde  çok  önemli  bir  sorun  olulturmaktadır  Bu  bölgede  362  bin  tarım işletmesi var olup bu işletmelerin 29 bini topraksızdır. 21 bin işletmenin toprağı ise 5 dekardan daha azdır.

-      Tarım  toprakları  amaçları  dışında  kullanılmaktadır.  Türkiye,  Dünyada  toprak  rezervi kalmayan 19 ülkeden biri. Bu nedenle topraklarını çok dikkatli ve doğru kullanmak zorunda. Son 20 yılda yalnızca yerleşim alanı elde etmek için tarım dışı bırakılan alan 750 bin hektar.

-      Türkiye topraklarında çok önemli düzeyde erozyon sorunu yaşanmaktadır. 1986 yılında 50 milyon hektar alanda erozyon sorunu görülürken, bugün 82 milyon hektar alanda bu sorun gö zlenmektedir.  Erozyon  nedeniyle  Türkiye her yıl 1.2  milyar ton  verimli tarım toprak kaybedilmektedir..

-      Ülkemizde çok önemli toprak ve su kirlenmesi sorunu yaşanıyor. Bir yandan sanayi tesisleri, bir yandan konut alanları, diğer yandan da bilinçsiz tarım su ve toprakta önemli kirlenmelere neden olmakta; tedbir, denetleme, engelleme bulunmamaktadır.

-     Tarım  topraklarının  sulama  sorunu  bulunmaktadır.  Yıllık  programlara  göre  sulamaya açılabilen alan ortalama 100 bin hektardır. Bu hızla gidilirse sulanabilmesi mümkün olan alanlara ancak 40 yıl sonra su götürülmüş olacak tır.

-      Verim ve üretim düşük durumdadır Ç iftçinin bilgi düzeyinin az olması, teknolojinin tarıma yeterince aktarılamayışı, uygun tohumluk ve damızlık sağlanamaması, gübre ve tarım ilaçlarının eksik ya da yanlış kullanılışı verim düşüklüğünün önemli nedenlerini oluşturuyor.

-      Üretici örgütlenmesi  yetersiz  ve desteklenmiyor.  Devletin  net bir örgütlenme  politikası bulunmamakta,  bu  konuda  kamu  yönlendirmeleri  yetersiz,  etkin  ve  yaygın  örgütlenme eğitimi programları uygulanmamaktadır.

-      Girdi kullanımı sorunludur. Ülkemizde gübre üretimi yeterli olmadığı gibi gübre üretiminde son yıllarda artış yerine azalışlar yaşanmaktadır. Ham maddesinin çoğu ithal ve tarım ilacı kullanımında da hem yetersizlik ve hem de dengesiz kullanım sorunu bulunmaktadır. Tüketilen tarım ilacının yaklaşık %90’ı yurtiçinde üretilse de, etkili maddelerin tümü yurt dışından ithal tohumluk, özellikle de sebze tohumluğu üretiminde çok büyük oranda dışa bağımlılık  sürmektedir.  Damızlık,  yem,  mekanizasyon  ve  kredi ko nularında  da  önemli sorunlar bulunmaktadır..
 

Çözüm Önerileri

Türkiye’de tarımın yeterince desteklendiği söylenemez. Tarıma yapılan destekler üretici başına ABD’de 20 bin Dolar, AB’de 8 bin Dolar ve ülkemizde 230 Dolardır. Hektar başına ise ABD’de 94 dolar, AB’de 501 dolar,  ülkemizde ise 36 dolardır.  Türkiye’de, tarım kesiminde barınan nüfusun diğer ülkelerin çok üzerinde olması dolayısıyla tarıma yapılan desteğin çok daha yetersiz olduğu bir gerçektir.

Bu  nedenle tarıma  yapılan desteklemeler  sürdürülmek  durumundadır.  Destek,  ürüne  ve üreticiye olmak şeklinde ayrı düşünülecektir. Desteklemenin en temel amacı ekonomik bir sektör olarak yarışabilir- gelişebilir işletme büyüklükleri ile düşük maliyetli, verimi ve kalitesi yüksek üretim elde etmeye yönelik olacaktır.

Türk  tarımsal ürün  fiyatlarını Dünya  fiyatları düzeyine çeken,  bu esnada oluşan üretici kayıplarını doğrudan ödemeler ile karşılayan ”noksanlık ödemeleri sistemi”nin Türkiye’de uygulanmaya başlanması yolundaki çalışmalara hız verilecektir.

.Bu çerçevede uygulanacak noksanlık ödemeleri (telafi edici ödemeler) sistemi ile:

a) Yerel fiyatlar Dünya fiyatları düzeyine çekilecektir.

b) Üretim yılından önce açıklanacak hedef fiyat ile üre tim yönlendirilecek,  hedef fiyat ile piyasa  fiyatı arasındak i fark  üreticiye  gelir  yardımı olarak  ödenecektir.  Belirlenecek müdahale fiyatının altındaki fiyat oluşumlarında Devlet alımı yapacaktır.

c) İşleyicinin  ve tüccarın  hasat döneminde alıma  girmesi için olumlu  makroekonomik politikalar düzleminde, Devlet stoklarını daha sonra daha düşük fiyatlarla elde etme olanakları ortadan kaldırılacaktır.

d) Devletin tarıma desteği arttırılarak sürdürülecektir Bu destekte öncelik tarım ve toprak reformu çerçevesinde rasyonel tarımsal altyapının oluşması yönünde kullanılacaktır.

e) Halen spot piyasa düzlemini aşamamış borsa sisteminin forward sistemde çalışabileceği teknik     altyapı   oluşturulurken.bu amaçla ürün   standardizasyonu   ülke   bazında belirlenecek, sisteme uygun analiz ve depolama olanakları yaratılacaktır.

Temel  hedefimiz  çiftçinin  toprağını  değil  ürününü  satmayı  düşünmesidir.Küçük  ve parçalı  yapıdaki  topraklar,  yetersiz  desteklemeler  ve  yüksek  girdi  maliyetleri  gibi sıkıntılar yüzünden Türk çiftçisi dünya ile rekabet edebilir fiyatlar yakalayamamaktadır. Bu nedenle küçük ölçekli tarım arazilerinin  verimli hale getirilebilmesi ve çiftçimize ucuz girdi sağlaması için gerekli önlemler alınacaktır.

f)  Lisanslı depoculuk  geliştirilecek,  tarımsal  üretimin  planlanarak  ürün  fazla  olunca depolanacak, az olunca da depodan çıkartarak piyasaya arz edilecektir.  Böylece fiyat dengesi hem üretici hem de tüketici açısından korunacaktır.

Amacımız Türkiye’nin ihtiyacı üretim planlamasının iyi yapıldığı, üretim politikalarının iyi yönetildiği, çiftçinin sürekli izlendiği ve iyi bir şekilde desteklendiği bir yapı.oluşturmaktır.
 

28. TEKNOLOJİK GELİŞME

•          Temel değerlerimizi ve kimliğimizi koruyarak, bilgi toplumu na geçişin sağlanması ve toplumun  yaşam kalitesinin  yükseltilme si temel amacımızdır.  Bu kapsamda, bilim ve teknoloji yeteneği güçlendirilecek, yeni teknolojiler geliştirilecek, altyapı hizmetlerinde etkinlik  artırılacak  ve  çevrenin  korunması  sağlanacak,  ekono mik  ve  sosyal  yapıda dönüşüm gerçekleştirilecektir.

•          Gerek  üniversitelerde,  gerek  diğer bilimsel özel ve kamu kuruluş larında araştırma ve geliştirmeyi teşvik edici düzenlemeler yapılacaktır.

•          Teknolojik  buluşların,  genel olarak  sınai  ve  fikri  mülkiyet  haklarının  etkili  biçimde korunması sağlanacaktır.

•          Teknopark, Yeni Buluşlar Merkezi (Innovation Center) uygulamaları ge nişletilecek, yeni teşvikler sağlanacaktır. Bu merkezlerde bilişim, nanoteknoloji ve gen teknolojilerine özel önem verilecektir.
 

29. TURİZM

Turizm ekonominin düzeltilmesinin en önemli kaynaklarından birini oluşturmaktadır:

•      Orta sınıfın yararlanabileceği yaygın turizm organizasyonları geliştirilecek ve bu amaca uygun nitelikte zincir oteller teşvik edilecektir. Kamuda çalışan işçi ve memura tatil ödeneği verilecektir.

•      Yıllardır çıkarılmayan Türkiye Otelciler Birlik Yasası çıkarılarak sektörün denetimi ve kalitesinin yükselmesi sağlanacaktır.

•      Kentlerimizdeki  kültürel  ve  tarihi  yerlerin,  aslına   uygun  ola rak,   turizme   hizmet edecek şekilde restorasyonu sağlanacaktır.

•      Vakıflar  Genel  Müdürlüğü  bünyesindeki  vakıf  malları da  vakfedilme  amacı  dışına çık madan turizm açısından ele alınacak tır.

•      Beş  –altı  ay  çalışıp  altı  ay  işsiz  kalan  turizm  çalışanlarının  işsizlik  sigortasından yararlanmalarını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.

•      Sağlık  turizmine  önem  verilecek   ve  turistik  tesislerimizde  özellikle  k ış  aylarında doluluk oranlarının arttırılması için işbirliği önlemleri geliştirilecektir.

•      Turizm   ile   ilgili   her   bölgemizin   giriş-çıkış,   çevre   düzeni   ve   peyzaj   donanımı yapılacaktır.

•      Seyahate  ilişkin  sağlık  sigortası olmayan  turistler  ile  turizm  sektöründe  çalışanların sağlık sigortalarının yapılmasına katkı sağlanacak, turistik bölgelerde sağlıkla ilgili her tür araç gereç ve sağlık personeli hazır bulundurulacaktır.

•      Yeni turizm alanları ve merkezleri üretilecektir.

•      Konaklama yatırımcısına destek verilecektir.

•      Doğu, Güney Doğu ve İç Anadolu için özel kültür turları desteklenecektir.

•      Karadeniz,Van Gölü çevresi,  Göller bölgesi gibi doğa güzellikleri turizm bakımından yeterince değerlendirilmemiş bölgelerimiz turizme sunulacaktır.

•      Yat  imalat  sanayi,  bakım  ve  onarım  yerleri  ve  marinalar  için  alan  ve  merkezler üretilecektir.

•      Yurtdışından  daha  çok  turistin  ülkemizi  ziyaret  etmesi  için  kampanyalar,  alternatif destinasyonlar  ve  ücretsiz  hava  ulaşımı  (bilet  ücreti  rezervasyonu  yapılan  otelden alınmak kaydıyla) sağlanacaktır.
 

30. ULAŞIM

•    Ulaşımın; ekonomik, hızlı, güvenli, elverişli ve doğayı tahrip etmeyecek biçimde olması sağlanacaktır.

•    Demiryolu taşımacılığına önem verilecektir. Demiryolu güzergâhları yeni koşullara göre düzenlenecek, altyapıları güçlendirilecek ve hızlı tren uygulaması yaygınlaştırılacaktır. TCDD  yanında  demiryolu  altyapısını  kullanmak  isteyen  özel sektöre  de  bu  alanda faaliyet izni verilecektir.

•    Kara, deniz, hava ve demiryolları ulaşımının birbirleriyle ve bunların şehir içi ulaşım ağlarıyla rasyonel bağlantıları sağlanacaktır.

•    Kent içi ulaşımında sorun oluşan şehirlerde ulaşımın raylı sistem ile yapılması projeleri desteklenecektir.

•    Yolcu  ve  yük  taşımada deniz  ulaşımının  payını  yükseltile cek,  Avrupa’da  uygulanan “deniz otoyolları” benzeri uygulamalara geçilecektir.

•    Havayolları ağımız ve havalimanlarımız genişletilecektir. Hava-İş Kanunu çıkarılacaktır.

•    Ülkemizde ulaşım ağı, değişen uluslararası istemden ötürü temel doğrultularda hizmet verecek yapıya kavuşturulacak, bu arada;

-     Karadeniz- Akdeniz bağlantısı Samsun ve Mersin limanları arasındaki demiryolu ile,

-     Karadeniz  ile  İran  arasındaki  bağlantı  ise  Trabzon’dan  baş layan  demiryolu bağlantısı ile karşılanacaktır.

•    Her türlü taşımacılık hizmetinde baş gösteren kayıt dışılığa mutlaka son verilecektir.

•    Şehir  içi,  şehirlerarası ve  uluslararası Kara taşımacılığı  yapan Nakliyeci esnafımızın gerek çalışma koşulları, gerekse finansman sorunları günün şartlarına uygun olarak yasal düzenlemelerle çözülecektir. Bu çerçevede öncelikle geçimle rini, sahip olduğu tek vasıta ile sağlamak durumunda olan esnafımız destek lenecektir.

•    Şehir içi ulaşımı sağlayan taksi-dolmuş esnafının sorunları giderilecektir.
 

31. ÜNİVERS İTE EĞİTİMİ

Ülkenin  geleceğini yönlendirecek kadroları yetiştirmesi beklenen üniversite eğitiminin anlamı ve önemi tartışılamayacak kadar açıktır.

Bir ülkede eğitim sisteminin bir bütün olarak ele alınması zorunludur. Üniversite eğitiminin  temel eğitimden ve  meslek  eğitiminden bağımsız olarak  düzenlenmesi ve geliştirilmesi söz konusu olamaz.

Üniversite eğitimi uzun süredir belirgin bir yozlaşma ile çarpıcı boyutlarda bir düzey kaybı  yaşamaktadır.  O  günlerden  bu  günlere,  çarpıcı  bir  sayısal  büyüme  söz  konusudur: üniversite sayısı, öğrenci sayısı, diploma sayısı vb katlanarak artmıştır. Bu sayısal büyüme, ne gerçek  gereksinimlerle,  ne  eldeki  eğitim  olanaklarıyla  orantılı  değildir,  doğrudan  doğruya popülist politikaların sonucudur.

İnsanlar çocuklarının üniversite okumasını isterler. Gelişmiş toplumlarda, aileler bunun gereklerini  yerine  getirmek  için  çaba  gösterirler;  bunu  başaramazlarsa  yerleşmiş  kurallara uyarlar; yani üniversiteyi kendi düzeylerine indirmeye değil, kendilerini üniversite düzeyine çıkarmaya uğraşırlar. Türkiye’de ise politikacıya oy baskısı yaparak, üniversiteyi ucuzlatıp, ona ulaşmayı kolaylaştırmışlardır. Ne sistemin yozlaşması, ne de uzun vadede ülkeye verilen zarar kimsenin umurunda olmamıştır.

•    Üniversiteye giriş sınavı düzeyinde uygulanmasına başlanıp, giderek temel eğitimin bütün düzeylerine  yaygınlaştırılan   “çoktan  seçmeli  test”  yöntemi,   temel  eğitimi  çığrından çıkarmış, anlamaya değil, kalıpların ve tekniklerin öğrenilmesine öncelik veren bir sistem gelişmesine ve dolayısıyla gençlerin muhakeme yeteneğini körelten uygulamalara yol açmıştır.

•     Öte yandan özellikle son on iki yılın politikacıları tarafından uygulanan popülist politikalar üniversite eğitiminin düzey kaybetmesine yol açmıştır. Birkaç örnek şunlardır:

-  Yozlaştırılan   temel   eğitim   –   K urallar   ve   yöntemler   küçük   hesaplar   uğruna değiştirilmiştir.  Temel  ilke  ve  kavramlar  çağdışı  ideolojiler  doğrultusunda yozlaştırılmıştır.

-     Plansız  açılan  üniversiteler  –  Üniversite  açarken  iki  temel  koşul  sağlanmalıdır.

Birincisi, yeterli sayıda ve yetişmiş eğitici insan gücü ile fiziksel eğitim gereklerinin sağlanması. İkincisi, yetiştirilecek elemanlara gereksinim ve iş olanakları bulunduğunun kanıtlanması. Bunlara hiç kafa yormadan, sadece oy ve ekonomik hesaplarla (şehrin ekonomisinin gelişmesi gayesi gibi) düzinelerce üniversite açılmış, özel üniversiteciliğin ticaret niteliğ i kazanması sağlanmıştır. O luşan büyük talep sonucunda, öğretim üyeliği mesleği de düzeyini ve değerini önemli ölçüde kaybetmiştir.

-     Plansız artırılan kontenjanlar –  Bölümlerin almak  zorunda olduğu öğrenci sayıları, öğretim kapasitesine ve fiziksel olanaklara bakılmaksızın zorlanarak artırılmıştır. Yetişen öğrenci kalitesii düşmüştür.

-     Bilinçsizce    zayıflatılan   öğretim   programları   –    Başarısız   öğrencilere    hayatı kolaylaştırmak amacıyla, ders sayıları azaltılmış, zor gelen dersler programdan çıkarılmıştır.

-     Düzeyi düşürülen ders içerikle ri – Düzeyi bu kadar düşük olan öğrenciye bazı şeyler öğretebilmek amacıyla, ders içerikleri daraltılmış ve düzeyi düşürülmüştür.

-     Anlamsızca  düşürülen  başarı  ölçütleri  –  Başarı  ölçütleri  zorlanarak  düşürülmüş, başarısız öğrenciye geçer not verilmiştir.  Bilgisayardan yararlanarak bu iş daha da ileri götürülmüştür.

-     Merkezi   not  verme   sistemi   –   Birçok   üniversitede   hocalar   artık   başarı  kararı verememektedir.  S ınav  sonucu  sayısal  notlar  teslim  edilmekte,  bu  notlar  istatistik yöntemler kullanan bilgisayar programıyla değerlendirilerek başarı kararı verilmektedir. Yani, içinde bulunduğu sınıfın düzeyi ne kadar düşükse, kötü öğrencinin başarılı sayılma şansı o kadar yüksek olmaktadır.

-     Sonu gelmez sınav hakları – Başarısız öğrenciyi ödüllendirmek, daha doğrusu belli bazı kişi ve grupları memnun ederek siyasal çıkar sağlamak amacıyla sayısız sınav hakkı verilmiştir. Artık  yeni sınav hakkı vermeye gerek kalmamıştır; çünkü herkesin sonsuz sınav hakkı vardır.

-     Sınıfta kalmanın ve üniversiteden atılmanın kaldırılması – Başarısız öğrenci yararına gerçekleştirilen  bu  kural  ile  bu  uygulamalar  zirve  yapmıştır.  Ş u  ya  da  bu  yolla üniversiteye giren öğrencinin artık diplomaya kavuşması muhakkaktır.

Bu  uygulamalardan  önce,   mevcut  olan  üniversiteler,   ihtiyaçları  doğrultusunda  eğitim veriyor, ihtiyaç doğrultusunda nitelikli meslek elemanı yetiştiriyordu. O zamanlar, planlayıcı üst düzey ile uygulayıcı arasındaki görevleri üstlenecek “orta düzey” eleman yetersizliği söz konusuydu. Bugün gelinen noktada, adına üniversite denen kurumların hepsi, yalnızca “orta düzey” eleman yetiştirmekte, buralarda verilen eğitimin sonucunda vasat bireyler yetişebilmektedir.  K işiler,  ancak  kendi yetenekleri ve çabaları ile  gerçek  üniversite  mezunu niteliğine kavuşabilmektedirler. Gelinen bu noktadan geri dönüş artık mümkün olmadığına göre bu koşullarda neler yapılması gerektiği araştırılmalıdır:

•     Yapılması  gerekenlerin  başında bir  “elit eğitimi” düzeni kurulması gelir.  Varolan,  orta düzeye yönelik “kitle eğitimi” olduğu gibi bırakılmalı, birkaç üniversite diğerlerinden ayrılmalı, onlar için özel bir statü geliştirilmeli, onlar geleceğin planlayıcılarını, üst düzey beyinlerini  yetiştirmekle  görevlendirilmelidirler.  Bu  üniversitelere  geniş  olanaklar sağlanmalı ve yetkiler verilmelidir; bu üniversiteler az sayıda öğrenciyi kendi yöntemleriyle seçip alabilmeli, değerlendirebilmeli, başarısız bulduklarını çıkarabilmelidirler.  Bu seçkin öğrencilere de farklı olanaklar sağlanmalıdır. Bu üniversitelerin çalışmaları ve özellikle üretimleri sürekli olarak denetlenip değerlendirilmeli, sağlanan ayrıcalıklar başarılı üretim koşuluna bağlanmalıdır.

•     Ülkenin geleceği için, değerini ve içeriğini yitirmiş olan üniversite diplomasının, hiçbir alanda meslek icra yetkisi verme mesi sağlanmalıdır.

-     Diplomada asla  “filan  mesleği uygulama  yetkisi kazandın” yazmamalı,  “filan alanda eğitim aldın” yazmalıdır.

-     Meslek yetkisi, mutlaka bilgi, beceri ve yeteneğin kanıtlanmasına bağlanmalıdır.

-      Bu  yetki,  üniversite  ve  meslek  örgütü  işbirliği  içinde oluşturulan  güvenilir  kurullar tarafından, sınavlar ve dosya değerlendirmeleri sonucunda verilmeli, çeşitli alan kurullarının eşgüdümü ve eşdüzeyliliği bir üst kurul tarafından sağlanmalı, kurulların uygulamaları sürekli olarak denetlenmelidir.
 

32. YEREL YÖNETİMLER

Yerel Yönetimler konusundaki DSP görüş ve önerileri aşağıda özetlenmiştir:

•     Belediyelerin gerek uluslararası gerek ulusal fonlardan yardım almaları için gerekli destek verilecek, bu amaçla özel bir yapılanmaya gidilecektir.

•     Belediyelere    nitelikli   eleman   yetiştirmek   üzere   enstitü/yüksekokul   açılması  teşvik edilecektir.

•     Belediyelerin  çalışmaları  arasında  yöre  halkına  üretim  be cerisi  kazandıracak  eğitim programları yanında tiyatro, müzik, folklor gibi kurslar yaygınlaştırılacaktır.

•     Belediyelerin  uluslararası  fo nlardan  yararlanabilmeleri  için  merkezi  bir  proje  birimi oluşturulacaktır.

•     İsteyen köylerin  İmar yerleşim ve  gelişme planları, bedeli İl Ö zel İdaresince ödenerek yapılacaktır.

•     İller    Bankası    yeniden    yapılandırılarak    belediyeler    ve    özel    idarelerle    ilişkileri geliştirilecektir.

•     Yerel yönetimlerin kaynaklarını süs ve gösteriş için değil altyapı başta olmak üzere tespit edilecek öncelik sırasına göre kullanmaları sağlanacaktır.

•     Şehir içi yollar ve yaşam alanları yayalar ve engelliler dik kate alınarak planlanacaktır.

•     Alışveriş merkezlerinin şehir içinde kurulmalarına izin ve rilmeyecektir.

•     DSP   kentlerimizde   Yerel   Yönetimlerin   afetler   olmadan   önce   ve   olduktan   sonra yönetilebilmesi için afet yönetim merkezlerinin kurulmasına ve bu merkezlerin doğal afetlerden korunma konusunda yoğun eğitim faaliyetlerinde bulunması ve örgütlenme ler gerçekleştirmesine büyük önem vermektedir.Bu merkezler kent ve kentliyi doğal afetlere karşı  hazırlarken  bir  yandan  da   yerleşim  birimlerinin   yeniden  düzenlenmesi,   afet alanlarının boşaltılması ve rehabilitasyonu gibi çalışmaları da gerçekleştirecektir.

•     Yerel yönetimlerde muhtarlık müessesesi yeniden yapılandırılacaktır. Bu bağlamda;

-      Bir belediye çevresinde bulunan muhtarlar “Muhtarlar K urulu” oluşturacak ve bu kurulun aralarından seçeceği, belediye meclisi üyelerinin %10’u kadar üye, muhtarlıklarının yanı sıra belediye meclisi üyesi olarak da görev yapacaklardır.

- Her ilçedeki köy muhtarlarından oluşan “Köy Muhtarları K urulu” tarafından seçilecek 1 üye o ilçeyi temsilen İl Genel Meclisi üyesi olarak görev yapacaktır.

- Yerel  yönetimlerin  en önemli  unsurlarından  olan  Muhtarla rımızın  maaşları Belediye Başkanları’nın  maaşlarına  endekslene cek,  Muhtar  azalarına  oturum  ücreti  tahakkuk ettirilecektir.