
Gazeteci Emeti Saruhan’ın ilk öykü kitabı “Süper Selma” Hece Yayınları’ndan çıktı. Öykü yazmaya yirmili yaşlarda başlayan ancak yıllar içinde haber metinlerinin yazma ihtiyacını bir miktar karşıladığını söyleyen Saruhan, “Öyküye çok vakit ayıramadım. Yazı, özel ilgi, ihtimam ister. İlgilenmezseniz küser. Biz bir küs bir barışık yaşayarak bugüne geldik” diyor.
Yıllardır bir sarraf titizliği ile öykülerini biriktiren, yazdığında bizlere gönderip değerlendirmemizi isteyen ve öykü heyecanını hiç kaybetmeyen gazeteci Emeti Saruhan, ilk hikâye kitabını çıkardı. “Süper Selma” isimli kitapta 12 öykü yer alıyor. Bunlardan birkaçı bazı mecralarda yayımlanırken, birçoğu henüz gün ışığına çıkmamış hikâyeler. Üslubuyla; mizahı, şaşırtmayı ve gizemi seven Saruhan’ın öyküleri şimdi okuyucunun elinde. Bu vesileyle kendisiyle röportaj yapıp ilk heyecanına ortak olduk. Böylece daha önce Yeni Şafak’ta yazıları çıkan arkadaşımız Emeti Saruhan, şimdi konuk olarak sayfamızda yer aldı.

Öykülerimin iki kapak arasında toplanmış hali, benim için bir hayalin ete kemiğe bürünmesi diyebilirim. Çokça mutluyum. Bir de okuyanlar hikâyelerimi benim sevdiğim gibi sevsin, benim gözümle görsün istiyorum.
İlkokul döneminde bazı metinler yazdığım hatırımda. Lisenin son sınıflarına kadar sıkı okuyucuydum. Okumak, yazma arzusu doğuruyordu bende. 22-23 yaşlarında arkadaşım Arzu Şahin’le “Cevapsız Arama” adlı iki kişilik bir fanzin edebiyat dergisi yayımlamışlığımız bile var. Yine o yıllarda Sakarya’da Irmak Dergisi öykü yarışmasından son anda haberim olmuş, bir hikâye göndermiştim. Ödül almıştı. Herhalde öykü formatında yazdığım ilk metin o olabilir. Ancak yıllar içinde haber metinleri sanırım yazma ihtiyacımı bir miktar karşıladı. Öyküye de çok vakit ayıramadım. Yazı, özel ilgi, ihtimam ister. İlgilenmezseniz küser. Biz bir küs bir barışık yaşayarak bugüne geldik.
YAŞAMAK CİDDİ BİR İŞ AMA CANLI ÇIKAMAYACAĞIZ
Hayat nasılsa hikâyelerim de öyle. Hüzünlü, mutlu, sıradan, absürt... Bazen de sürpriz sonlu. Fakat alttan alta da ti’ye alan... Çünkü yaşamak ciddi bir iştir ama sonunda hiç birimiz içinden canlı çıkamayacağımıza göre çok da ciddiye almamak gerekir. Galiba bu soruya “Özlü Söz Ozanı” hikâyemde Ferhat Çölgeçer cevap verdi.
TANIK OLDUĞUM HER ŞEY HİKÂYEYE DÖNÜŞEBİLİR
Hayatın içinde tanık olduğum, dikkatimi çeken herhangi bir durum hikâyeye dönüşebilir. Şunu da söyleyeyim, haberle haşır neşir olmak bana şunu gösterdi: “Bu kadar da olmaz” dediğimiz ne varsa gerçek hayatta oluyor. O yüzden her ne kadar “Deterjanı beğenmediği için reklam setini basan dazlak mafya”, okuduğumuzda dudağımızın ucunda bir tebessüm oluştursa da bir yerlerde bu olayın birebir yaşanma ihtimali var.
FENOMENLERİN KİTAPLARI JET HIZIYLA BASILIYOR
Kanon mu demek gerekir yoksa gruplaşma mı açıkçası çok bilemiyorum. İlla ki akımlar, gruplar, topluluklar vardır, olacaktır. Benim bugüne kadar edebiyat çevreleriyle ilişkim gazeteci olmam hasebiyle oldu. Bu nedenle çok hakkaniyetli bir tespit yapamayabilirim. Ancak kitabı için yayınevleriyle görüşen arkadaşlarıma sosyal medyadaki takipçi sayısının kaç olduğunun sorulduğunu biliyorum. Ya da fenomenlerin kitaplarının jet hızıyla basıldığına da şahit oldum. Yazarın PR gücünün ne kadar olduğu da değerlendiriliyor yani. İlişkiler de illa ki önemlidir fakat kim yazamayan bir yakınını uzun süre taşıyabilir?
Ben iyi edebiyatın karşılığını bulacağını düşünenlerdenim. Çok mu romantik düşünüyorum bilmiyorum. Fakat üniversite öğrencisiyken, İç Anadolu’nun bir şehrinden rahmetli Mevlana İdris’in gazetedeki sayfasına yazılar gönderirdim. Her defasında da yayımlardı. Ne ben onu tanırdım ne de o beni tanırdı. Demek ki sözün yankı bulduğu zamanlar oluyor. Bulmayabilir de. Her haberin, her kitabın kendi kaderi vardır. O yüzden kitabı çıkanlar için duam hep “Bahtı açık olsun”dur. Nasiptir, kısmettir. Süper Selma’nın da bahtı açık olsun.









