Yazarlar Yeni Türkiye ve cemaatçi demokrasi

Yeni Türkiye ve cemaatçi demokrasi

Ergün Yıldırım
Ergün Yıldırım Gazete Yazarı

Tahşiye Davası ile başlayan operasyon cemaat ve iktidar ilişkilerini yeniden gerginleştirdi. Bütün Türkiye, gazetecilere yapılan operasyonla beraber yeniden uyarıldı. Karşılıklı atışmalar, suçlamalar ve kurşunlara dönen sloganlar yeniden seferber oldu. Gülen Hareketi’ne yapılan bu son operasyonun elbette usul açsından tartışmaya açık yönleri var. Gazetecileri “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” gibi iddialar bunun başında yer alıyor. Ancak bu iddialar, Gülen Medya grubunun demokrasinin bekçisi olduğu, hiçbir suça bulaşmadığı ve gazetecilik yaparak toplumu aydınlattıkları anlamına da yerini bırakmıyor. Şimdi operasyon nedeniyle demokrasi ve özgür basın çığlıkları atılıyor. Herkese lazım olan demokrasi talep ediliyor. Önce cemaatin kendisini demokrasi ile tartması gerekir.

Cemaatin demokrasi ile yan yana bulunabilmesi için açık, katılımcı ve bireyin özgürlüğüne yer veren bir içeriğe sahip olması gerekir. Bu öncülleri geçelim hadi! Her şeyden önce cemaatin siyasetle kurduğu ilişkinin demokratik olması gerekiyor. Bunun yolu da bir sivil toplum faaliyetinin sınırlarında çalışması demektir. Oysa hareket siyasal alan içinde örgütleniyor, bu alanı kendi grup amaçları için dizayn ediyor ve yine kendi amaçlarına göre yönetmeye çalışıyor.

PARALEL İKTİDAR

Yargıda, poliste ve bürokraside bu bağlam içinde birçok oluşumlara giderek meşru iktidarı sorgulama, hesaba çekme ve dizayn etme çabasına yöneliyor. Hareketin oluşturduğu bu yapılanmanın hiçbir demokratik meşruiyetinden bahsedilemez. Çünkü “paralel iktidar” konseptine kaymakta ve belli gruplara çıkarlar elde ederek varlığını sürdürmek istemektedir. Bunlardan da öte sahte belge üretmek, iftiralarda bulunmak, insanlarla ilgili bilgiler toplayarak istihbarat işlevine soyunmak gibi klasik bir cemaatle hiçbir ilişkisi olmayan tutumlar içinde bulunuyor.

Cemaatin demokrasiyle bağdaşmayan en önemli boyutlarından birisi de iktidarla kurduğu ve onunla rekabete girdiği tarzda karşımıza çıkıyor. İktidarın çeşitli yanlışlıkları bahane edilerek onun meşru egemenlik haklarını tartışmaya açması ve hatta bu çerçevede örgütsel bir takım yönelimler içinde bulunması bunun bariz örnekleri arasında yer alıyor. KCK davaları, Oslo sürecinde MİT Müsteşarı’nın soruşturmaya çağrılması, Cumhurbaşkanı ve Başbakan da dahil olmak üzere çeşitli illegal dinlemelerin yapılması gibi girişimler “paralel iktidar” olgusunu belirgin hale getirdi. Paralel yapı Ak Parti iktidarını elinde tuttuğu bir takım örgütsel yapılar ve araçlarla yıpratmaya, ona muhalefet etmeye ve onu yerinden etmeye çalıştı. Demokrasinin normal muhalefet araçlarına başvurmadan ve bunun dışında yer alarak bu tavırlarını sürdürdü. Böylece cemaat ne parti ne sivil toplum ne de klasik bir cemaat rolü içinde kalabildi. Doğrudan siyasal pratiğin içine daldı. Hatta bunun için MHP ve CHP’ye oy toplayarak Ak Parti iktidarına karşı açıktan bir siyasi rekabete girişti. Ablalar ve abiler, Ak Parti’ye karşıt bir tarzda evlere oy toplamaya koştular.

CEMAATÇİ DEMOKRASİ

Cemaatin medya grubu bu süreç içinde algıları yöneten, propaganda yapan, iktidarı reddiyeci bir dille tartışan, yanlışlıkların üstünü örten ve iktidarı yerinden etmek için yapılan girişimleri olumlayan tutumlar içinde oldu. Medya grubu, cemaatin varlığını kamuoyunda meşrulaştıran, normalleştiren ve büyük bir kitle iktidarına dönüştüren bir fonksiyon icra etti. Bundan dolayı, iktidara karşı savaşın bütün imgelerini, söylemlerini ve algı yönetme tekniklerini kullanmaktan çekinmedi. Medya, dördüncü güç misyonunu bir cemaati koruma ve kollama etrafında sefer etti. Bunu hem ulusal hem de uluslararası bağlamda gerçekleştirmeye çalıştı. Gazeteler, televizyonlar ve radyolar ile bir medya dünyası cemaati bilgilendiren, yönlendiren ve seferber eden bir tutum içinde oldu. Tek yönlü, karşıt ve propagandaya dayalı bu yayın faaliyeti ile cemaatin teşkilat çalışmalarıyla gelen itibarsızlığını gizlemeye, onarmaya ve yeniden ürettiği söylemle ayakta tutmaya çalıştı. Türkiye’nin bütün sorunlarının kaynağını Erdoğan’ın kişiliği etrafında tanımlandı. İktidarın çeşitli yanlışlarını, hatalarını ve sapmalarını iktidarı gayri meşru bir biçimde yerinden etme gerekçeleri olarak sundu.

Medyanın demokratik varlığı ve özgürlüğü yine özerk ve demokrasi ilkelerine bağlı kalmasıyla mümkün. Bu özellikleri, Gülen Medya grubu sadece kendisi için temsil etti. Demokrasiyi de özgürlüğü de temsili de cemaat için istedi. Cemaatçi bir demokrasi! Komünkrasi yani! Bundan dolayı demokrasi taleplerinin reel karşılığını bulabilmek zor. Gazetecilerin rolü bütün halkı aydınlatmak, haberdar etmek ve bilgilendirmek yerine bir teşkilat misyonu ile belirleniyorsa burada demokrasinin var olması çok zor. Zaten bu hareketin kendi grup varlığı dışında demokratik taleplerde bulunan bir pratiğine de zor rastladık.

Başörtü eylemleri ya da üniversitelerde başörtü özgürlüğü için toplanan imzalar, yapılan çalışmalar vs. içinde bu hareketi göremedik. Onlar her zaman sadece kendi grupları için çalıştılar ve bunun için de hiçbir riske girmediler( aydınlar düzeyinde süren Abant Platformu toplantıları hariç). Bugün de medya çalışanlarının gözaltına alınmasıyla meydanlarda özgürlük ve demokrasi diyorlarsa yine sadece cemaatleri için söylüyorlar. Oysa demokrasi cemaat için de lazım olsa, onu evrensel bir tarzda talep etme tutumları içinde olmalıyız. Buna sahip olmadıkça bir kabile demokrasisi ile kendinizi kandırıp durursunuz. Başka insanlara ve gruplara dokunmayan salt düzeyde kendi grubunun haklarına yoğunlaşır. Bu demokrasi anlayışı ile hiç kimse peşinizde gelmez, size inanmaz ve sizi ciddi de bulmaz.

BATI’YA ŞİRİN GÖRÜNMEK

Cemaat medyasına yapılan operasyonda cemaatle beraber demokrasi ve özgürlük diye bağıranlar, AK Parti iktidarına karşı birleşiyorlar sadece. Bu konjonktürde yeni bir muhalefet stratejisini çıkarmaya çalışıyorlar. Ancak bu muhalefet stratejisinin demokrasi hattı ile hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü sadece iktidarın yanlışlıkları üzerine yoğunlaşıyorlar, ona karşıt bir tutum içinde hareket ediyorlar ve yine onun meşru iktidarına karşı meşru bir tutum içinde hareket etme kabiliyeti geliştiremiyorlar.

Yeni Türkiyelileşme, siyasetin demokrasiyle yürümesi demektir. Artık paralel yapı gibi aygıtlar, demokrasi içinde varlığını sürdüremezler. Bütün temsil edilme ve siyaseti yönetme yolları seçimden geçer. Bundan böyle milletin onayına başvurmadan milleti yönetme talebinin tarihsel hiçbir gerçekliği yoktur. Buna karşı direnmek yerine buna uygun bir yapıya dönüşmek, kendini öz eleştiriden geçirmek ve normal sınırlarına dönmek en doğrusu. Gülen hareketinin yapması gereken budur. Bunlar da onu kurtarır mı, hukuk gösterecek. Öte yandan söz konusu yapıyla mücadele bütünüyle hukuk ve adalet ilkelerine göre sürdürülmelidir. İktidar bunu Avrupa’ya şirin gözükmek için değil, kuruluş ilkelerine uygun siyaset anlayışını sürdürmek için yapmalıdır. Ak Parti’nin bahsettiği ileri demokrasinin gereği de budur.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.