Aşkın nur olsun!

04:0016/02/2026, Pazartesi
G: 16/02/2026, Pazartesi
Gökhan Özcan

Deredeki taşların üstünden atlar gibi günlerin üstünden hızlıca atlayıp geçmemek gerek! Deredeki taşlar sizi karşı kıyıya geçirmeye yarar. Günlerse hayatın hikâyesini bütünleyen parçalardır, üstünden sekip geçenler ne olup bittiğine vakıf olamaz. “Hayat hızla geçip gidiyor” diye yazdı defterine, “Keşke geçen günlerin içine hatırlamaya değer bir şeyler koyabilseydik!” Aşkı yakışır diye tenlere giydirdiler çok bol geldi. Canlara giydirdiler dünya bile dar geldi. Ancak aşk ile yaptığımız, içine aşk

Deredeki taşların üstünden atlar gibi günlerin üstünden hızlıca atlayıp geçmemek gerek! Deredeki taşlar sizi karşı kıyıya geçirmeye yarar. Günlerse hayatın hikâyesini bütünleyen parçalardır, üstünden sekip geçenler ne olup bittiğine vakıf olamaz.

“Hayat hızla geçip gidiyor” diye yazdı defterine, “Keşke geçen günlerin içine hatırlamaya değer bir şeyler koyabilseydik!”

Aşkı yakışır diye tenlere giydirdiler çok bol geldi. Canlara giydirdiler dünya bile dar geldi.

Ancak aşk ile yaptığımız, içine aşk katabildiğimiz işler hayatın dokusuna karışıp zamanın içine işleyebilir. Hevesler çarçabuk tükeniyor, ihtiraslar kemirip yok ediyor eriştiği her şeyi, tutkular kör ediyor gözleri ve arzular esir ediyor bilinçleri. Aşk insanı enginleştiren tek şey, sınırları ortadan kaldıran, ufkumuzu alabildiğine açan, kalbimizi yaşadığına şahit tutan tek şey! Hayata ifade edilemeyenleri de katan, böylece hayatın sınırlarını aklın alabildiğinden daha ötelere kadar taşıyan bir şey aşk; insanı sonsuzla tanıştıran bir olağanüstü hâl!

“Akla göre akılsızlık ne ise, aşkın gözünde akıl da öyledir. Akıl insanları uçsuz bir denizin kenarına kadar götürüyor. Eğer insanda aşk denizine açılacak güç bulunmazsa, aklın onu bıraktığı kıyılarda çarpan fırtına ile helâk olacaktır. Hayat dediğimiz, işte bu kıyıların fırtınasıdır” diyor ‘Var Olmak’ kitabında merhum Nurettin Topçu.

“Sevdiğime ne hediye alsam!” diye kara kara düşünüp duruyordu. Demek aşk başa geldiğinde geriye verecek hiçbir şey bırakmadığından hiç haberi yoktu.

“İki gönül bir olunca samanlık seyran olur” demişler ya eskiler; az söylemişler. İki gönül bir olunca felekler hayran olur.

Arzuların birbirine doğru çektiği insanlar kendilerini aşık sanıyor bugün. Bırakalım fırtınayı, tufanı bir tarafa, ufacık bir esintiyle bile târumar oluveren o irtibatların adı tam isabetle ifade ettikleri gibi ‘ilişki’dir, aşk değil! Aşk fırtınayı duymamak, tufanı hissetmemektir.

Ticaretin ağa babaları insanların hassasiyet gösterdiği her şeyi paraya çevirmek için bin bir türlü numara çekiyor. Her yaptığını da ‘sevgi’ ambalajıyla pazara sürüyor. Ticarette en çabuk eskiyen mal makbuldür, kazandıran sürüm böyle oluşur.

İki sevgililer gününü aynı sevgiliyle geçirenlere ne zaman dayanıklı sevgili ödülü verilecek?

Eskilere “Aşk nedir?” diye sual edilince sükût ederlermiş. Bundan bilmek gerekirdi ki, aşk dili lâl eden, lisanı çaresiz bırakan şeydir.

‘Divan-ı Kebîr’de aşk makamından söylüyor Hazreti Mevlânâ: “Gök, aşkla uzlaşıp dönüyor, aşktan mahrum olunca yıldız bile tutulup sönüyor. Beli bükük dal bile aşkla elif gibi doğrulup yücelmede; fakat aşksız kalınca elif bile dallara dönmede. Aşkı canından eksik etme de iyi işlerin meyve versin, çoğaldıkça çoğalsın.”

Toprakla yağmur bir olur aşk tohumunu çatlatır, tohum uç verir, yeşerir, fidan olur. Fidan büyür ağaç olur, çiçek açar meyve verir. Botanikçilerin anlattığı hikâye biraz daha başkadır ama erenlerin dilinde bu meşhur bir aşk hikâyesidir.

Mecnun “Leyla! Leyla!” diye feryat ederken, bir cevap veren çıkar diye korkuyordu içten içe.

Meczup bir kabahat yaptı, “Aşk olsun!” dedi etraftakiler. Ondan sonra o kabahatten başka hiçbir şey yapmadı.

#Aktüel
#Hayat
#Gökhan Özcan