İnsan zalim ve cahil. Nefsinin heva ve hevesleri, şeytanın iğva ve ayartmaları ile bir araya geldi mi, insan yanlışa ziyadesiyle mütemayil. Siyasetten ticarete, bürokrasiden adalete, marketten oto sanayiye kadar her sahada itinayla sapıtmaya müsait bir hamurumuz var, sanırsın çiğ süt emmişiz.
İstikamet mücadelesinde bizi yanlış yapmaktan koruyacak iki büyük yardımcımız var: biri içimizde, biri dışımızda. İçimizdeki refikimiz dinimiz, ahlakımız ve vicdanımız. Dışarıdan bizi çekip çeviren, hizaya sokan ise hukuk sistemi. Bunlara rağmen yanlış yapmaya devam etmemizin ihmal ettiğimiz bir konu ile yakından alakası var. Oraya geleceğim ama önce şu iki yoldaşa rağmen neden yoldan çıktığımızı açalım biraz.
Makam, şöhret, itibar ve para büyük imtihan vesilesi ve bunlara rağmen kavi durabilmek öyle her babayiğidin harcı değil. Aslanlar gibi meydan yerine çıkan nice yiğidimiz vardır ki görerek, özenerek, taviz vererek, bu kadardan bir şey olmaz deyip ufaktan alışarak zamanla profesyonel çakala dönmüştür. İradesi sağlam, güngörmüş, meydan görmüş, ahlaklı insanlar kolay kolay yamulmaz ama onlar bile insandır. Allah kimseyi imtihan etmesin.
Devlet yasalarla hududu, hukuku, kırmızı çizgileri net belirlemiştir, müeyyideleri ortaya koymuştur ama bu da bir yere kadar. Kitaba uymayan için kitabına uydurmaktan kolay ne var? Hatırlayalım. Şeyh Babaya, ‘filan dervişiniz içki içiyor efendim bir nasihat etseniz’ deyince kaşlarını çatıp cevabı yapıştırmış: “Allah’ı dinlemiyor namussuz beni mi dinleyecek?”
İnsanoğlunun inandığı değerler ve ahlakı an gelip yanlış yapmasına mâni olmuyorsa, yasaların etrafından dolanıp hukuka enselenmeden malı götürmenin bir yolunu da bulabiliyorsa ne yapmak icap eder? Üçüncü ve ihmal ettiğimiz çareye şimdi geldik işte.
Sizi Yetmişlerin Ankara’sına götüreyim. Rasim Özdenören merhumun telefonu çalmak üzeredir. Arayan Fethi Abi, ‘geliyorum’ diyor ‘akşama buluşalım.’ Rasim Abi hemen Cahit Abiyi arıyor, Cahit Abi koşuyor Nuri Abiye. Erdem Abi, Alaaddin ve Akif Abileri arıyor, Ali (Kutlay) Abi de oralardadır elbet ve hatta Sezai Bey belki de. Gençlik parkında havuza nazır bir masanın etrafında halka kuruluyor, semaver nazlı nazlı fokurduyor, bardaklar dolup boşalıyor, sabaha kadar sürecek bir güzel hasbihal başlıyor. Konuşulan, susulan, kalpten kalbe akılan, nazarlarca büyüyen, şiirlerce renklenen müstesna bir aşk meclisidir bu.
Cahit Abiye, o sohbetlerden geriye ne kaldı diye sorulduğu vakit verdiği muhteşem bir cevap var, tam da ahlak ve yasaların istikamet üzere kalmaya yetmediği yerde imdada yetişecek üçüncü çaremize dair. Diyor ki: “Bir mahalleye imam olmuşsak, kısa süre sonra o mahallenin bakkalı, manavı terazi hakkını korumaya başlıyor muydu, başlamıyor muydu? Bir yere memur olmuşsak o memuriyetin ehli miydik, değil miydik? Mesai arkadaşlarımız bir süre sonra dillerinden küfürleri bırakıyor, kadın, içki, kumar kelimelerini yanımızda ağızlarına almaya korkuyorlar mıydı korkmuyorlar mıydı? Bunlardı mesele. Girdikleri her yerde, ahlaksızlığı, çürümeyi, yabancılaştırmayı, kalp katılığını zapt altına alabilecek insanları, bu şahsiyet noktasına getirebilecek yegane unsur olan İslam’ın, bizden uzak, yaşamadığımız, kabuğun altındaki o büyüleyici parıltılarını birbiri ardınca önümüze boşaltıyor, içimizin bilmediğimiz o kederli açlığını ayaklandırıyor, birkaç gün çöllere düşmüş gibi yalnızlık çekiyorduk.”
İhtiyacımız budur erenler!
Hüsrandan kurtulmak istiyorsak, sadece salih amel işlemekle yetinmeyip, sabrı ve hakkı tavsiye edenlerden de olacağız. İçimizden birisi yanlış yapacağı vakit o yanlışın getirisine bakıp ağzımız sulanarak biz de yanlışa ortak olmayacağız. Bilakis reddedişimizle, müstağni kalışımızla, Müslümanca duruşumuzla arkadaşımızı o yanlıştan kurtaracağız. Heybet ve vakarımız, tevazu ve asaletimiz girdiğimiz meclisleri dönüştürecek; oralarda Hakk’ın razı olmadığı sohbetler edilemeyecek, günaha dair iç geçirmeler olmayacak, insanlar oturuşlarına dahi gayrı ihtiyari çeki düzen verecekler. Her koyun kendi bacağından asılır lakaytlığını terk edecek, asılan koyunun kokusunun bütün mahalleyi saracağının idrakiyle mesai arkadaşlarımıza ve dostlarımıza şefkatle sahip çıkacağız. Bir mahalleden bir katil çıktı mı imam efendiden muhtara, öğretmenden kapı komşusuna kadar herkes ‘ben nerede yanlış yaptım’, ‘neyi eksik yaptım’ diye kendisini sorgulayacak!
Allah kimseyi yanlış yapmama hususunda nefsinin insafına ve yasaların icbarına bırakmasın!
Mesele bizde bitmese de bizle başlıyor!
İyiyi, doğruyu ve güzeli temessül derdimiz hem bizi müthiş bir gerilimle çirkin işlerden ve yanlıştan muhafaza edecek hem de sabrın ve hakkın şahsiyetimizde tecessümü çevremize tavsiyelerin en büyüğü olacak vesselam.
Gençlik Parkının güzellerine bir Fatiha ricası ile.

