Ahmed Cevdet Paşa’nın kerimesi Fatma Âliye Hanım’ı ziyaret

04:0011/01/2026, Pazar
G: 11/01/2026, Pazar
Dursun Gürlek

İstanbul’la ilgili olup da kütüphanemde yer alan bol miktarda değerli kitaplardan biri de “İstanbul Mektupları” adını taşıyor. Tatar Türklerinden biri olan Fatih Kerimi’nin bu eseri II. Meşrutiyet İstanbul’unu çeşitli yönleriyle konu alması bakımından büyük bir önem taşıyor. Türk dünyası ile Osmanlı Türkleri arasındaki ilişkileri öne çıkarması itibarıyla da dikkati çekiyor. Bu kitapta benim en fazla ilgi duyduğum bölümü, Fatih Kerimi’nin kadın-erkek bazı Türk yazarlarıyla yaptığı mülâkatlar teşkil

İstanbul’la ilgili olup da kütüphanemde yer alan bol miktarda değerli kitaplardan biri de “İstanbul Mektupları” adını taşıyor. Tatar Türklerinden biri olan Fatih Kerimi’nin bu eseri II. Meşrutiyet İstanbul’unu çeşitli yönleriyle konu alması bakımından büyük bir önem taşıyor. Türk dünyası ile Osmanlı Türkleri arasındaki ilişkileri öne çıkarması itibarıyla da dikkati çekiyor.

Bu kitapta benim en fazla ilgi duyduğum bölümü, Fatih Kerimi’nin kadın-erkek bazı Türk yazarlarıyla yaptığı mülâkatlar teşkil ediyor. Yazarın; Hakkı Paşa, Fatma Âliye Hanım, Nigâr Hanım, Ahmed Mithat Efendi, Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi, Mahmud Esad Hoca, Abdülhak Hâmid gibi önemli şahsiyetler hakkında verdiği bilgiler alakayla okunuyor. “İstanbul Mektupları”nın diğer bir özelliği de kendilerinden bahsedilen şahsiyetlerin resimlerine de yer verilmiş olmasıdır. Ayrıca kitapta sözünü ettiğimiz kişilerin Arap harfleriyle el yazılarına ve imzalarına da rastlıyoruz.

Fatih Kerimof imzasıyla neşredilen “İstanbul Mektupları”nın Osmanlıca nüshasını ben daha önceden edinmiştim. 2001’de Çağrı Yayınları’nın Lâtin harfleriyle neşrettiği “İstanbul Mektupları”nı da alıp kütüphaneme kazandırdım.

Bir örnek olmak üzere, yazarımızın Ahmed Cevdet Paşa’nın âlime kızıyla yaptığı mülâkattan birkaç nakilde bulunmak istiyorum.

Fatih Kerimi, bir gün Yusuf Akçura ile birlikte Fatma Âliye Hanım’ın evine gidiyor. Bunlar önce kendilerini tanıtıyorlar ve fikirlerinizden istifade etmek için geldik diyorlar. Fatma Âliye Hanım da şu cevabı veriyor: “Çok memnun oldum. Sizleri ben merhum Mithat Efendi vasıtasıyla önceden tanıyordum. Sizlere husûsî hürmetim var. Sizleri kendime manevî kardeş kabul ediyorum. Bu yüzden kabul ettim. Yoksa ben yabancı erkeklerle hiç görüşmem ve erkek gazete muhabirlerini de huzuruma kabul etmem.”

Fatma Âliye Hanım bu girişten sonra Ahmet Mithat Efendi ile ilgili duygularını dile getiriyor; onun ilminden, fazlından yazılarından çok yararlandığını, kendisiyle epeyce sohbet ettiğini ve bütün ahvâl-i rûhiyesine vâkıf olduğunu söylüyor. Ayrıca ölümüne fevkalâde üzüldüğünü ve tam on beş gün hasta yattığını ilâve ediyor.

Fatma Âliye Hanım, daha sonra kimlerin rahle-i tedrisinde bulunduğunu anlatmaya başlıyor. Buna göre Türkçe ve Arapçayı daha küçük yaştan itibaren Vasfi Efendi adındaki bir hocadan okumuştur. Fen, felsefe ve Fransızcayı çeşitli muallimlerden elde etmiştir. Tarih hocası ise babası Ahmet Cevdet Paşa’dır. Avrupa’daki fikir cereyanları konusunda da Ahmet Mithat Efendi’den destek almıştır.

Ziyaretçileri, o sırada yeni bir eser yazıp yazmadığını sorunca Fatma Âliye Hanım, İslâm nokta-i nazarından kadınların hak ve vazifelerinin ne olduğunu konu alan bir eser hazırladığını söylüyor. İlâve olarak da, lâkin bunu Türkiye’de, Türkçe bastırmanın mümkün olmayacağını, çünkü çok serbest ve hür yazdığını dolayısıyla, önce Fransızca olarak Avrupa’da bastırmak istediğini dile getiriyor. Ona göre, eser Fransızca basılırsa bunu Türklerin yüksek tabakası da okuyup faydalanabilir, ayrıca Avrupa kamuoyunu ıslaha da sebep olur.

Fatma Âliye Hanım, yazmakta olduğu bu kitap hakkında tam yarım saat konuşup Fatih Kerimi ile Yusuf Akçura Beylere ayrıntılı bilgiler veriyor. Başlangıçtan son döneme kadar bu konuda eski Yunan ve Romalı bilginlerin nasıl baktıklarını, Avrupalı yazarların aynı mevzuda ne düşündüklerini uzun uzun anlatıyor. Brahmanizm, Yahudilik ve Hristiyanlığın aynı mesele ile ilgili görüşlerini bir bir sıralıyor.

Fatma Âliye Hanım, ben delilsiz, esassız konuşmam diyerek eski ve yeni birçok ilim adamını ve bunların yazdıkları kitapları sayıp döküyor. Âyetlerden, hadislerden ve İslâm ulemasının eserlerinden birçok iktibaslar yapıyor. O kadar ki, Sezar Kanto Tarihi’nin on sekizinci cildinin filanca sayfasındaki filan sözler muhtemelen sizin de hatırınızdadır, değil mi efendim sorusunu yöneltmekten de kendini alamıyor. Bu tarihi, ömründe bir kere bile eline almayan Fatih Kerimi, büyük bir mahcubiyetle -hem de böyle âlime bir kadının huzurunda- maalesef dediğiniz o eseri okuma imkânım olmadı cevabını veriyor. Fatma Âliye Hanım, bunun üzerine okumanızı tavsiye ederim, önemli bir eserdir deme ihtiyacını duyuyor.

Bitmedi, Cevdet Paşa’nın âlime kerimesi olan bu hanım, yine bu sohbet esnasında, İbn-i Batuta’nın Paris’te filanca yılda Arapça metniyle birlikte basılan nüshasının filanca sayfasındaki sözler, İngiliz bilginlerinden filanca yazarların sözleriyle muvâfık veya muhaliftir diyor. Hülâsa, Fatma Âliye Hanım ilim deryasında yüzüyor, hangi konu açılırsa açılsın, o konuyla ilgili uzun uzun bilgiler veriyordu. Konuşurken âdeta Ahmet Mithat Efendi gibi canlanıyor, karşısındakilerin dikkatlerini diri tutarak, latifeler edip güldürüyordu. Hatta bazı meselelerde, bu konuda sizin fikriniz nedir diye sorma ihtiyacı da duyuyordu.

Daha sonra Fatma Âliye Hanım sözüne devam ederek, Ben bu eserimde hicab ve tesettür meselelerinden de ayrıntılı olarak bahsediyorum. Bu meseleleri şer’î, aklî, tarihî, örf ve âdet cihetlerini mufassalan göstererek izahat veriyorum diyor. Fatma Âliye Hanım, bunlar hakkında Fatih Kerimi ile Yusuf Akçura’ya biraz daha ayrıntılı bilgi vermek düşüncesiyle İhticabla tesettür arasında büyük bir fark bulunduğunu, ihticabın Peygamberimizin ailesine mahsus olarak, başka İslâm kadınları için tesettürün gerekli olduğunu, tesettürün bu günkü medeniyet ve usûl-ü maişete engel olmadığını beyan ediyor ve kendi kıyafetini göstererek, işte benim giyimim tam şer’î mânâsıyla tesettürdür. Bu şekilde giyinerek başını bir şeyle örten Müslüman kadın şer’an mestur sayılır. Mestur Müslüman kadının hukuk ve hürriyeti şer’an çok geniştir” diyor.

Nasılsa söz yine Ahmet Mithat Efendi’ye gelince Fatma Âliye Hanım, bir zamanlar o da dinsiz kalmıştı. İtikadı kaybolmuştu. Lâkin sonra gayet muhlis ve sadık bir dindar oldu. Dünya yıkılsa bozulmayacak derecede bir itikat sahibi haline geldi. Ben onun bütün ahvâl-i rûhiyesini bilirim diyor.

Sonra Fatma Âliye Hanım, Yusuf Akçura Bey’e Türklüğe ait ne gibi eserler, ne gibi kaynaklar bulunduğunu soruyor. Buna karşılık Yusuf Efendi, henüz keşfedilememiş olan Türk’ün eserlerinden başka, bilinen kaynakların bazılarını sayarak Prof. Barthold’u, Ebülgâzi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk isimli kitabını, meşhur Leon Cahun’un eserini ve diğer bir kısmını zikrediyor ve yine bu hususta birçok söz söylüyor.

Halim Sabit Efendi’nin, Fatma Âliye Hanım, Ahmet Mithat Efendi’den daha âlim sayılmalıdır, çünkü Arabî ilimleri ondan daha fazla biliyor dediğini duymuştum cümlesini sarf eden Fatih Kerimi, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Elbette karşılaştırma yapmak ve bu konuda bir şey söylemek benim haddim değildir. Lâkin Fatma Âliye Hanım’ın bu iki saatlik sohbette söylediği sözleri dinleyerek, mâlûmatının genişliğine, hafızasının bu kadar dolu oluşuna, birçok konuda gayet yeni ve makbul fikirler beyan etmesine hayran kaldım.”

Ayrılacakları sırada Fatih Kerimi, Fatma Âliye Hanım’dan bir ricada bulunuyor: Faziletinize ve kemalinize müştak olan Rusya’daki hemşirelerimize göstermek için resminizi lütfeder misiniz diyor. Fatma Âliye Hanım, hiç resim çektirmedim, cevabını veriyor ve arkasından da çekmeceyi çekip o sırada Paris’te bulunan hemşiresinin resmini gösteriyor.

İşte büyük tarihçimiz Ahmed Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Âliye Hanım böyle bir âlimeydi. Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

#aktüel
#hayat
#Dursun Gürlek